Gönderen Konu: Nöroloji
 (Okunma sayısı 3484 defa)

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #15 : Mart 31, 2010, 09:24:52 »
PARKİNSON HASTALIĞINDA FİZYOTERAPİNİN ÖNEMİ
 
 
 
 

 
Parkinson hastalarında tıbbi tedavinin yanı sıra beden eğitimi hareketleri de çok önemlidir. Fiziksel olarak zinde olan hastaların uzun hastalık seyriyle daha iyi başa çıktıkları bilinen bir gerçektir.
Beden eğitiminin, yapılabildiği ölçüde, özellikle kas sertliği ve hareket yavaşlığı üzerine olumlu etkisi vardır. Bilindiği gibi kullanılmayan kasların zamanla kitlesi azalır ve boyu kısalır (kontraktür), dolayısıyla vücudun kas yapısının korunması için beden hareketlerinin yapılması zorunludur. Benzer biçimde, eklemlerin her gün normal hareket menzilinde hareket ettirilmeleri gereklidir, aksi takdirde kullanılmayan bir eklemi kuşatan bağ dokusu sertleşir ve eklem hareket yeteneğini kaybederek kalıcı biçimde işlev kaybına uğrar. Böylece düzenli kas faaliyeti kasları ve eklemleri korur, ayrıca kalbin çalışmasına, kan dolaşımına ve akciğerlerin havalanmasına da katkıda bulunur. Bunların dışında beden hareketleri yapanlarda daha az kabızlık olur, böbrekler, idrar yolları ve mesane daha iyi çalışır. Öte yandan fiziksel faaliyet zihin için de iyidir. Kaslardaki gevşeme ve rahatlama fikirlerin olumlu yönde değişmesine de yol açar. Beden hareketlerinden sonra mutluluk hissi, kendini iyi hissetme duyguları kişiye hakim olur.

Kendi gözlemlerimize dayanarak, hastalarımız arasında düzenli olarak beden hareketleri yapanların, yapmayanlara göre günlük yaşamlarında daha hareketli olduklarını söyleyebiliriz. Beden eğitimi hareketleri özellikle alışık olmayan hastalar için başlangıçta zevksiz ve sıkıcı görünse de, bunu günlük yaşamın bir parçası olarak kabul etmeleri kendileri için yararlı olacaktır. Aile bireyleri de en az hekim kadar bu konuda destekleyici ve teşvik edici bir tutum içinde olmalıdırlar. Mesleği gereği fazla hareket eden hastaların bu bakımdan daha şanslı olduklarını belirtmekte yarar vardır.

Hastalar normal hareket açıklığına kavuşması amacıyla tüm eklem ve kaslarını her gün kısa sürelerle çalıştırmalıdırlar. Bu çalışmaların hastayı aşırı derecede yoracak kadar ağır olması ya da uzun sürmesi şart değildir. Eğer hasta tercih ediyorsa sabit duran bi...let ya da kürek çekme aleti gibi bazı aletlerden yararlanabilir, ancak bunların aletsiz yapılan hareketlere bir üstünlüğü görülmemiştir.

Yürüme hastalar için mükemmel ve ılımlı bir egzersizdir. Yürümenin hızı, süresi ve mesafesi hastanın yetenek ve gücüne göre değişebilmekle birlikte, günde 1-2 kilometre yürüyüşün yorucu olmadığı gibi gevşetici ve canlandırıcı bir etkisi de vardır. Yürüme şehirde ya da kırsal kesimde kolaylıkla hobi şeklinde yapılabilir, veya her sabah köşedeki dükkana gidip alışveriş yapmak, dönüşte başka bir yoldan dönmek şeklinde günlük yaşamın bir parçası haline getirilebilir. Bunun dışında yüzme son derece yararlı bir spordur, ancak denge ve yürüme bozukluğu olmayan hastalara, eğer imkanları varsa yazın sığ sularda, güvenli koşullarda yüzmeleri önerilir. Eskiden beri yapmaktan hoşlandığı tenis, futbol gibi faaliyetleri varsa, hasta bunları sürdürmelidir, zira bu tür sporlarda öğrenilmiş hareketler, yürüme gibi içgüdüsel olarak yapılan hareketlere kıyasla Parkinson hastalığından daha az etkilenir.
 

BEDEN EĞİTİMİ HAREKETLERİ

Büyük eklemleri ve onları ilgilendiren kasları düzenli olarak günde 5-10 kez ya da daha fazla hareket ettirmek son derece zindelik kazandırır. Özellikle sabah yataktan kalkar kalkmaz yapıldığında, hasta gün boyu daha fazla hareketlilik kazanır. Parkinson hastalığı belirtileri tıbbi tedaviyle kontrol altında olan ve ağır kalp yetmezliği bulunmayan hastalara bazı basit beden eğitimi hareketleri önerilebilir.

Bu bölümde, sadece ilaç tedavisinin çözüm getirmediği öne eğik duruş, yürürken ayakları sürüme, iskemleden doğrulma zorluğu gibi Parkinson hastalarının günlük yaşamlarını güçleştiren bazı belirtilerin düzeltilmesini hedef alan egzersizlere yer verilecektir. Bu tür hareketler bir fizik tedavi hekiminin veya fizyoterapistin öngörmesi sonucu, düzenli aralıklarla yaptırılır. Hastaya bazı hareketler bir kez öğretildikten sonra -aile bireylerinden birinin gözlemi altında- hasta evde her gün kendi başına yapabilir. Eğer gerekli görülmüşse germe egzersizleri ve bazı pasif hareketler her gün ve düzenli olarak bir fizyoterapistin yardımıyla yapılabilir. Günlük yapılan egzersizlerin günlük yararı hafif olsa dahi, birikmiş yararlı etkisi haftalar sonra farkedilecektir. Hastanın kendisinin yapacağı egzersizlere aşağıda bazı örnekler verilmiştir:


Sırtüstü Yatarken Yapılacak Egzersizler

 1. Her iki bacağınızı, diz bükülü haldeyken, sırayla karnınıza doğru çekiniz, diğer bacağınızı yataktan kalkmayacak şekilde bastırınız. Bu arada ellerinizden destek alabilirsiniz.
 

 2. Ellerinizden destek alarak, her iki bacağınızı dizlerinizi bükerek karnınıza doğru çekiniz.
 

 3. Her bir bacağınızı sırayla, dizlerinizi bükmeden havaya kaldırınız.
 

 4. Dizlerinizi bükmeden ayaklarınızı bilekten kendinize doğru bükünüz ve 5 sn. tutunuz.
 

 5. Kol ve bacaklarınızı yanlara doğru açıp kapatınız.
 

 6. Her iki bacak bitişik ve dizler bükülü halde iken kalça hareketi ile sağ ve sol yana dönerek dizlerinizi yatağa değdirmeye çalışınız.
 

 7. Bir önceki hareketi yaparken bacaklarınızı bir yana, başınızı aksi yöne çevirirniz.
 

 8. Dizlerinizi bükülü halde, el ve ayaklarınızı yatağa bastırarak kalçanızı yataktan yukarı doğru kaldırıp 5 sn. tutunuz.
 

 9. Bir önceki hareketi, avuç içi yukarı bakacak şekilde ellerinizden kuvvet almadan tekrarlayınız.
 

 10. Kol ve bacaklarınızı yanlara doğru açıp kapatınız.
 

 11. Dizleriniz bükülü, ellerinizi kenetli iken sırayla sağa ve sola doğru uzanmaya çalışınız ve 5 sn. kalınız.
 

 12. Kol ve bacaklarınızı yanlara doğru açıp kapatınız.
 


Yüzüstü Yatarken Yapılacak Egzersizler


 1. Eller arkada kenetli iken baş tavana bakacak şekilde göğsünüzü yataktan kaldırınız. Bu durumdayken başınızı sağa ve sola çeviriniz.
 


 2. Ellerinizi yatağa abanarak, dirsekler düz olacak şekilde baş ve göğsünüzü yataktan kaldırınız.
 

 3. Dizlerinizi sırayla bükünüz.
 


Otururken Yapılacak Egzersizler


 1. Kollarınız yanda gövdeniz öne eğik pozisyonda iken nefes alınız ve sırtınız dik olacak şekilde doğrulunuz.
 

 2. Vücudunuzun ağırlığını sırayla sağ ve sol yanlara eğilerek aktarınız.
 

 3. Bir dizinizi kendinize doğru çekerken diğer tarafa eğilerek ağırlık aktarınız.
 

 4. Dizinizi kendinize doğru çekiniz ve başınızı yavaşça dizinize yaklaştırmaya çalışınız. Başlangıç konumuna geri dönünüz. Sırtınızı dik tutmaya çalışınız.
 

 5. Sırayla topuklarınızı ve parmak uçlarınızı yerden kaldırınız. 
 

 6. Daha sonra bir ayağınızın topuğunu kaldırıken diğer ayağınızın parmak ucu kalkacak şekilde hareketi tekrarlayınız.
 

 7. Ellerinizi dizler üzerinde çapraz yaptıktan sonra, kollarınızı yanlardan yukarı doğru bir daire çizecek şekilde kaldırınız ve indiriniz. Kollarınızı kaldırıken burundan derin bir nefes alıp, kollarınızı indirirken ağızdan nefes veriniz. 
 

 8. Kollar yana açık konumda iken ellerinizi omuzlarınıza koyunuz ve sağa dönerek 5 sn. durunuz, daha sonra orta pozisyona gelip işlemi sola doğru dönerek tekrarlayınız.
 

 9. Sağ kol düz bir şekilde ileri uzatılırken, sol bacağınızı karnınıza doğru çekiniz. Daha sonra aynı işlemi sol-sağ bacağınızla tekrarlayınız.
 

 10. Sırayla sağ ve sol dizinizi düz bir şekilde ileri doğru uzatınız.
 

 11. Her iki omuzunuzu yukarı kaldırarak kulaklarınıza değdirmeye çalışınız.
 

 12. Her iki omuzunuza kendi ekseni etrafında daireler çizdiriniz. 
 

 13. Başınızı önce öne sonra arkaya yatırınız.
 

 14. Başınızı sağa ve sola yatırınız.
 

 15. Başınızı bir yandan diğer yana çeviriniz.
 

 16. Başınızı önce saat yelkovanı yönünde, sonra ters yönde döndürünüz.
 

Not: 13-16. maddelerde belirtilen hareketleri başdönmesi, boyun eklemlerinde hareket kısıtlılığı, boyun fıtığı olan hastaların çalışmaları sakıncalıdır.


Sandalyeden Kalkma ve Oturma Talimleri

Özellikle sandalyeden kalkmakta zorlanıyorsanız, oturup kalkma tekrarları yapınız ve bu hareketleri nasıl yaptığınıza dikkat ediniz. Arkası düz bir sandalye kullanınız. Kalkmak için sandalyenin ön kısmına doğru kayınız, gövde öne doğru gelecek biçimde yaklaşık 45 derece eğiliniz, bir ayağınızı sandalyenin ön kenarı hizasına koyunuz, diğerini ise yarım adım ileri yerleştiriniz, sonra ellerinizi oturma yerinin yanlarına sandalyenin ön ayaklarına yakın yerleştiriniz. Daha sonra sürekli bir yumuşak hareket ile ellerinizden kuvvet alarak ve öne adım atarak bir hamlede kalkmayı deneyiniz. Eğer gerekli olursa kendi kendinize " bir, iki, üç, hop! " diyerek sayınız. İlk girişimde başaramazsanız bir an ara verip tekrar deneyiniz.

 
 


Oturmak için, sandalyeye doğru yürüyerek iyice yaklaştıktan sonra arkanızı dönünüz ve gövdeniz öne doğru 45 derece eğilmiş bir halde kendinizi yavaşça sandalyeye bırakınız. Bu arada oturma yerini ortalamaya dikkat ediniz, zira sandalyenin bir yarısına oturulursa düşme tehlikesi doğabilir. Bu arada ayak hakimiyetinin de çok önemli olduğunu bilmek gereklidir. Sandalyeye düşercesine kendinizi bırakmayınız. deneyim kazanmak için 5 ila 10 kez oturup kalkınız.
 
 


Ayakta Yapılacak Egzersizler



 1. Yüksek adımlarla yürümeye ya da asker yürüyüşü yapmaya çalışınız. " Hop, bir, ki, üç, dört; sağ, sol, sağ, " şeklinde sayarak asker gibi yürüme ritmi oluşturunuz. Adımlarınızın yere çarpma sesine kulak veriniz ve uyum sağlayınız.
 

 2. Eğer ayaklarınızı yeterince yükseğe kaldıramıyorsanız, odada bir çizgi boyunca, birer adım aralıklarla kitap, üst üste konmuş dergiler gibi cisimler sıralayınız ve bunların üzerinden adım atarak odada dolaşınız.
 

 3. Bir sandalye çevresinde önce ileri doğru, sonra geri geri dönünüz.
 

 4. Ellerinizle bir yere tutunarak, sırayla sağ ve sol bacağınızı yanlara doğru açınız. Bu hareket kalça gücünü ve kontrolünü arttırır, yürüme esnasında bacakları birbirinden uzak tutarak dengenin korunmasını sağlar.
 

 5. Ellerinizle bir yere tutunarak sırayla sağ ve sol bacağınızı arkaya ...ürmeye çalışınız.
 

 6. Bir ayağınızı bir adım öne alınız, vücut ağırlığınızı o ayak üzerine veriniz, sonra ayağınızı yerine getiriniz. Daha sonra aynı işlemi diğer ayağınızla da yapınız.
 

 7. Bacaklarınız yanlara doğru açık ve elleriniz beldeyken gövdenizi sağa ve sola doğru esnetiniz.
 

 8. Bacaklarınız yanlara doğru açıkken öne eğiliniz, gövdenizle sağa ve sola yaylanınız.
 

 9. Ayaklarınız bitişik halde iken parmak uçlarında yaylanınız. Sonra aynı hareketi sağ ve sol bacakta tekrarlayınız.
 

 10. Duvarın köşesinde durunuz. Kollarınız yanlarda iken dirseklerden itibaren duvara yaslayınız ve gövdenizi öne doğru esnetiniz. Bu sırada topuklarınız yerden kalkmamalıdır. Bu pozisyonda 5 sn. durunuz ve doğrulunuz.
 

 

Kilitlenme Durumunu Düzeltme Önerileri

Yürüken ayaklar yere yapışmış gibi hissediliyorsa, yani " kilitlenme" meydana gelmişse aşağıdaki önerileri uygulayınız:


 1. Yanlara doğru hafifçe sallanınız ve büyük bir adım atmaya niyet ediniz.
 

 2. Yüksek sesle sayı sayınız ve büyük bir adım atmaya niyet ediniz.
 

 3. Yerden Kalem gibi bir cisim veya basamak olduğunu düşünerek, üzerinden büyük bir adım atmaya çalışıp tekrar yürümeyi deneyiniz.
 

 4. Yaklaşık 3-5 cm. lik küçük adımlarla yerinizde saydıktan sonra normal bir adım atınız.
 

 5. Kilitlenme hali sık meydana geliyorsa, alt ucuna doksan derecelik bir parça eklenerek özel olarak yaptırılmış ' L ' şeklindeki bir baston kullanabilirsiniz. Her kilitlenmede bastonun alttaki yatay parçasının üzerinden adım atmaya niyet ediniz.
 

 

Dengeyi Koruma

1. Tuvalette doğrulma, raftan bardak alma veya dik açılı bir dönüş gibi bazı hareketleri takiben, istemsiz olarak bir kaç geri adım atabilirsiniz. Yüksek topuklu ayakkabı giymek arkaya kaykılmayı önleyebilir.

 


2. Dönme hareketi için asla eksniniz etrafında ve bir ayak üzerinde dönmeyiniz. Ayaklarınız arasında belli bir açıklığı koruyarak yarım daire içinde dönünüz.

Öne Eğik Duruşu Düzeltmeye Yönelik Egzersizler



 1. Topuklar, omuzlar ve baş tamamen duvara değecek şekilde sırtınızı duvara yaslayınız ve 1 dakika böyle kalınız. Bu duruşa bozmadan bacaklarınızı olabildiğince yükseğe kaldırarak karşı duvara doğru yürüyünğz ve geri dönünüz. 
 

 2. Yüzünüzü duvara dönük şekilde yaklaşınız, kollarınızı olabildiğince yukarı kaldırınız ve avuç içlerinizi duvara yaslayarak öne eğiliniz. Yavaş bir şekilde ellerinizi duvar üzerinde ulaşabildiğiniz kadar yukarıya kaldırınız ve duvarı itmeye çalışınız, o sırada boynunuzu ve sırtınızı biraz arkaya doğru kavis yapacak şekilde bükünüz ve yukarı doğru geriniz.
 


Elleri Çalıştıran Hareketler



 1. El ayalarınızı birbirine sürtünüz.
 

 2. Ellerinizi yumruk yapıp açınız.
 

 3. Parmaklarınızı yanlara doğru açıp kapatınız.
 

 4. Ellerinizi yıkarken yaptığınız hareketleri taklit etmeye çalışınız.
 

 5. Baş parmağınızın ucunu sırasıyla diğer parmak uçlarına dokundurmaya çalışınız.
 

 6. Düğme ilikleyip açınız
 

 
7. Masaya oturunuz. Bir topu bir elinizle diğerine doğru itiniz. Daha sonra topu avucunuzla öne ve arkaya doğru yuvarlayınız.
 


Yüz İfadesinin Yumuşatılmasına Yönelik Egzersizler

Hastalığa bağlı olarak yüz mimiklerinin azaldığını ve eski yüz ifadenizin kaybolduğunu fark edebilirsiniz. Bu nedenle örneğin gülümseme, kaşları çatma, sırıtma gibi yüz hareketlerinde bilinçli olarak bir zorlanma yapmanız uygun olcaktır. Yüzdeki mimik hareketler konuşmayı doğrudan etkilemezse de düşüncelerinizi ifade etmede ve konuşmanızın daha etkili olmasını sağlamada önemlidir.

Yüz ifadenizi düzeltme amacıyla bir aynaya bakarak yapacağınız yüz egzersizleri size yardımcı olacaktır. Yüz hareketlerinizi abartarak alfabeyi ezbere okuyun ve sayı sayın.

 
  Ağzınız açın   Ağzınızı sola
doğru eğiniz.

   Ağzınızı sağa doğru eğiniz
   
 

 
  Dilinizi dışarı çıkarınız    Alt çenenizi sağa hareket ettiriniz

   Alt çenenizi sola hareket ettiriniz
   
 

 
  Sağ yanağınızı şişiriniz    Sol yanağınızı şişiriniz

   Burnunuzu büzüştürünüz
   
 

 
  Dudak altını şişiriniz   Dudak üstünü şişiriniz
   Alnınızı kırıştırınız
   
 

 
  Her iki gözünüzü kapayınız
   Sol gözünüzü kapayınız   Sağ gözünüzü kapayın
   
 


Yataktan Kalkma
Kas sertliği ve yavaşlıktan dolayı özellikle sabahları yataktan kalkma güçlülüğü yaşayabilirsiniz.

 1. Sırtüstü yatarken bedeninizi yatağın kenarına kaydırınız.
 

 2. Yan yatma pozisyonuna geliniz ve dizlerinizi bükünüz.
 

 3. Yatağın üzerindeki dirseğinizle ve diğer elinizle yatağın yüzeyini iterken bacaklarınızı sarkıtınız.
 

 4. Aynı anda başınızı yastıktan kaldırmak üzere çenenizi gövdenize yaklaştırınız ve başınızı hızla doğrultunuz.
 



Yatağa Yatma


 1. Yatağın kenarına oturunuz
 

 2. Ayaklarınız henüz yerdeyken yan olarak gövdenizi yatırınız ve başınızı yastığa koyunuz.
 

 3. Yan yatarken bacaklarınızı yukarıya çekiniz.
 

 4. Yan yatış pozisyonundan sırtüstü yatmaya geçebilirsiniz.
 

 

Giyinme
Eğer giyinme ve soyunma hareketleriniz oldukça yavaşlamış ve uzun sürüyorsa, aşağıda sıralanan öneriler giyinmenizin daha hızlı ve kolay olmasını sağlayabilir.

Giyinmeye veya soyunmaya önce kas sertliği ve yavaşlığın daha ağır olduğu tarafınızdan başlayınız.

Ayakta durmakta zorluk çekiyorsanız bir yatağın kenarına ya da koltuğa oturarak giyininiz.

Bol ve hafif giysiler giymeyi tercih ediniz. Düğme yerine önden fermuarlı olanları seçiniz.

Bağsız ve kolay giyilen ayakkabılar seçiniz. Ayakkabı giyerken uzun saplı çekecek kullanınız.

Giyinmeden önce yakınlarınızdan giysilerinizi hazırlamasını ve bir yere sermesini isteyiniz



Yutmaya İlişkin Sorunların Düzeltilmesi
·Yemek yemeğe başlamadan önce yutma işlevinin basamaklarını düşününüz: dudaklar kapalı, alt ve üst çene dişleri temas halinde, çiğnenmiş lokma dil üzerindedir. Sonra dil yukarı kaldırılır, geriye kıvrılır ve yutulur (YUKARI-GERİ-YUT).

Yutma sorununu, yemeğinizi yavaş yiyerek ve gıdayı çok ufak lokmalar halinde alarak ve çok iyi çiğneyerek bir ölçüde engelleyebilirsiniz.

Lokmaları dil ile çevirerek önce bir taraf dişlerle, sonra karşı taraftakilerle çiğnemeye gayret ediniz.

Ağzınızdaki lokmayı yutuncaya kadar ağzınıza başka bir lokma almayınız


Salya Birikmesini Önleme
Tükürüğünüzü sık aralarla yutmak için bilinçli olarak gayret sarf ediniz. Dudaklarınızı sıkıca kapatınız, tükürüğünüzü boğazınızın arkasına kaydırmaya çalışınız ve yutkununuz (YUKARI-GERİ-YUT önerisini hatırlayın).

Başınızı yukarı doğru dik tutmaya çalışınız ki tükürük boğazınızın gerisinde biriksin ve otomatik yutma hareketi kolaylaşsın.

Konuşmaya başlamadan önce ağzınızda birikmiş olan fazla tükürüğü yutunuz


KONUŞMA BOZUKLUĞUNUN DÜZELTİLMESİNE YÖNELİK ÖNERİLER

Özellikle ses zayıflaması, telaffuz bozukluğu, konuşma akıcılığında hızlanma gibi konuşma bozukluğu olan hastaların söylediklerini başkalarının anlayabilmesi bazen çok zor olmaktadır. Konuşma kaslarını en iyi şekilde kullanmayı ve böylece konuşmanın daha anlaşılır olmasını sağlayabilecek bazı egzersizler vardır. Bu çalışmalar her gün hastanın kendisi veya yakınının işbirliğiyle, düzenli olarak yapılmalıdır. Aynaya bakarak konuşmak yararlı olur, zira hasta dikkatini dudaklarının ve dilinin hareketlerine tespit eder, hatalarını görüp düzeltir. Konuşmaya başlamadan önce nefes alınmalı ve her kelimede bir duraklamalıdır. Karşıdaki kişinin zor işittiğini farz ederek dil, dudaklar ve çene güçlü bir şekilde kullanılmalıdır. Fikirler kısa ve özlü cümlelerle anlatılmalıdır. Hasta yakınları, konuşurken ses tonu giderek azalıyorsa hastayı uyarmalıdırlar. Dinlerken sabırlı bir şekilde başı sallayarak veya tasdik ederek destek verilmelidir. Anlaşılmayan kelimeleri hecelemesi istenmelidir ve anlaşılan kısmı dinleyici tekrarlamalıdır.

Sesin daha güçlü çıkmasını sağlayan egzersizler

Amaç nefes alma sıklığını arttırmak ve her bir nefes vermede söylenen kelime sayısını azaltmaktır. Normal konuşmada uygun cümleciklerde ve fikir birimlerinde nefes almak için duraklanır, daima nefes verirken konuşulur. Parkinson hastalığında ise solunum kaslarının hareketlerinin azalması nedeniyle, kelimeler arasında nefes almak için daha sık duraklama gerekmektedir.

1- Normalde farkında olmadan yapılan nefes alıp-verme eylemini istemli olarak yapmaya çalışınız. Ellerinizi karnınızın üzerine koyarak karın kaslarının nefes alıp verirken hareketini hissediniz. Bu şekilde defalarca ve düzenli bir şekilde yavaşça nefes alınız ve veriniz. Bu egzersiz için derin nefes alıp vermek gerekmez.


2- Daha sonra nefes alınız ve tekrar verinceye kadar sürekli bir ses tonu yaratınız. Sesiniz kuvvetli bir şekilde devam ettiği sürece her bir ses tonunu sürdürünüz. Ses tonu giderek azalıyorsa daha fazla devam etmeyiniz.
 

· Nefes alınız “Aaaaa” deyiniz ve dinleniniz.

· Nefes alınız “Ooooo” deyiniz ve dinleniniz.

· Nefes alınız “Uuuuu” deyiniz ve dinleniniz.

Aynı şekilde diğer sesli harfleri de çıkarma talimleri yapınız. Amaç belli bir ses tonunu 15 ila 20 saniye kadar sürdürebilmektir.


3- Konuşurken hava akımını hissetmek için el ayanızı ağzınızdan yaklaşık bir karış uzaklıkta tutunuz.

· BİR’den ON’a kadar sayı sayınız, o sırada her sayı arasında nefes alınız. Her bir sayıyı kuvvetli, güçlü bir tonda söylemeye gayret ediniz. Aynı egzersiz alfabe harfleriyle de yapılabilir.

· Sayı dizileri söylemeye çalışınız. Her diziden önce nefes alınız.

Nefes alınız, “BİR”

Nefes alınız, “BİR İKİ”

Nefes alınız, “BİR İKİ ÜÇ”

Nefes alınız, “BİR İKİ ÜÇ DÖRT”

Dayanabildiğiniz kadar çok sayıyı arka arkaya söylemeyi deneyiniz. İki kelimeyi anlaşılır biçimde söylemek beşini söylemek için aşırı çaba sarfetmekten iyidir.


4- Nefes alınız ve sonra her bir kelimenin ayrı ayrı çıkmasına dikkat ederek kısa cümlecikler kurunuz.

Bir / top / ver Loş / bir / yer

Bak / mor / taş Ne / hoş / gün

Can / kalk / koş Gir / ve / çık

Gül / ve / kuş Saz / ve / caz


5- Kısa cümlecikler kurarak kelimeleri bir anda akıcı olarak söyleyiniz.
 

Kuş sesi Taşı at

Eve gel Narı al

Şuna bak Pili tak

Topu tut Saati kur


6- Kısa cümlelerle nefes kontrolünü sağlayınız ve bölme işaretinde ( / ) ara veriniz.

Beyaz / duvara bak Terzinin / makası

Çalışma / zamanı Ceketi / söküldü

Radyoyu / kapat Deniz / bize gel

Kırmızı / başlık Elmanın / kokusu


Ses zayıflığının ve monoton konuşmanın düzeltilmesine yönelik egzersizler

Amaç konuşmanın anlamını ve anlaşılabilirliğini arttırmak üzere ses tonunun yükselip alçalması ve kelime vurgulamaları şeklinde ses yüksekliğindeki değişiklikleri kullanmaktır.

7- Sesinizi yumuşaktan daha sert tonlara doğru kuvvetlendirme egzersizleri için çok yumuşak tonda “Aaaaa” deyiniz ve ses tonunuzu giderek yapabildiğiniz kadar arttırınız. Bunu birçok kez tekrarlayınız. Egzersize başlamadan önce nefes almayı unutmayınız ve sesiniz yorulunca ara veriniz.


8- Her bir cümlecik için ses tonunuzu üç seviyede kullanarak kısa cümlecikler kurunuz ve tekrarlayınız. Sizi dinleyen kişinin farklı mesafelerde oturduğunu düşününüz: önce karşınızda, sonra odanın karşı köşesinde, daha sonra da yandaki odada oturduğunu düşününüz.


KARŞINIZDAKİ DİNLEYİCİYE

(Yumuşak tonda)


Kitap

Gülme

Korkma

Perde

Şarkı

Saksı

Yemek

Tente

Dolmuş

ODADAKİ DİNLEYİCİYE
 

(Hafif yüksek sesle)



KİTAP

GÜLME

KORKMA

PERDE

ŞARKI

SAKSI

YEMEK

TENTE DOLMUŞ

YAN ODADAKİ DİNLEYİCİYE

(Çok yüksek sesle)


KİTAP

GÜLME KORKMA

PERDE

ŞARKI

SAKSI

YEMEK

TENTE DOLMUŞ






9- Aşağıdaki kısa cümleleri 8. maddedeki gibi seslendirin.


KARŞINIZDAKİ DİNLEYİCİYE

(Yumuşak sesle)


Şşşt, bebek uyuyor

O Şule mi?

Bir sır vereceğim

ODADAKİ DİNLEYİCİYE
 

(Hafif yüksek sesle)


KİTABIMI GETİR

KAPIYI KAPAT

PENCEREYİ AÇ

YAN ODADAKİ DİNLEYİCİYE

(Çok yüksek sesle)


KAPI ÇALIYOR

KİM KEK İSTER?

TELEFONA BAK



10. Bir cümle içindeki anahtar kelimelerin her birini ayrı ayrı vurgulayarak söyleyiniz. Şöyle ki aynı cümlenin her seferinde ayrı bir kelimesini vurgulayarak defalarca tekrarlayınız, anlamının nasıl değiştiğine dikkat ediniz.

Ben sarı kalemle yazı yazmak istemiyorum.

Ben sarı kalemle yazı yazmak istemiyorum.

Ben sarı kalemle yazı yazmak istemiyorum.

Ben sarı kalemle yazı yazmak istemiyorum.

Ben sarı kalemle yazı yazmak istemiyorum.

Ben sarı kalemle yazı yazmak istemiyorum.


Telaffuzu düzeltmeye yönelik egzersizler
Konuşurken söylenenlerin daha iyi anlaşılabilmesi için dilin ve dudakların hareket açıklığının yeterli ve uyum içinde olması gerekir. Örneğin “D, L, N” gibi sesler daha çok dilin hareketiyle, “B, M, P” gibi sesler ise daha çok dudakların hareketleriyle çıkarılabilir. Bu hareketler yeterince yapılamadığı takdirde konuşma anlaşılmaz olabilir.

Aşağıda yer alan dil ve dudakların hareket ettirilmesine yönelik konuşma egzersizlerini bir aynaya bakarak günde 2-3 kez, yaklaşık 15 dakika süreyle yapınız.
 

11- Dil egzersizleri
· Dilinizi mümkün olduğu kadar dışarı çıkarınız ve tutunuz. Dil kaslarının gerildiğini hissediniz. Daha sonra gevşetiniz. Bu hareketleri defalarca tekrarlayınız.

· Dilinizi dışarı çıkarınız ve dudaklarınızın bir köşesinden diğerine doğru yavaşça kaydırınız ve her bir köşeye değdirerek kısa bir süre tutunuz. Daha sonra gevşetiniz. Bu işlemi defalarca tekrarlayınız.

· Dilinizi çenenize değecek şekilde aşağı doğru mümkün olduğu kadar bükmeye çalışınız ve tutunuz. Daha sonra gevşetiniz ve defalarca tekrarlayınız.

· Dilinizi dil ucuyla burnunuza değecek şekilde yukarıya doğru bükmeye çalışınız. Daha sonra gevşetiniz ve defalarca tekrarlayınız.

· Dilinizi dümdüz dışarı çıkartıp tekrar geri çekiniz ve bu hareketleri çok hızlı bir şekilde defalarca tekrarlayınız.

· Dilinizi sağ ve sol dudak köşelerine çok hızlı bir şekilde defalarca kaydırınız.

· Dilinizi çok hızlı bir şekilde dudaklarınızda gezdiriniz (dil sırasıyla üst dudak, sağ köşe, alt dudak, sol köşeye değdirilir).

· Yapabildiğiniz kadar hızlı ve anlaşılır şekilde “LA-LA-LA” deyiniz ve bir an dinlenerek defalarca tekrarlayınız.

· Yapabildiğiniz kadar hızlı ve anlaşılır şekilde “KA-KA-KA” deyiniz ve bir an dinlenerek defalarca tekrarlayınız.

· Yapabildiğinizce hızlı ve anlaşılır bir şekilde “KA-LA-KA-LA-KA-LA” deyiniz ve bir an dinlenerek defalarca tekrarlayınız.


12- Dilin gerisinden çıkarılan “k” ve “g” sessiz harfleriyle biten kelimeleri çalışınız.

k g

BAK TAK TUK LİG ZİG ZAG

LAK KEK KOK GAG VOG DOG

... ŞIK KAK GUG ZOG GOG

PAK ŞOK SOK

TIK GÖK DİK


13- Son harfleri, dilin ucuyla söylenen sessiz harflerden oluşan kelimeleri çalışınız. Bu harfler “t, d, n, l, s, z, ş, ç” dir. Dilinizin hareketini görmek için bir ayna kullanınız.


t d n l s z ş ç

ÇAT KOD SAN KAL BAS KAZ KAŞ KAÇ

SAT YAD ÇAN BAL KAS BOZ KUŞ HAÇ

KAT ÇAD BEN MAL SOS BÜZ BAŞ KOÇ

MAT RAD SON NAL TOS BİZ BEŞ SUÇ

ZAT AD KAN DAL KIS SİZ KOŞ SAÇ

ZIT OD YAN ZİL US MUZ DİŞ ÜÇ

SÜT UD CİN FAL KÜS YAZ LOŞ İÇ

ÜST ÖD TAN SİL YAS GÜZ MUŞ MAÇ
 


14- Son harfleri, dudakların hareketiyle söylenen sessiz harflerden oluşan kelimeleri çalışınız. Bu harfler “p, b, m, f, v” dir. “p, b, m” harfleri söylenirken dudaklar birbirine kuvvetle değdirilir. “f, v” harfleri alt dudak üst dişlerin altına hafifçe değdirilerek çıkarılır.


15- Dudak ve çene egzersizleri
· Ağzınızı defalarca yavaşça açıp kapayınız. Bu hareketlerde dudaklarınızın tamamen kapanmasını sağlayınız.

· Dudaklarınızı kapayınız ve bir kaç saniye süreyle kuvvetli bir şekilde sıkınız. Sonra gevşeyiniz ve bu hareketi defalarca tekrarlayınız.

· Geniş bir gülümseme ile dudaklarınızı geriniz ve bu şekilde tutunuz. Yanak kaslarındaki gerilimi hissediniz ve sonra gevşetiniz.

· Islık çalar gibi dudaklarınızı büzünüz ve bu şekilde tutunuz. Dudak kaslarındaki gerilmeyi hissediniz ve sonra gevşetiniz. Bu hareketi defalarca tekrarlayınız.

· Dudaklarınızı büzünüz ve bu durumda tutunuz. Sonra gülümseyiniz.

Bu hareketi defalarca yapınız.

· Olabildiğince hızlı bir şekilde ağzınızı açıp kapayınız. Her seferinde dudaklarınızı kuvvetlice kapatmaya çalışınız.

· Yapabildiğiniz kadar hızlı bir biçimde MA-MA-MA-MA deyiniz, dinleniniz ve sonra bunu defalarca tekrarlayınız.


16- Abartılı dudak, dil ve çene hareketleriyle kelimenin sonunu vurgulamaya özen göstererek söyleyiniz. Her bir kelimeden önce nefes alınız.


1- MAL MÜLK MOR 2- BAK BAL BUL 3- PAY PUL PARK 4- BÜK BEN BERK 5- TOP TOST TEL 6- DOY DOL DEL 7- NAL NOT NİL 8- GEL GİT GÜL 9- KAP KEP KİR 10- BAŞ BEL BANK 11- VAR VUR VER 12- PİS PİR PEY 13- FEYZ FAS FİL 14- DAL DİL DEK 15- SAP SİLK SEK 16- KEK KAŞ KUŞ 17- LAF LEŞ LOŞ 18- KORK KÖŞK KUR 19- GEL GÖR GÜM 20- DİP DER DAR 21- ZIP ZAR ZOR 22- NEY NOT NAR 23- TAM TEL TUŞ 24- PET POT PİL 25- DAR DUR DİK

 


Konuşmanın hızının düzeltilmesine yönelik egzersizler
Bu egzersizlerle, her bir heceyi ve kelime sonundaki sessiz harfi telaffuz ederek tane tane, serbest bir şekilde konuşma amaçlanır. Konuşmanın kolay anlaşılabilir olması için yavaş bir tempoda konuşmak daha yararlı olacaktır.


17- Konuşma hızını kontrol etmek için hecelere ayrılmış kelimeler söyleyiniz. Nefes alınız, her nefes arasında söylenen kelime sayısını azaltınız. Son sessiz harfi iyice vurgulamaya çalışınız ve kelimeleri abartılı telaffuz ediniz.

E-MA-NET AL-TIN-BAŞ

ÇE-REZ-LİK KOR-KU-SUZ

ZON-GUL-DAK KA-RAN-FİL

AT-LE-TİK MÜ-KEM-MEL

TE-KER-LEK Kİ-RE-MİT

KA-RAM-SAR SO-KUL-GAN


18- Aşağıdaki cümlecikleri hecelere ayırarak söyleyiniz

KOR-KUNÇ YAĞ-MUR

MUT-LU ÇO-CUK-LAR

KIR-MI-ZI KA-RAN-FİL

DUR-GUN A-KAR-SU

HA-Rİ-KA GÖK-KU-ŞA-ĞI


19- Karşılıklı konuşma pratiği
Her gün, ailenizden biri ya da bir arkadaşınızla seçtiğiniz bir konuda bir kaç dakika konuşunuz. Sizi dinleyen kişiden konu bulmasını isteyiniz veya kendiniz seçiniz. Bunun dışında yüksek sesle radyo veya kasette çalan bir şarkıya eşlik edebilirseniz size aynı zamanda huzur ve rahatlık verecektir.


20- Okuma pratiği
Bir gazete başlığı, kısa bir yazı, hoşlandığınız bir şiir veya bir fıkrayı yüksek sesle okuyunuz. Ancak aşağıdaki önerileri dikkate alınız.

Daha önce yaptığınız egzersizlerdeki başarınız dahilinde, nefes almaksızın söyleyebileceğiniz kelime sayısını çalışınız, ve okuduğunuz metin içinde bölme işaretleri koyunuz. Eğer bir solukta iki veya üç kelimeyi anlaşılır şekilde söyleyebiliyorsanız aşağıdaki metindeki gibi bölmeler yapabilirsiniz:
 


“SABAHIN ERKEN SAATİYDİ. GÜNEŞ YENİ DOĞUYORDU. TEKNEDEKİ HERKES UYUYORDU. YALNIZ ESEN HANIM UYANMIŞ, ÇEVREDEKİ DOYUMSUZ GÜZELLİĞİ SEYREDİYORDU. GÜNEŞ, DENİZDE YIKANIP ÇIKAN ALTIN BİR KÜRE GİBİYDİ. PIRIL PIRIL IŞIKLARIYLA GECENİN KARANLIĞINI YOK ETMİŞTİ. ALTIN BİR GÜN BAŞLIYORDU. SULAR MASMAVİYDİ. TEKNE, ARKASINDA BEMBEYAZ KÖPÜKLER BIRAKARAK İLERLİYORDU.”



21- Teyp kullanmanın yararı
Konuşurken kendi sesinizi duyarsanız onu daha iyi hale getirme olanağınız olur. Bu bakımdan egzersiz pratiklerinizi, yani yüksek sesle yaptığınız okuma veya bir gazete resmini tarif etme şeklindeki çalışmalarınız sırasında bir teyp kullanarak sesinizi kaydederseniz size yararı olur. Daha sonra ses kayıtlarını dinlediğiniz zaman sesinizin anlaşılabilir olup olmadığını ve telaffuz, konuşma hızı ve ses gücü açısından düzeltmeniz gereken özellikleri değerlendirebilirsiniz. Teybe kayıt sırasında mikrofonu her seferinde ağzınızdan aynı mesafede tutmaya çalışınız. Sesinizi dinlerken cihazın sesini her seferinde aynı ayarda açmaya dikkat ediniz.


Konuşamayan hastalar için diğer iletişim yolları
Konuşmanın ağır derecede bozulduğu ve anlaşılamadığı, yazının okunamadığı durumlarda kullanılabilecek çeşitli iletişim yolları vardır. Bu konuda seçim, hastanın ihtiyacına ve yeteneğine göre değişir. Görme ya da anlama bozukluğu olması, okuma yazma bilmeme gibi durumlar bu alternatif iletişim yollarının kullanımını sınırlayabilir. Bu durumda iletişim bazı kartlar kullanılarak sağlanabilir:

· Alfabe kartı (hasta harfleri göstererek kelimeleri heceler).

· Kelime kartı (hasta yazılmış haldeki kelimeleri işaret eder).

· Resim kartı (hasta çeşitli resimleri işaret ederek iletişim kurar).

· Yukarıdakilerin tümünün birlikte kullanılması.

Bu kartlar hastanın gereksinimine uygun olacak şekilde hastanın yakınları tarafından hazırlanabilir. En iyisi basit bir kartla başlayıp sonra hastanın ve dinleyicinin kazandığı deneyime göre bunu geliştirmektir.


ÇEVRENİN UYGUN SEÇİMİ


Hastaların günlük yaşamlarının kolaylaşması ve çeşitli ev kazalarından korunabilmeleri için aşağıda bazı önerilere yer verilmiştir:

Özel çatal, bıçak, tabak, bardak kullanılması, elde kolayca tutulabilen ve kırılmayan malzemeden yapılanların tercih edilmesi
·
Mümkünse kapı eşiklerinin kaldırılması
Halı ve kaygan döşemeden sakınılması
Hastanın sert ve dar bir yatağı ve kalkmaya yardımcı olacak bir tutunma yerinin olması
Banyo ihtiyacı için emniyetli bir şekilde oturarak, duş altında yıkanmanın tercih edilmesi
Lavaboda önüne iskemle konularak oturur şekilde el-yüz yıkanması
Banyo ve tuvalette duvarlara tutunabilmek üzere özel kollar taktırılması önerilir.





 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #16 : Mart 31, 2010, 09:26:20 »
sevgılı cenkım amcamıza tekrar takrar gecmıs olsun umarım faydalı bılgıler sunmusuzdur...
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı kuşçu

  • İmalat-ı Harbiye
  • ****
  • İleti: 390
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #17 : Mart 31, 2010, 10:03:01 S »
çok teşekkürler birol abicim.. Allah razı olsun..

babama olacak ameliyat türü, pil takılandan.. 10 gün içinde olacak ameliyatı, inşallah şimdikinden daha iyi olur..

tekrar teşekkürler birol abicim..
İlk başta anne ve babalarımızın çocukları, sonra çocuklarımızın anne ve babası oluruz. Daha sonra anne ve babamızın anne ve babası, en sonunda da çocuklarımızın çocukları oluruz.

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #18 : Mays 21, 2010, 02:51:23 S »
Periferik Nöropati Hastalığı:
Çeşitli sebeplerle ortaya çıkan ve kuvvet azlığı, duyma zayıflığı gibi belirtilerle başlayan bir rahatsızlıktır. Hastalık başlamadan önce ayaklarda yanma, ağrı, uyuşmalar görülebilir. Hastalığın sebebi olarak genellikle alkol kullanma, böbrek yetersizliği, bazı tok... (zehirli) maddelerin kullanılması, vitamin ek...likleri, çeşitli enfeksiyonlar sayılabilir. Teşhiste elektromiyografinin (EMG) vazgeçilmez önemi vardır. EMG, kasta fonksiyonu ölçerek rahatsızlığın kasta mı, periferik sinirde mi yoksa bu ikisi arasında mı olduğunu ayırt etmemize yardımcı olur.
Tedavide vitamin takviyesi yanında yoğun fizik egzersiz programları uygulanır.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #19 : Haziran 30, 2010, 02:21:39 S »
Çocuklarda Görülen Süreğen Nörolojik Hastalıklar

EPİLEPSİ

Epilepsi halk adıyla sara, yenileyen nöbetler ile karakterize sıklıkla geçici bilinç kayıplarına neden olan bir durumdur. Ancak bu geçici bilinç kaybı her zaman oluşmaz.

Nöbetler çok farklı şekilde ortaya çıkabilirler. Bazı nöbetten önce bir korku hissi olabilen olağan dışı bir algılama yaşanırken bazı nöbette kişi yere düşebilir veya ağzı köpürebilir. Bazen de boşluk nöbetleri dediğimiz kişinin gözünü bir noktaya dikmesi veya donuklaşması gibi durumlar ortaya çıkar. Epilepsi, ruh ya da akıl hastalığı değildir ve bazı nadir durumlar dışında zeka geriliğine yol açmaz.

Epilepsinin nedenleri nelerdir?

Tümörler, geçirilen beyin ameliyatları, doğuştan olan bozukluklar, doğum sonrası beyin iltihabı, ateşe bağlı istem dışı kasılmalar, vücudu etkileyen enfeksiyonlar, B6 vitamin ek...liği beslenme gibi nedenlerden meydana gelebilir.

Tedavisi nasıldır?

Epilepsi kompleks bir hastalık olduğundan doğru tedavi çok önemlidir. Bu bakımdan hastaların nörologa başvurmaları gerekmektedir.

Tedavi genelde başlangıçta antiepileptik ilaç ile yapılır. Antiepileptik ilacın yeterli olmadığı durumlarda ve epileptik odağın ameliyata uygun olduğu durumlarda beyin cerrahisine başvurulur. Ayrıca kişiye ve ailesine danışmanlık hizmeti verilmesi faydalı olacaktır.

Öneriler

■Çocuğunuzda bir ya da birkaç kez bayılma, morarma, sıçrama, çırpınma, anlamsız bakma, dalma veya size olağan dışı gelen benzeri bir rahatsızlık fark ettiğiniz anda doktora başvurunuz.
■Konu hakkında doğru bilginiz ne kadar fazla olursa çocuğunuza yardım etme imkanınızın o kadar artacağını unutmayın.
■Tedavinin en önemli kısmını ailenin oluşturduğunu aklınızdan çıkarmayın. Doktorunuz epilepsi teşhisini kesin bazı deliller olmadan koymaz. Uzun süreli en az 4-5 yıllık, belki de ömür boyu sürecek ciddi ve zahmetli bir tedaviyi gerektirdiğinden teşhisi koyarken çok dikkatli davranmalıdır. Bu aşamada doktor aile işbirliğinin çok büyük önemi vardır.
■Bayılma şeklinde nöbet geçirmekte olan çocuğunuza yapılacak şey onu zararlardan korumak ile sınırlıdır. Sakin olun, çocuğun yanından ayrılmayın, yardım gerekiyorsa bir başkasını bu işe görevlendirin. Çocuğu yere yatırın, etrafındaki sivri maddeleri ortadan kaldırın. Çocuğu yan yatırıp tükürüğünün dışarı akması ve daha rahat nefes alıp vermesi için başını hafif yana arkaya eğin. Elbiselerinin gevşetin, şayet takıyorsa gözlüklerini çıkartın, hastanın dilini ısırmasını engellemek amacıyla elle veya bir cisimle çeneyi açmaya çalışmayın, ağzına hiçbir şey koymayın. Ağzındaki yiyeceklerin çıkartılması yararlı olur. Üzerine su dökmeyin, zorla nefes aldırmaya çalışmayın, çocuğu sallayarak ya da yüzüne vurarak, bazı maddeler koklatarak uyandırmaya çalışmayın. Nöbet esnasında ilaç vermeye çalışmayın, doktorunuzun önerileri dışında kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik bir şey yapmayın. Unutulmamalıdır ki tehlikeli görünümüne rağmen epilepsi nöbeti öldürücü değildir
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #20 : Austos 18, 2010, 10:34:42 »
Migren
  Eskiden sıradan bir baş ağrısı olarak görülen migren ağrısının, başlı başına nörolojik bir hastalık olduğu artık kabul edilmiştir. Migren ağrısına, beynimizin yüzeyindeki damarların genişleyip daralması ve çevre dokulardaki ödem yol açar. Başlıca karakteristik özelliği belirli aralıklarla gelmesidir. Genç ve orta yaş grubunda yüzde 20’ler gibi yüksek bir oranda görülür. Genç ve erişkin hastalığı olarak kabul edilen migren, 45-50 yaşlarına kadar sürebilir. Migren, özellikle hanımların korkulu rüyasıdır. Ağrı, 4 ile 72 saat arası devam edebilir. Migren hastalarının büyük bir kısmının ortak özellikleri; aşırı titiz, sinirli, çok dikkatli, zihni sürekli çalışan, duygusal insanlar olmalarıdır.

Belirtileri
•Ağrı, başın bir yarısında ve göz oyuluyor gibi zonklayarak seyreder.
•Şakak ve ense ağrısı çoğu vakada karakteristiktir.
•Ağrı öncesi veya sonrası bulantı, kusma, ışığa ve sese tahammülsüzlük olabilir.
•Hastanın huzuru kaçar ve rengi solar.
•Alın ve yüze yayılan ağrı nedeni ile sıklıkla sinüzitle karıştırılır.
•Krizlerin bir kısmında ağrı başlamadan önce parlak ışık çakmaları, zikzak görüntüler, el-yüz ve kollarda hissedilen iğnelenme, uyuşma gibi şikayetler olabilir.
•Bazı hastalarda da ağrı öncesi aşırı neşelenme, gülme, mutluluktan uçuyor gibi haberciler görülebilir. (Öfori)
•Bazı hastalar ağrıyı; geriyor, çekiyor, yanıyor, sızlıyor, sıkışıyor, üşüyor, kaşınıyor, burgu ile oyuluyor, bıçak saplanıyor gibi değişik şekillerde ifade edebilir.
•Bazı hastalar ağrının geleceğini saatler önce anlayabiliyorken, bazen de birden bire şiddetli bir ağrı krizi ile kişinin hayatı alt üst olabilir.
Migreni Çağıran Sebepler
 Migren krizlerinin oluşumunda stres, açlık, tokluk, gürültü, uykusuzluk, aşırı uyku, hanımlarda adet günleri, çikolata, kuru yemiş, mantar, sosis, alkol, kolalı içecekler başlıca sebepler olarak sıralanabilir. Göz alıcı parlak ışıklar, sigara dumanı, keskin kokular, lodos ve rüzgârlı hava; migreni tetikleyen faktörlerdir. Bazı gıdalarda bulunan birtakım maddeler de damarları genişletip, migren krizini başlatabilir. Hastalığın sebeplerine yönelik çok sayıda teori hala geçerliliğini korumaktadır. Ancak beynimizdeki damar-sinir ilişkisindeki dengenin bozulması ve genetik yatkınlık esas sorumlu gibi görülmektedir. Migren bilinenin aksine, tedavisi olan bir hastalıktır. Kalıtım yoluyla, aileden çocuklara geçebilir. Doktor, muayeneden sonra teşhis için bazı tetkikler isteyebilir. Uzun tetkik ve tahliller gerekmez. Hastanın şikâyetleri ile kesin teşhis konulabilir

Tedavisi
Migren ağrısı, kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bir hastalıktır. Ağrılar, orta şiddette ya da şiddetli olabilir. Basit krizlerde ilaç almadan karanlık ve sessiz bir ortamda ağrının geçmesi beklenirken; şiddetli krizlerde hekim müdahalesi ve etkili bir tedavi programı uygulanması gerekir. Son yıllarda üretilen migrene özgü ağrıları dindiren ilaçların yanında, krize karşı koruyucu ilaçlar da verilebilir. İyi bir hasta-hekim diyalogu, her tedavide önemli ancak migren hastalığında çok daha önemlidir.

Akupunktur, migrende etkili bir tedavi yöntemidir. Hastalar herhangi bir yan etkiyle karşılaşmazlar. Akupunkturda, beynin kendi üretmiş olduğu ağrı kesiciler aktif hale gelir. Böylece çok sayıda ilaç kullanmadan tedavi gerçekleşir. Migren krizinde akupunktur tedavisi, ağrıya karşı adeta bir aşılamadır. Nasıl aşı ile bağışıklık sistemi aktif hale getirilerek hastalıklara karşı direnç kazanıyorsak, akupunktur ile de ağrıya karşı direnç kazanmış oluyoruz. Migren ağrısı ne kadar şiddetli seyrederse etsin, felce sebep olmaz ve ölümcül değildir. Bu yönüyle migren krizi şiddetli bir nisan yağmuruna benzetilebilir. Ağrı geçtikten sonra, hasta yaşamını önceden olduğu gibi sürdürür.

Migrenden Uzak Yaşamanın Yolları:
•Düzenli uyumak
•Sabahları düzenli kalkmak
•Dengeli beslenmek
•Sıkıntılı, üzüntülü ve stresli ortamlardan uzak durmaya çalışmak
•Aşırı yorucu işlerde uzun süre çalışmamak
•Kendimizle ve çevremizdeki insanlarla barışık olmak
•Doktorun tavsiye ve önerilerine uymak
•Kulaktan dolma bilgilerle tedaviyi kesmemek
•Ağrı süresince sessiz, sakin, karanlık bir ortamda, başı hafif yüksekte tutarak istirahat etmek
•Düzenli egzersiz yaparak, beyinden salgılanan ağrı kesicilerden ve mutluluk hormonundan istifade etmek
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #21 : Ekim 28, 2010, 09:15:04 »
MS hastalığı nedir   

Multiple Skleroz (MS) hastalığı, beyin ve omurilik hastalığıdır. Merkezi sinir sistemi, sinirler boyunca vücudumuzun farklı yerlerinde elektriksel mesajlar gönderen bir telefon santrali gibidir. Bu mesajlar tüm hareketlerimizi kontrol eder. MS hastalığı, mesajların düzgün şekilde iletilmesini bozar. Sağlıklı sinir liflerinin çoğu, mesajların iletilmesini kolaylaştıran miyelin denen yağlı bir madde ile çevrelenmiştir. Bu doku, sinir liflerinin elektrik uyarılarını iletmelerine yardımcı olur. MS hastalığında miyelin parçalanır ve miyelinin yerini sertleşmiş dokular alır. Böylece mesajın geçişi engellenir. Sonuçta vücut fonksiyonları kontrol edilemez hale gelir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #22 : Aralk 24, 2010, 10:57:52 »
CHARCOT-MARIE-TOOTH hastalığı üç doktor tarafından tanımlandıktan sonra 1886 yılında bu ismi almıştır. Profesör Jean-Martin Charcot (1825-1893) Pariste önceleri barut fabrikası iken sonradan Salpetriere Hastanesi adını alan ve halen ayakta duran hastanede birlikte çalıştıkları öğrencisi Pierre Marie (1853-1940) ve Londra’da Dr.Howard Tooth (1926-1956)

CMT aynı zamanda peroneal muskuler atrofi olarak ta anılır (PMA) ,çünkü ilk olarak ayağı yukarı doğru kaldırmayı sağlayan ve baldırın ön kısmından aşağı inen peroneal kas etkilenir. Zayıflamış peroneal kas dağınık yürümeye, düşük ayak ise takılıp düşmeye neden olduğundan parmak uçları kurtuluncaya kadar hasta bacağını kaldırma gereğini hisseder,yere koyduğunda ise ayak bir tarafa eğilir.

CMT nin üçüncü ve en son adı HMSN yani (herediter motor and sensoriel neuropathy) kalıtsal motor ve duyu siniri bozulmasıdır. Bu isim sendromu daha ek...siz tanımlamaktadır çünkü CMT kalıtsaldır, hem hareket ve hem de duyu sinirlerini etkileyebilir. Çoraplarının üzerinden bacak veya ayaklarıyla hissedemeyen,ayak bilek ve parmaklarını oynatamayan ve hatta dizden alt tarafını hiç hareket ettiremediği gibi hiçbir şey hissetmeyen hastalar vardır. En çok görülen de hareket kaybıdır.

CMT, sinir üzerindeki myelin veya miyelin izolasyon kılıfının bozulmadan sağlam durumda kalamaması ve buna bağlı olarak beyinden alınan mesajların sinirler vasıtasıyla kaslara düzenli iletilememesi nedeniyle, primer bir sinir hastalığıdır. Bu da, doğuştan normal yapıda kasları olan CMT hastalarını muskuler distrofisi olanlardan ayırteder. Kas atrofisi CMT’nin sinirleri etkilemesinden ve beyinden gelen hareket mesajlarının düzenli iletilmemesinden kaynaklanır. Bu nedenle, kullanılıyor olsa da kaslar atrofiye olabilir.

Muskuler distrofisi olanların ise doğuştan kaslarıyla ilgili sorunları vardır. Pek tanınmamasına rağmen CMT nadir bir hastalık değildir. Aile içinde nesilden nesile taşındığı halde bile bazı insanlar nasıl hasta oldukları hakkında fikir sahibi olamamışlardır. Doğru teşhis konan bir üye ailedeki herkes için bir ışık teşkil etmektedir. CMT Tip 1A bu hastalık genini taşıyan ebeveynden kalıtımla geçer. Bu dominant geçiş formudur. Ayrıca x kromozomuna bağlı olarak otozomal resesif geçiş te meydana gelmektedir.CMT kalıtım yoluyla 3 şekilde geçmektedir fakat olayların çoğunda otozomal dominant örnekler vardır bu da ebeveynden çocuğa doğrudan geçişi ifade eder. Bu kalıtım formunda her hamilelikte,çocuğun CMT hastası olma şansı %50 dir.

CMT kalıtım yoluyla soydan soya geçtiği gibi, önceki nesillerde bu hastalığı taşıyan kimse olmadığı halde spontan mutasyon yoluyla genetik yapıda meydana gelen bir defektle hastalık ortaya çıkmakta ve o andan itibaren sonraki nesil bireyleri için bir risk faktörü oluşturmaktadır. En çok görülen CMT tipi 17. kromozomdaki periferal myelin protein genindeki dublikasyonun yol açtığı tiptir.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #23 : Ocak 04, 2011, 03:53:59 S »
OTOİMMUN MİYASTENİA GRAVİS:
Otoimmun MG  istemli kasların anormal yorgunluğu ve güçsüzlüğü ile karakterize bir nöromüsküler bileşke (NMB) hastalığıdır. Hastalık 1677 de Thomas Willis tarafından tanımlanmış, 1973 de Simpson tarafından öne sürülen, 1977 de Patrick ve Lindstrom, Engel ve Toyka’nın bağımsız çalışmaları ile netlik kazanan immunopatogenezi, günümüzdeki immun tedaviler için gerekli zemini oluşturmuştur. MG, 6-11/1 000 000 sıklıkla görülür. Kadınlarda  3. on yılda, erkeklerde 6-7  on yılda artış gösterir. Günümüzün gelişmiş teknolojik donanımlı  yoğun bakım ünitelerinde ölüm oranı 1/ 100 000’ e düşmüştür.

 Miyastenia Gravisli hastada kas yorgunluğu ve güçsüzlük  günün ilerleyen saatlerinde artar. Menstürel dönem, viral enfeksiyonlar ve emosyonel stress tabloyu kötüleştirir. Başlangıçta  % 50 dolayında görülen ekstraoküler kas tutuluşu giderek % 90’a ulaşır. Proksimal kas tutuluşu distalden belirgindir. Kraniyal sinirler tarafından innerve edilen kaslar, servikal ,pektoral ve kalça fleksorları etkilenir. Refleksler normal ya da canlıdır. Semptomlar dalgalanma gösterir. Değişik dönemlerde, uzun ve tam düzelmeler oluşur. İlerleyen olgularda okuler tutuluş fasiyal ve bulber kaslara yayılır. Gövde ve ekstemite kasları tutulur. %40-50 olgu da başlangıç bulguları ekstraokuler tutululuşa bağlı diplopi ve blefaroptoz olmakla birlikte,bu olguların yalnızca %15’i okular kaslara sınırlı kalır. Olguların %90’ı ilk yılın sonunda generalize olur. %70 olguda tımusta lenfoproliferatif hiperplazi, %15 olguda timoma saptanır. %25 olguda diğer otoimmun hastalıkar eşlik eder. Gerek miyastenık gerekse kolinerjik kriz tabloları ciddi ve ölümcüldür. Osserman ve Genkins 1977 de klinik tabloyu; 1:okuler, 2A:hafif generalize  tutuluş, 2B orta ya da ağır generalize tutuluş, 3:akut fulminan MG, 4:geç şiddetli form olarak sınıflandırmıştır. Bu sınıflama bugün için de önemini korumaktadır. Tanıda edrofonium testi, EMG, AchR antikorları, mediasten tomografisi önem taşır. AchR antikorları şiddetli generalize olguların %100’ünde, hafif generalize olguların %80’inde, oküler formların  %50’sinde saptanır. Ayrıca çizgili kas elemanlarına karşı antikorlar ve diğer dokulara karşı antikorlar saptanabilir.Çizgili kas antikorları timomalı olguların %84’ ünde pozitiftir. Seronegatif MG lilerin bir kısmında ise anti Musk antikorları saptanır. Bu antikorların patogenezde rolü ve anlamı bilinmemektedir.

-Otoimmun myastenia gravis, patogenezi çok iyi bilinen bir hastalıktır ve  insanda antikor aracılı otoimmun hastalıklar için iyi bir model olarak kabul edilmektedir.Eksperimental otoimmun myasteni gravis (EMG) ile büyük benzerlikler gösterir.Otoimmun atağın hedefi postsinaptik membranda lokalize AchR’dir AchR, ligand kapılı iyon kanalı olarak görev yapan bir transmembran protendir.Anti AchR CD+4 Thelper hemde B hücreler immun olaya aracılık etmekle birlikte immun yanıtın effektör fazında anti-AchR antikorları rol oynar. NMB’de atak birincil olarak AchR’nın ekstraselluler parçanına (alfa subunit) karşıdır. Burası ana immunogenik bölge (main immunogenicregion=MIR) olarak kabul edilen a67-a76 bölgesidir. AchR  antikorları hedefe bağlanır, nöromusküler geçişi bozar ve klinik tabloya yol açar.Myastenia graviste antikor aracılı zedelenme  değişik mekanizmalarla oluşabilir.

1- AchR fonksiyonun blokajı. Bu güçlü bir mekanizma olarak  öne sürülmekle birlikte bu tür etkiye sahip antikorlar çok az miktardadır ve olasılıkla önemsiz bir rol oynar.

2- Postsinaptik membranda AchR sayısında azalma (Tek bir çift bağlı antikor tarafından komşu AchR  molekülünün çapraz bağlanması ile tetiklenen antigenik modulayon). Böyle çapraz bağlanmalar, intrensekmembran proteinin ortadan kaldırılması için gerekli fizyolojik mekanizmaların artışı ile sonuçlanır. AchR turnoveri artar ve membran AchR konsantrasyonu azalır. Bu mekanizmanın olasılıkla minor rol oynadığı varsayılır.

3- AchR antikorları postsinaptik membranda AchR’nın aktivasyonunu azaltarak son plak morfolojisini degiştirir. Bu destrüktif değişiklikler birincil olarak kompleman kaskadının aktivasyonu aracılığı ile olur.

MG’de hem kompleman aktivasyonun son ürünleri olan membran atak kompleksi hem de makrofajları olay bölgesine çeken kemotak... ürünler son plak bölgesinde gösterilmiştir.

Myastenia Gravis’de başlangıç ya  da tetikleyen etmenler bilinmemektedir. Çoğu olguda timik patolojilerin varlığı otoantikor oluşumunda timusun rolüne işaret etmektedir. Timusun miyoid hücreler olarak bilinen epitel hücreleri, AchR ekspresse ederler. Timus AchR antikoru ürünleyen AchR spesifik B hücreler için germinal merkezler içerir. Timik anormallik self AchR komponentlerinin tanınması ve immun yanıtın afferent kolunun oluşturulmasında önemlidir.

Komplamanı aktive eden AchR antikorları hastalığın gelişiminde kritik önemdedir. Kas fonksiyonun antikor bağımlı bozulması farklı mekanizmalar sonucu oluşmuştur. AchR spesifik CD4 + T helper hücreler MG patogenezinde  kritik rol oynar.Hastalık tablosu sürdükçe CD4+ sensitizasyon AchR'nün diğer parçalarına da yayılarak immun kaskadın genişlemesine neden olur.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #24 : Ocak 04, 2011, 03:54:58 S »
Serebral Palsi (SP)

Halk arasında “beyin özürlü” ya da “spastik çocuklar” olarak bilinen SP doğum öncesi, doğum sırası veya doğum sonrası bebeğin beyninde meydana gelen hasar sonucu oluşan, çocukta hareket bozukluklarının yanı sıra zihinsel gerilik, havale, görme, işitme, konuşma, algılama ve davranış bozukluklarına neden olabilen bir durumdur .
SP ilerleyici değildir, ancak çocuk sinir sistemindeki bir hasar ile gelişmek zorunda olduğu için belirtiler yaşantısıyla beraber değişiklik gösterir.

Bu nedenle erken tanı, hastalık kalıcı şekil bozukluklarına neden olmadan tedaviye başlanması açısından büyük önem taşır.
a) Nedenleri
Doğum öncesi nedenler: Anne baba arasında akrabalık, kan uyuşmazlığı, annenin hamileliği sırasında özellikle ilk 3 ayda geçirdiği enfeksiyöz hastalıklar (kızamıkcık, suçiçeği gibi), aldığı bazı ilaçlar veya geçirdiği kazalar.
Doğum sırasındaki nedenler: Erken veya zor doğum, doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması, anneye verilen narkoz.
Doğum sonrasındaki nedenler: Beyni etkileyen düşmeler, kazalar, ateşli hastalıklar, zehirlenmeler, tümörler.
b) Belirtileri
Beyindeki hasarın yeri ve şiddetine göre kaslarda aşırı kasılma veya gevşeklik gözlenebilir. SP’de erken belirtiler aylara göre şöyle özetlenebilir:
1 aylık bebekteki belirtiler;
Devamlı sessiz ve uyuşuk olması,
Emme bozukluğu,
Israrlı kusma,
Etraftan gelen uyarılara cevap vermeme,
Havalelerin olması.
3 aylık bebekteki belirtiler;
Sırtüstü, baş ve topuklar üzerinde yay gibi sert bir şekilde durma,
Normalde gülmeye başlayan yüz ifadesinin yokluğu.
4 aylık bebekteki belirtiler;
Baş kontrolünün olmaması,
Parmakların bükülü durması,
Gözlerde şaşılık.
8 aylık bebekteki belirtiler;
Dönme ve oturma aktivitelerinin olmaması,
Ellerini yeterli kullanamaması,
Tekme atarken iki bacağını birden düzleştirmesi,
Uzun oturma pozisyonunda bacakların ayrılmaması, çapraz durması.
10 aylık bebekteki belirtiler;:
Emeklemenin olmaması veya emeklerken iki ayağını birden çekerek sıçraması,
Tutunarak ayağa kalkmada bozukluk,
İsmi ile çağrılınca tepki göstermemesi,
Ağızdan fazla miktarda salya akması,
Verilen yiyeceği almaması veya ağzına ...ürmemesi.
1 yaşındaki bebekteki belirtiler;:
Tutunarak yürüyememesi,
Parmak ucunda ya da bacaklarını çaprazlayarak yürümesi.

Eğer çocuğunuzda bu tür belirtiler varsa en kısa sürede doktora başvurunuz.
c) Tedavisi
Serebral Palsi’li bir çocuğun oturma, yürüme gibi hareketlerinde bağımsızlığa ulaşabilmesi için rehabilitasyona ihtiyaç vardır.
Serebral Palsi’de çok değişik sorunlar görüldüğü için tedavi yöntemleri de farklılık göstermektedir.
Serebral Palsi’de tedavi 3 grupta incelenir:
İlaç Tedavisi: Hastalığı ilaçla tedavi etmek olanaksızdır. Sadece kasılmaları bir miktar azaltmak veya havaleleri kontrol altına alabilmek için ilaçlar verilebilir.
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon: Rehabilitasyonun amacı; çocuğun kollarını ve bacaklarını normale yakın kullanabilmesini sağlamak, uygun cihazlar ile ayakta durması veya yürümesini sağlayarak bağımsızlığını artırmaya çalışmak, anlaşılabilir konuşmayı öğretmek ve çocuğa olanaklar içinde normale yakın görünüm kazandırmaktır.
Cerrahi Tedavi: Sinirlere, kaslara veya kemiklere yönelik olabilir. Cerrahinin etkisinin sınırlı olduğu ve her hastaya uygulanamayacağı, bazı durumlarda cerrahinin faydadan çok zarar getireceği unutulmamalıdır. Cerrahi tedavi uygulanan çocuklarda mümkün olan en kısa sürede hareketliliğin kazandırılması önemlidir.
d) Öneriler
Her hastalıkta olduğu gibi SP’de de korunma prensipleri bilinmelidir, Koruyucu önlemler doğum öncesinde, doğum sırasında veya doğumdan hemen sonra alınmalıdır.

Tedavide en önemli rolü aile üstlenir. Bu nedenle aileler en erken devreden itibaren tedavi sürecinde yer almalı ve bu konuda çalışan sağlık ekibi ile işbirliğinde olmalıdırlar.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Nöroloji<br>
« yanıtla #25 : Eyll 09, 2011, 02:47:25 S »

BEYİN KANAMASI
Makalemizde vücudumuzun en önemli organı olan beynimizde meydana gelen birçok rahatsızlıktan biri olan beyin kanamasını ele alacağız. Makalemizi okuduğunuzda, belki sizin de günlük hayatınızda yaşadığınız bir takım belirtilerin olduğunu göreceksiniz. Beyin kanaması ile ilgili irili ufaklı bir çok soru ve bilgi bu makalede. Yararlı olması temennisi ile


Beyin kanaması nedir?
Beyin kanaması, kafatasının altında damarların bütünlüğünün bozulması sonucunda beynin içinde veya üzerinde kan birikmesine verilen olaydır. Halk arasında inme olarak da bilinir.


Beyin kanaması neden meydana gelir?
Beyin kanamalarının en sık rastlananı damar yapısına bağlı anormalliklerden, kendiliğinden yani yüksek tansiyon veya travma gibi sebeplerden dolayı meydana gelebilir.
Travmaya bağlı olan beyin kanamaları oldukça sık rastlanır. Kafatasına alınan bir darbe sonucu meydana gelir ve kanamamalara neden olur. Beyin damarı anormalliklerine bağlı olarak oluşan kanamalar da bulunmaktadır. Diğer tip kanamalar ise beyin dokusunun kendi içinde çıkan kanamalar olup beynin yapısal bozukluğu veya tümör sonucu meydana gelir.
Beynin anatomisinde önceden gelen bir problem yoksa beyin kanamalarının mevsimlerle bir bağlantısı bulunmamaktadır. Ama ilişkilendirilecek olursak yazın sıcaklığına bağlı olarak sıcaklığın artması, güneş gibi faktörler tansiyonun yükseltebileceğinden beyin kanamalarına neden olabilecektir.


Beyin kanamalarının belirtileri :
Beyin kanamaları derecesine göre;
•    bulantı,
•    kusma,
•    baş ağrısı,
•    uyuşukluk veya herhangi bir yerini hareket ettirememe,
•    bilincinde etkilenme,
•    uykuya eğilim,
•    yüzde çarpılma,
•    konuşmanın etkilenmesi gibi belirtiler gösterebilir.


Genellikle yüz kırmızı bir renk alır ve ağız çarpılmıştır. Beyin kanaması geçiren kişi olduğu yerde yığılır, kalır. Şiddetine göre bilinç kaybı ve komaya kadar gidebilmektedir. Bu durumda en yakın sağlık kuruluşuna gitmekte yarar vardır.
Beyin damar baloncuklarının patlamasına bağlı olan kanamalarda (anevrizma) insanlar hayatlarında hiç hissetmediği kadar anlık çok şiddetli ağrılar hissediyorsa, bilincini yitirmiyorsa bile bu beyin kanamasının belirtisi olabilir. Bu gibi durumlarda derhal doktora gidilmelidir.


Beyin kanamaları kalıcı hasar bırakır mı?
Beyin kanamaları veya belirtileri dikkate alınmadığı zaman hasta üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir. Beyin kanamasının olduğu yerdeki hücreler aynı kalp krizinde olduğu gibi hayatiyetini kaybettikleri için bir daha görevlerini yapamazlar. Çünkü beyin dokusunun kendini yenileyebilme özelliği yoktur. Fakat ölen hücrelerin çevresinde bulunan bayılmış hücreleri geri getirilebilirse hasar o derece az olacaktır.
Diğer bir önemli husus ise kafatasının içindeki kanamanın hacmidir. Kafatası kapalı bir kutu olduğu için beyin kanamasındaki kan miktarı beyine baskı yapar. Bu baskı ilk belirtilerin görüldüğü anda derhal müdahale edilip azaltılmazsa beyin dokusu sıkışır. Bu da hayatın sonlanması veya felç anl... gelebilir. Eğer azaltılabilirse diğer bayılmış olan hücrelerin geri dönüşümü mümkün olabilecektir.


Beyin kanaması geçiren kişiye ne yapılmalı?
Beyin kanaması geçiren bir hastanın fazla hareket ettirilmemesi, su içirilmemesi gerekir. Etrafında bulunan insanların hastayı yere yatırılması ve bir an önce sağlık hizmetleri çağırmak gerekir.


Beyin kanaması geçirmiş olanlar nelere dikkat etmelidir?
Beyin kanaması geçirmiş hasta eğer nedeni kan sulanmasından kaynaklanıyorsa aldığı ilaçlara dikkat etmelidir. Tansiyon yüksekliği kanamayı artıracağı için, tansiyonu yükseltecek olaylardan, gıdalardan uzak durması gerekir.


Hangi hastalıklar beyin kanaması riskini artırır?
Beyin kanamasında en büyük riski oluşturan hastalık tansiyondur. Çünkü tansiyon yüksekliği damarlarda çatlama ve kanama riskini artırdığı için en sık görülen nedenlerdendir.
Kan hastalığı, damar tıkanıklığı, kalpte ritim problemi olan hastalar genellikle kan sulandırıcı ilaçlara (aspirin gibi) ihtiyaç duyarlar. Buda sulandırmanın dozunun fazla kaçırılması beyin kanaması riskini artırır.
Bunun dışında kanamaya neden olabilecek kafatası içinde sağlık problemi yaşayan, beyinde damarsal yapı anormallikleri olan veya urlar gibi belirgin hastalıkları olan hastaların beyin kanaması risk taşımaktadırlar.


Beyin Kanaması Tedavisi:
Beyin     kanaması mutlaka doktor kontrolü gerektirir. Koma durumunun gelişip gelişmemesine bağlı olarak tedavisi değişir. İlk yapılacak tansiyon düşürülmelidir. Koma gelişmeyen hastaların cerrahi müdahale ile hayata dönmeleri yüksektir. Beyin kanaması geçiren kimse yaşlı bir insansa cerrahi müdahale de yeterli olmayabilir. Aşağıdaki beyin üzerine olumlu etkileri olan tavsiyeleri bulacaksınız.


Beyin Hastalıklarına Karşı Tavsiyeler:
•    Gün içinde içebileceğiniz bir adet bebek aspirini aşırıya kaçmamak koşulu ile kullanabilirsiniz. Bu sizin herhangi bir beyin – damar – kan problemlerinizde yardımcı olacaktır.
•    Ceviz, balık, fındık, bal gibi içinde omega -3 bulunan besinler tüketin.
•    Her hastalıkta olduğu gibi stresten uzak bir hayatınız olmamalı
•    Ani sinirlenmelerden kaçınmalısınız,
•    Folk asit, B12 ve B6 vitaminlerinin bulunduğu besinleri tüketin.
•    Fast food tarzı beslenmemelisiniz.
•    Alkol, şeker, çay ve kahve ve sigaradan uzak durmalısınız.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....