Gönderen Konu: Dahiliye (İç Hastalıkları)
 (Okunma sayısı 1798 defa)

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 0
Dahiliye (İç Hastalıkları)
« : Ocak 12, 2010, 02:41:07 ÖS »
İç hastalıkları departmanı çocukluk çağını aşmış bireylerin iç organ sistemleri ile ilgili incelemeleri yapar. Bu sisteme ait organların fonksiyon bozukluklarıyla ilgili teşhis ve tedavi hizmetini verir. Bunun yanı sıra sağlık hizmeti verdiği her bireyi kendisini hastalıklarda koruması için alınması gereken önlemler konusunda bilinçlendirir ve yönlendirir.

Genel dahiliye tıbbın tüm klinik branşlarına temel teşkil eden bir disiplindir. Sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların büyük çoğunluğunun problemleri iç hastalıklarının ilgi alanına girmektedir. Üst ve alt solunum yolu hastalıkları, hiper tansiyon, mide-bağırsak sistemi hastalıkları, böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı, romatizmal hastalıklar gibi çok geniş bir skalayı kapsar.

İç Hastalıkları Bölümü Alt Birimleri

1. Acil Dahiliye
2. Romatoloji
3. Gastroenteroloji
4. Hematoloji
5. Nefroloji
6. Göğüs Hastalıkları
7. Endokrinoloji
8. Enfeksiyon
9. Dahili Yoğun Bakım
10. Check-up ve koruyucu hekimlik
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 0
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #1 : Ocak 13, 2010, 04:05:45 ÖS »
anemi
Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.

anemik
Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.

kala-azar
Leishmania donovani parazitinin sebep olduğu yüksek ateş anemi dalak ve karaciğer lezyonları ile belirgin ağır enfeksiyoz hastalık.

kansızlık
Tıp dilinde anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır. En önemli nedeni yeteri kadar beslenememektir. Ayrıca, müzmin basur kanamaları, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, lösemi ve kanserde de görülür. Kansızlığın tipik belirtileri şöyle özetlenebilir. Yüzde solgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, ve ayak bileklerinde şişkinlik görülür. Hastanın burnu sık sık kanar, dilinde acılık vardır. İştahsızlık ishal ve bazen de kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, istirahat, temiz hava ve kan yapıcı gıdalar yemektir.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı Exposure

  • Yetkili Moderatör
  • Ankaragücü 100. Yıl
  • *****
  • İleti: 858
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 3
  • ANKARAGÜCÜ
    • Keçiören Uyanış Gençlik DerneÄŸi
Lösemi nedir?
« yanıtla #2 : Ocak 13, 2010, 10:42:45 ÖS »
ÇOCUKLUK ÇAĞINDA LÖSEMİLER:
Çocukluk çağındaki kanser vakalarının %35'ini lösemiler oluşturur ve birinci sıradadır. Lösemiler hücre cinsine göre; ALL (Akut Lenfoblastik Lösemi) ve AML (Akut Myeloblastik Lösemi) olmak üzere 2 ana gruba ayrılır. Kendi içlerinde de alt sınıflar tanımlanabilir.Türkiye'de her yıl 16 yaşın altında 1200-1500 yeni lösemili çocuk vakası bildirilmektedir.

Lösemi nedenleri henüz tam olarak aydınlatılmamıştır. Sitogenetik ve moleküler tekniklerdeki yeni gelişmelerle; genetik yatkınlıklar, radyasyon, benzen ve türevleri (bali, vs.), böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler, bazı kalıtsal hastalıklar ve bazı viral hastalıkların hep birlikte lösemiye neden oldukları çalışmalarla gösterilmiştir. Lösemi her yaşta görülmektedir. En sık çocukluk çağında 2-5 yaşlarında artmaktadır. 1 yaşın altında, 10 yaşın üstündeki yeni vakalarda tedaviye cevap azalmaktadır.


Herhangi bir etkiyle damarlarımızda dolaşan kanın esas yapım yeri olan kemik iliğimizdeki ana hücrelerde oluşan şifre değişikliği ile blast adını verdiğimiz olgun olmayan kan hücrelerinde artış meydana gelmektedir. Bu hücreler hızla yayılarak kemik iliğini, lenf bezlerini, dalağı, karaciğeri, bey,n ve merkezi sinir sistemini tutmaktadır.

BELİRTİLERİ:

Çocuklarda lösemi hastalığının belirtileri:
İştahsızlık
Kansızlık
Zayıflama
Bacaklarda kemik ağrıları
Cilt altında kanamaları (kırmızı noktalar veya morarmalar)
Burun ve dişeti kanamaları
AteÅŸ

ilk gözlenen bulgulardır.Ayrıca yayıldığı organlara ait belirtiler, örneğin başağrısı, kusma, karın ağrısı, görme bozuklukları önem taşıyabilir. Bu yakınmalarla müracaat ettikleri çocuk hematoloji (kan hastalıkları) uzmanlarınca yapılan muayenede çoğunlukla karaciğer ve dalak büyümesi, lenf bezlerinde genişleme, kanama bulguları tespit edilebilir.

Yapılan kan, kemik iliği, hücre tipini belirleme ve genetik tetkikler sonucu kesin tanı konulabilir.

Tanıdaki ayrıntılı testler genellikle lösemi tiplerini, tedavi prensiplerini belirlemede yardımcı olacaktır.

TEDAVİSİ

Tedavi öncelikle genel durumun düzeltilmesi yöntemleri ile başlar. Bu safhada kan veya kanın içindeki özel hücrelerini donörlerden (gönüllü kan verici kişi) alınarak lösemili hastaya verilmesi, enfeksiyon mevcutsa gerekli mücadelelerin yapılması, böbreklerin, karaciğer ve kalbin kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinden korunma önlemlerinin alınması çok önemlidir.

Ayrıca hastaların ve ailelerin hastalık hakkında bilgilendirilmesi, löseminin umutsuz değil, tersine iyi bir tedavi ve moral desteği ile lösemide %85'lere varan oranda iyileşmenin sağlandığının açıklanması tedavinin ikinci basamağıdır.

TEDAVİ ESASLARI ve İLK TEDAVİ:

Çok yüksek doz, birbirinden farklı en az 6 çeşit ilacın 4-6 hafta içerisinde damardan ve ağızdan verilmesidir. Burada amaç, blast adı verilen kötü huylu ana hücrelerin yok edilmesidir.

Ancak bu kemoterapi ilaçları, maalesef yalnızca kötü hücreleri etkilememekte, vücudumuzun iyi, faydalı hücrelerini de yok etmektedir. Bu nedenle, çocuklarımızın saçları dökülmekte, ağızlarında, bağırsaklarında yaralar açılmakta, halsizleşmektedirler. Yine, vücudumuzu enfeksiyonlara karşı koruyan savunma hücreleri de ilaçlarla yok edildiğinden immün sistem yıkılmakta, en ufak bir mikrop, hastalık etkeni dahi tüm vücuda yayılıp ağır ateşli enfeksiyonlara neden olmaktadır.

Bu nedenle lösemili çocuklarımız etraflarındaki insanlardan, havadan, sudan mikrop almamak ve korunmak için maske takmaktadırlar.

losev.org.tr
Gençliğin Kalbi Burada Atıyor

www.uyanisgenclikdernegi.org

Çevrimdışı Exposure

  • Yetkili Moderatör
  • Ankaragücü 100. Yıl
  • *****
  • İleti: 858
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 3
  • ANKARAGÜCÜ
    • Keçiören Uyanış Gençlik DerneÄŸi
Obezite Nedir
« yanıtla #3 : Ocak 13, 2010, 10:43:57 ÖS »
Tanımı
Obezite ya da halk arasında bilinen adıyla şişmanlık, vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Obezite, besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fizik aktivite ile tüketilen enerji miktarını aştığı durumda ortaya çıkar.
Obezite, insan vücudunda kalp ve damar sistemi, solunum sistemi, hormonal sistem, sindirim sistemi gibi sistemleri etkileyen ve birçok önemli rahatsızlığa zemin hazırlayan bir hastalıktır.
Kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık, iktidarsızlık, safra kesesi hastalıkları, taş oluşumu, bazı kanser türleri, obezite ile doğrudan ilişkili hastalıklardan birkaçıdır.
Sonuç olarak obezite, insan yaşamını kısaltan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak tanımlanabilir. Yapılan araştırmalara göre, obezite özellikle son 20 yılda, bütün dünyada süratle artmakta ve bir salgın hastalık gibi yayılmaktadır. Bu salgından ülkemiz de etkilenmektedir. Kadın nüfusumuzun yaklaşık üçte biri, erkek nüfusumuzun da yaklaşık beşte biri obez, yani şişmandır.


Obezite nasıl ölçülür?
Obezite için en yaygın kullanılan ölçüm, Beden Kitle İndeksi ya da İngilizce adıyla "Body Mass Index" (BMI) ve bel çevresi ölçümüdür.

BMI değeri ve anlamı
BMI, vücut ağırlığının (kg), boyun karesine (m²) bölünmesi ile hesaplanır. Bu değer yaş ve cinsiyetten bağımsızdır. Bununla beraber, BMI kullanımı, çocuklarda, hamile kadınlarda ve çok adaleli kişilerde doğru sonuç vermez, bu nedenle kullanılmamalıdır.

BMI hesaplanmasında iki örnek:


Ayşe Hanım'ın ağırlığı 70 kg, boyu ise 1.60 m'dir.
Buna göre Ayşe Hanım'ın BMI değeri:

70 / (1.60)²= 70 / 1.60 x 1.60 = 70 / 2.56 = 27.34 kg / m²'dir.


Hasan Bey'in ağırlığı da 90 kg, boyu ise 1.70 m'dir.
Buna göre Hasan Bey'in BMI değeri:

90 / (1.70)² = 90 / 1.70 x 1.70 = 90 / 2.89 = 31.1 kg / m²'dir.



Sağlık otoriteleri, BMI değerlerini, normal kilolu, fazla kilolu ve obez şeklinde gruplara ayırmışlardır.


BMI deÄŸeri

18.5 kg / m²'nin altında olanlar
Zayıf

18.5-24.9 kg / m² arasında olanlar
Normal kilolu

25-29.9 kg / m² arasında olanlar
Fazla kilolu

30-39.9 kg / m² arasında olanlar
Obez (ÅŸiÅŸman)

40 kg / m²'nin üzerinde olanlar
İleri derecede obez


olarak tanımlanmaktadır.
Bu sınıflamaya göre, Ayşe Hanım fazla kilolu, Hasan Bey ise obezdir.
Siz de bu formül ve tabloya göre kendi kendinizi değerlendirebilirsiniz.



BMI değerinizi hesaplayın
BMI değerinizi hesaplamak için boy ve ağırlık bilgilerinizi giriniz.
Boy bilgisini cm olarak (örn: 175) ağırlık bilgisini kg olarak (örn: 70) giriniz.

Boyunuz



Kilonuz





Bel çevresi ölçümü ve anlamı
Vücuttaki toplam yağ miktarı önemli olmakla beraber, yağın nerede biriktiğini bilmek daha önemlidir. Karın çevresinde yağ birikimi, kalça ve vücudun diğer bölgelerinde yağ birikiminden daha fazla sağlık risklerine neden olur. Bu risk için basit fakat doğru bir yöntem bel çevresi ölçümüdür. Bununla birlikte, bel çevresi ile ilişkili hastalık riskinin, farklı toplumlarda değişkenlik gösterdiği unutulmamalıdır.

Bel çevresi ile ilişkili metabolik hastalıklar için sağlık riski



Artmış risk
Yüksek risk

Erkek
> 94 cm
> 102 cm

Kadın
> 80 cm
> 88 cm


Gençliğin Kalbi Burada Atıyor

www.uyanisgenclikdernegi.org

Çevrimdışı Exposure

  • Yetkili Moderatör
  • Ankaragücü 100. Yıl
  • *****
  • İleti: 858
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 3
  • ANKARAGÜCÜ
    • Keçiören Uyanış Gençlik DerneÄŸi
DOMUZ GRİBİ BELİRTİLERİ VE ÖNLEMLER
« yanıtla #4 : Ocak 13, 2010, 10:45:25 ÖS »
Domuz gribi nedir?
Domuz Gribi, İnfluenza A virüsünün neden olduğu ve domuzlarda salgınlara neden olan bir solunum hastalığıdır. Domuzlardan insanlara bulaşabilmektedir.

Domuz Gribinin Belirtileri nelerdir?
Belirtiler normal insan gribi belirtilerine benzer ve
• Ateş,
• Öksürük,
• Boğaz ağrısı,
• Burun akıntısı,
• Vücut ağrıları,
• Baş ağrısı,
• Titreme halsizlik bazı vakalarda kusma ve ishal bildirilmiştir. Geçmişte zatürre ve solunum yetmezliği gibi ciddi hastalık ve ölümlere neden olduğu bildirilmiştir.
İnsandan insana nasıl bulaşır?

Domuz Gribinin A/(H1N1), mevsimsel gribin bulaştığı gibi bulaşmakta olduğu düşünülmektedir. Kişiden kişiye genellikle öksürme, hapşırma gibi solunum yoluyla bulaşır. Bazen de hasta insanların ağız ve burunlarına temas etme yoluyla da bulaştığı bildirilmiştir. Hasta bir kişinin öksürüğü ya da hapşırığından çıkan damlacıkların masa gibi bir yüzeye temas etmesinin ardından başka bir kişinin bu masaya elle dokunması, ardından ellerini yıkamadan gözlerine, ağzına veya burnuna dokunması sonucu hastalık kişiden kişiye geçebilir. Hasta kişi, hastalık belirtileri görülmeden 1 gün önceden başlayarak; hastalandıktan sonraki 7 gün ve daha fazla gün boyunca bulaştırıcıdır. Bu da kişinin domuz gribi hastalığına yakalandığını daha henüz öğrenmemişken bulaştırıcı olduğunu göstermektedir. Çocuklar, özellikle küçük çocuklar, potansiyel olarak daha uzun süre bulaşıcı olabilir.
Hastalığa yakalanmamak için ne yapmak gerekir?

İnsanlar için geliştirilmiş bir aşısı henüz yoktur. Hastalıktan korunmak için rutin önlemleri uygulamak gerekir.

Bu önlemler:
• Öksürdüğünüzde ya da hapşırdığınızda ağzınızı ve burnunuzu bir kağıt mendille kapatınız. Kullandığınız mendili hemen çöpe atınız.
• Öksürdükten veya hapşırdıktan sonra ellerinizi bol su ve sabunla yıkayınız. En az 15 ila 20 saniye yıkama önerilir. Alkolle temizleme de tercih edilebilir.
• Ağzınıza, burnunuza ve gözlerinize dokunmaktan kaçının. Çünkü virüs ellerinizle başka kişilerle tokalaşma yoluyla da bulaşabilmektedir.
• Hasta kişilerle yakın temastan kaçının.
• Genel sağlığınıza dikkat ediniz.
• İyi uyuyun, fiziksel aktivitelerde bulunun, stresten kaçının, bol sıvı alın ve iyi beslenin
• Bu hastalıkla kontamine olmuş olabilecek yüzeylere temas etmekten kaçının.
Seyahat eden kişilere DSÖ neler tavsiye etmektedir?

Dünya Sağlık Örğütü uluslararası seyahatlerin kısıtlanmasını tavsiye etmemektedir. Her zaman olduğu gibi hasta olan kişilerin uluslararası yapacakları seyahatleri ertelemeleri ve uluslararası seyahat dönüşü hastalık belirtileri görülen kişilerin ise sağlık kurumlarına başvurmaları konularına dikkat etmeleri istenmektedir. Seyahat eden kişilere enfekte olma tehlikesine karşın kalabalık ve kapalı mekânlardan uzak durmaları ve akut solunum yolları enfeksiyonları olan insanlarla yakın temastan kaçınmaları tavsiye edilmektedir. Hasta olan kişilerle temastan sonra ve bu kişilerin bulundukları ortamlarla temastan sonra ellerin yıkanması hastalık riskini azaltacaktır. Ayrıca hasta insanlar hastalığın yayılmasını önleyici uygun davranışlar sergilemeye davet edilmektedir.(Sağlıklı insanlardan uzak durmak, elleri yıkamak ve öksürükle/hapşırıkla bulaşmayı engellemek için kâğıt mendil ve maske kullanmak).
Tedavisi var mı?

Oseltamivir veya zanamivir kullanımı domuz gribinin önlenmesinde CDC tarafından tavsiye edilmektedir. İlaç kullanımı hastalığın seyrini hafifletmekte ve daha hızlı bir iyileşmeyi sağlayabilmektedir. Bunun yanı sıra ciddi komplikasyonların da gelişmesi engellenmiş olur. Antiviral ilaçlara, semptomların görülmeye başlamasından itibaren ilk 2 gün içinde başlanması gerekir.
Çocuklarda acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:

• Hızlı nefes alma ya da solunum güçlüğü
• Mavimsi cilt rengi
• Yeterince sıvı alamama
• Uyanamama ya da uyaranlara cevap verememe
• Huzursuzluk
• Grip benzeri semptomlara ek olarak ateş ve şiddetli öksürük
• Döküntü

Yetişkinlerde acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:

• Solunum güçlüğü veya nefes darlığı
• Göğüs ya da karın içinde ağrı veya basınç
• Ani baş dönmesi
• Konfüzyon
• Şiddetli bulantı ve kusma
Gençliğin Kalbi Burada Atıyor

www.uyanisgenclikdernegi.org

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 0
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #5 : Ocak 15, 2010, 02:46:48 ÖS »
gastrit
Midenin iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Mide iltihabı veya mide nezlesi de denir. Hazırlayıcı nedenler : Ağır yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur işleri, tatlılar, acı ve baharatlı yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olması, çabuk çabuk ve çiğnemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, ateşli hastalıklar, karaciğer veya safra kesesi hastalıkları, kalp hastalıkları veya romatizmadır. Tedaviye başlamadan önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir. Belirtileri : Mide ağrısı, bulantı veya kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, aniden çıkan ateş, baş dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastırlınca da ağrı hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarında artar. Tedavisi : Perhiz ve istirahat şarttır. Hastalığı doğuran nedenler ortadan kaldırılır. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanılmaz. Yemekler, yavaş yavaş ve çok çiğnenerek yenir.

kusmak
Midenin içindekilerini, elde olmayarak ağız yolu ile dışarı atmaya kusmak, kusulan şeye de kusmuk denir. Kusmanın bir çok nedeni vardır. Örneğin, zehirli, bozulmuş yiyecekler, içki, gastrit ve ülser gibi mide hastalıkları, bazı besinlere karşı hassasiyet, bazı ilaçlar, kanser, mide kanaması, mide fıtığı, sinirlenme, migren, araç tutması, zehirlenme, kansızlık, sarılık, tiroid hastalıkları, hamilelik ve çocuklarda kabakulak, bademcik veya bağırsak hastalıkları sırasında kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, kusmanın nedenini belirlemektir. Tedavi nedene göre yapılır. Hasta kustuktan sonra, sırt üstü yatırılır. Birşey yedirilmez. Bir bardak buzlu su, yudum yudum içirilir.

mide ülseri
Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir. - Tedavi süresince istirahat edin - Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin - Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın - Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın - Diş sağlığına önem verin - Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan ek... etmeyin.

onikiparmak bağırsağı ülseri
İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir.

öksürük
Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür 3 grupta toplanır. - Kuru öksürük Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür. - Nöbet şeklinde gelen öksürükBu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür. - Balgamlı öksürük Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz'un bir işareti olabilir. Öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı Holiganguc

  • Administrator
  • Ankaragücü 100. Yıl
  • *****
  • İleti: 1621
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 40
  • Tribünsel Hayat
    • 1910 Ankaragüçlüler DerneÄŸi Resmi Web Sitesi
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #6 : Ocak 17, 2010, 01:57:36 ÖS »
KLOZET KAPAGININ ONEMI..!

 

Bana gelen aşağıdaki iletiyi çok önemli olduğu için sizlere de gönderiyorum...

TV'de zap yaparken, bu bizim Amerikan asıllı Türk doktorumuz Mehmet Öz'ün progr... denk geldim.Tombul Amerikalıların bizim doktora duydukları hayranlık beni şaşırttı ve seyretmeme neden oldu... İyi ki seyretmişim ; bizim Öz, programa katılacak olan seyircilerden bir gün önce banyolarında hali hazırda kullandıkları havlu,bone ve diş fırçasından birer örnek aldırmış ve laboratuvara göndermiş. Program sırasında bu sonuçları açıkladı... Sonuç inanılmaz.... Latince adını şimdi hatırlamadığım aslında önemi olmayan x bakterisi, yine Latince adını şimdi hatırlamadığım aslında önemi olmayan y bakterisi ve yine Latince adını
ÅŸimdi hatırlamadığım aslında önemi olmayan z bakterisi, ve bunun gibi binlerce bakteri havlularımızda,diÅŸ fırçamızda,bonelerimizde, paspasımızda,tavanımızda,           duÅŸakabinimizde,küvetimizde, aynamızda,lamba,anahtarımızda.... Kısacası banyomuzun her yerinde.... DehÅŸete kapıldım..!   

Bu nasıl oluyor ; peÅŸinden hemen anlattı... Sifonu çektiÄŸimizde su partikülleri ÅŸiddetle çarpışıyorlar.       Bu ÅŸiddet,su partiküllerinin klozet çevresindeki 5 metrekarelik alana hızla yayılmasına sebebiyet veriyor...         Bu partiküller beraberlerinde bakterileri de taşıyorlar...

Peki bu bakteriler neler..?          Tahmin edebildiÄŸiniz gibi dışkı,idrar, koli basili vs...
Yani sifonu çekmeden klozet kapağını kapatmazsanız milyonlarca iğrenç bakteri banyonun her yerine havlumuzdan diş fırçamıza kadar her yere yerleşiyorlar...

Sanırım çoğumuza yıllardır manasız gelen klozet kapağının şimdi neye yaradığını anladık...!!!
HAYATIMIZ SARI-LACİVERT AKIP GİDEN BİR -MARATON-
https://www.twitter.com/Holiganguc
H A Y A T A T R İ B Ü N D E N B A K A N L A R ...

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 0
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #7 : Ocak 23, 2010, 11:05:59 ÖÖ »
Çölyak Hastalığı
 Ã‡Ã¶lyak hastalığı, vücudun, bazı tahıllarda bulunan ve gluten olarak da adlandırılan, belirli protein zincirlerine verdiÄŸi kronik reaksiyondur
Çölyak hastalığı, vücudun, bazı tahıllarda bulunan ve gluten olarak da adlandırılan, belirli protein zincirlerine verdiği kronik reaksiyondur. Bu reaksiyon, ince bağırsakta bulunan villus çıkıntılarının zarar görmesine ve bunun sonucu olarak da besinlerin ince bağırsakta gerektiği gibi emilememesine neden olur.

Çölyak hastalığının genellikle aile içinde birden fazla kişide ortaya çıktığı açık olarak kanıtlanmıştır. Hasta teşhisi konmuş kişilerin birinci dereceden akrabalarının 5-10%’da çölyak hastalığı ortaya çıkmaktadır. Çölyak hastalığı her iki cinste de görülebilir; bebeklikten, ileri yaşlara kadar hayatın herhangi bir safhasında ortaya çıkabilir.

Hastalığı başlatan unsurların iki adet olduğu gözlemlenmektedir: Genetik yatkınlık ve herhangi bir tetikleyici. Tetikleyici unsur çevresel (aşırı tahıl tüketimi), durumsal (yoğun stress), fiziksel (doğum veya ameliyat) veya patolojik(viral enfeksiyon) gibi çeşitli sebeplerden olabilir.

Çölyak hastalığının etkileri nelerdir?

Eğer dikkat edilmezse çölyak hastalığı hayatınızı tehlike altına sokabilir.

Çölyaklılar , daha çok besinlerin yeterli miktarda ince bağırsakta emilememesinden kaynaklanan rahatsızlıklara maruz kalırlar. Bu hastalıklar; diş eti hastalıkları, merkezi ve/veya çevresel sinir sistemi hastalıkları, pankreas hastalığı, iç kanamalar, organ düzensizlikleri (safra kesesi, karaciğer, ve dalak) ve jinekolojik düzensizlikler (adet görmede düzensizlikler veya nedensiz düşükler) olabilir. Doğurganlık da etkilenebilir. Bazı araştırmacılar çölyak hastalığının otizm, Aspargar Sendromu veya dikkat/konsantrasyon düzensizliği gibi zihinsel rahatsızlıklara da yol açabileceğine inanmaktadırlar.

Glutensiz diyet uygulamayan çölyak hastalarında kanser olma riski çok yüksektir.

Glutensiz diyet uygulamayan çölyak hastalarında görülen bir başka durum ise laktoz alerjisidir. Laktoz süt ve süt ürünlerinin içerisinde bulunan şekere verilen isimdir. Sindirilmesi için ince bağırsakta bulunan villuslarda üretilen bir enzim gereklidir. Gluten villusları tahrip ettiği için doğal olarak bu enzim üretilemez ve laktoz sindirilemez. Bu durumda, çölyak hastaları süt ve süt ürünleriyle problem yaşamaya başlarlar.

Çölyak hastalığı nasıl teşhis edilir?

Bu konuda uygulanan en temel yaklaşım, 3 aşamalı tanımlamadır.

1. İnce bağırsağa biopsi yapılır. Eğer villus çıkıntıları tahrip olmuşsa 2. aşamaya geçilir.
2. Kişi 6 aylık glutensiz diyete alınır. 6. ayın sonunda tekrar biopsi yapılır. Biopsi sonucunda villus çıkıntılarında iyileşme tespit edilirse 3. aşamaya geçilir.
3. Bu aşamada, 6 ay boyunca, kişiye tekrar glutenli gıdalar yedirilir. 6. ayın sonunda yapılan biopside villuslarda hasar tespit edilmesi durumunda kişi çölyak hastası olarak tanımlanır.

Şunu da eklemek gerekir ki günümüzde çoğu doktor bu tanımlamanın 3. aşamasını gereksiz bulmakta ve uygulamamaktadır.

Çölyak hastalığının semptomları nelerdir?

Çölyak hastalarında semptomlar kişiden kişiye farklılık arz etmesiyle birlikte en yaygın olarak görülenleri aşağıdaki gibidir:

* ÅžiÅŸkinlik
* İshal veya kabızlık
* Kilo kaybı
* Abdominal ağrılar
* Vitamin ek...liÄŸinden kaynaklanan problemler
* Anemi
* Kronik halsizlik
* Kemik ağrıları
* Kolay kırılan/çatlayan kemikler
* Deride kaşıntı, iğnelenme ve ürpermeyi içeren abnormal hassasiyet
* Edema
* Özellikle gözlere vuran baş ağrısı
* El ve ayak parmaklarında ürperme

Çölyak hastalığı nasıl tedavi edilir?

Çölyak hastalığının bilinen bir tedavisi yoktur. Bununla birlikte, gluten içeren gıdalardan uzak durulup; ince bağırsakta bulunan villusların tahribata uğraması engellenerek hastalığın zararlı sonuçlarından kaçınılabilir.

Çölyak hastalığı ile ilintili başka hastalıklar da var mıdır?

Aşağıdaki hastalıkların çölyakla beraber görülme olasılığı yüksektir:

* Diyabet
* Graves Hastalığı
* Addison Hastalığı
* Kronik Aktif Hepatit
* Sjogren Sendromu

Bunun yanı sıra, kesin bir iyileşme kaydedilmemekle birlikte, glutensiz diyet uygulayan kişilerin astım, kronik hahsizlik sendromu, dikkatte düzensizlik (ADD) gibi bazı rahatsızlıklarında düzelme saptanmıştır.

Çölyak hastalığı ne sıklıkla görülmektedir?

Oran, her ülkede yaşayan halkın besin alışkanlıkları doğrultusunda değişiklik arz etmekle beraber, bazı yerlerde 75 kişide 1’e kadar çıkabilmektedir.

Çölyak hastası bir annenin bebek emzirmesi doğru mudur?

Herşeyden önce şunu tekrar hatırlatmakta fayda var: ÇÖLYAK BULAŞICI BİR HASTALIK DEĞİLDİR! Bu sebepten çölyak hastası bir annenin süt emzirmesi sonucu hastalığın bebeğe bulaşma olasılığı da yoktur.

Hangi alkollü içecekler güvenlidir?

Aşağıdaki içecekler yapıldıkları maddelerin gluten içermemesi nedeniyle kullanılabilir;

* Åžarap
* Rom
* Tekila
* Sake

Malt olan hiçbir içecek içilemez; yani:

* Bira
* Viski
* Burbon
* Cin
* Likör vs...

içmeniz durumunda ertesi sabah baş ağrısından daha ciddi sorunlarla kaşılaşabilirsiniz.


 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 0
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #8 : Þubat 03, 2010, 10:03:22 ÖÖ »
İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları
 Ä°nflamatuvar bağırsak hastalıkları, bağırsağın kronik iltihabi bir hastalığı olup, çocukların kronik hastalıkları içinde önemli yer tutar
İnflamatuvar bağırsak hastalıkları, bağırsağın kronik iltihabi bir hastalığı olup, çocukların kronik hastalıkları içinde önemli yer tutar. Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı olmak üzere iki tipi vardır. Bu hastalıkların görülme sıklığı, genellikle 10 yaş sonrasında artar, küçük çocuklarda ise nadirdir.

Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı, benzer bulgularla seyreder. Sıklıkla kronik ishal, karın ağrısı ve ateşlenme gibi ortak bulgular gözlenir. Ülseratif kolitte kanlı ishal ön planda iken, Crohn hastalığında karın ağrısı ve büyüme geriliği daha sık görülür. Crohn'da göbek üstü bölgede özellikle yemekle artan tekrarlayan karın ağrıları, iştahsızlık, kilo kaybı ve büyüme geriliği tipiktir. Bu hastalıklarda iltihabi reaksiyonlar rol oynadığı için, çoğu kez bu klinik bulgulara ateş de eşlik eder. Bazı durumlarda ağızda tekrarlayan aftlar, makat etrafındaki bölgede apse, çatlak ve yaralar da saptanabilir, bağırsakla ilgili olmayan bazı belirtiler de görülebilir, hatta bu belirtiler ilk şikayet olarak ortaya çıkabilir. Eklem şişliği ve kızarıklığı (artrit), eklem ağrıları (artralji), cilt döküntüleri, beslenme bozukluğu, büyüme geriliği ve ergenlik belirtilerinin gecikmesi gibi bulgular bağırsak dışı belirtiler arasındadır. Bağırsak dışı belirtilerin ilk bulgu olarak gözlenmesi tanıyı zorlaştırabilir. Bu nedenle açıklanamayan karın ağrısı, büyüme geriliği ile giden durumlarda inflamatuvar bağırsak hastalıkları, özellikle Crohn hastalığı mutlaka araştırılmalıdır. Bazı bağırsak infeksiyonlarında (özellikle amipli dizanteri) hastaların yakınmaları, inflamatuvar bağırsak hastalığının belirtileri ile karışabilir. Bu nedenle öncelikle kan ve dışkı incelemeleriyle infeksiyon hastalığı olup olmadığı araştırılmalıdır. İnfeksiyon hastalığı varsa tedavi sonrası tekrar değerlendirme gerekir.

Klinik bulgular, kan ve dışkı tetkikleri, gerekli görüldüğünde bağırsak filmleri ile inflamatuvar bağırsak hastalığından kuşkulanılan hastalara kesin tanı için kolonoskopi yapılır. Kolonoskopi, kolonoskop adı verilen aletle makattan girilerek bağırsağın görülerek incelenmesidir. Bu yöntem sayesinde hem hastalığa bağlı lezyonların (yaraların) görerek incelenmesi, hem de alınan biyopsi örneklerinin mikroskop altında incelenmesi mümkün olur. Biyopsilerin incelenmesi sonucunda kesin tanı konur.

Çocuklarda inflamatuvar bağırsak hastalığının tedavisi, erişkin hastalarda olduğuna benzer. Ancak, ilaçların dozu, çocuğun ağırlığına ve vücut yüzeyine göre ayarlanmalıdır. Tedavinin amacı, hastalık bulgularının kontrol altına alınması ve nükslerin (tekrarların) önlenmesidir. Özellikle çocuklarda beslenmenin düzenlenmesi, gereken vitamin ve mineral desteğinin verilmesi büyüme geriliğinin önlenmesi açısından çok önemlidir. Bu hastalıklar zaman zaman alevlenmelerle giderek çoğu kez hayat boyu devam eder ve uzun süre tedavi gerektirir. Bu yüzden, inflmatuvar bağırsak hastalığı olan çocuklar, çocuk gastroenterologu olan bir merkezd tarafından izlenmelidir.

 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 0
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #9 : Mart 11, 2010, 11:32:37 ÖÖ »
Kronik böbrek yetersizliği hızla artıyor

Ne yazık ki çok kez bir böbrek hastalığı vücutta şişlik, idrarda kan görülmesi, hipertansiyon gibi gürültülü semptomlar göstermeksizin, sinsi olarak ilerleyici bir seyir göstererek böbrekleri küçültmekte , fonksiyon gören organeller bağ dokusu ile kaplanarak fonksiyon göremez hale gelebilmektedir.



Sonunda süreç ‘’son dönem böbrek hastalığı’’ dediğimiz bir sonla bitmektedir. Bu durum günümüzde hastanın sonu olmamaktadır ama bu dönemde hastanın yaşamın sürdürülmesi diyaliz , böbrek nakli (böbrek transplantasyonu) gibi hastanın yaşam kalitesini ciddi oranda etki eden, uygulaması oldukça güç ve pahalı bazı yöntemlerle mümkün olur. Bu hastalığın sinsi özelliğinin oldukça sık görülmesi çoğu hastayı böbreklerindeki ciddi sorunun geri dönüşsüz olduğu bu son noktada bardağı taşıran son bir damla ile hastaneye gitmek zorunda bırakır, hastalığını çok geç olarak öğrenmiş olur. Birden hasta ve hatta tüm ailesi bu acı gerçekle sarsılır. Bugün hemodiyaliz merkezlerindeki hastaların en az %60’ı ne yazık hastalıklarını diyalize girmek zorunda kaldıkları gün öğrenmişlerdir.

Konunun önemi nedir? : Türk Nefroloji Derneği Kayıtlarına göre 2007 yılı sonu itibariyle 50.000 civarında son dönem hastamız var. Bu milyon nüfus başına 700’den fazla kişi demektir. Bugün Batı ülkeleriyle hemen hemen aynı olan bu orana göre hastaların yaklaşık 40000 kadarı sayısı 750 civarında olan hemodiyaliz merkezlerinde, 5-6 bin kadarı periton diyaliz dediğimiz yöntemle, 2-3 bin kadarı da fonksiyon gören böbrek transplantı ile yaşamını sürdürüyor. Şunu belirtmek gereklidir ki bu yaşamı mümkün kılan bu yöntemler asıl olarak bu sayıları artıran faktördür. Çünkü bu hastalar bu yöntemler sayesinde yaşama devam edebildikleri için sayıları artmaktadır. Fakat ayrıca bizde ve tüm dünyada yeni kazanılan hasta sayısında da giderek artma görülmektedir. Yine NHANES çalışmasında 2003 yılında ABD’de 300.000 kadar 5. evre kronik böbrek yetersizliği yani son dönem böbrek hastası mevcut olmasına karşılık orta şiddette böbrek yetersizliği olan 8 milyon kadar Amerikalı mevcuttur. Ülkemizde de Türk Nefroloji Derneği desteği ile yapılan CREDIT çalışması Ülkemizde tüm bölgelerde doğrudan normal nüfusta yaptığı epidemiyolojik tarama ile son üç evre böbrek yetmezliği (böbrek fonksiyonları %60’ın altındaki hastalar) oranı %9 olarak saptamıştır. Bu yaklaşık 3.5-4 milyon kişiyi temsil etmektedir. Yani gerçekte bizim farkında olmadığımız önemli sayıda insanımız bu hastalığa sahiptir. Bu hastalık toplumsal bir boyut kazanmıştır, büyüyen bir epidemi (salgın) durumundadır. Bu nedenle de bu makale kaleme alınmıştır.

Artışın en önemli nedeni diyabet ve hipertansiyondur: Gerek yukarıda söz ettiğimiz NHANES çalışması gibi yabancı epidemiyolojik çalışmalar gerekse Türk Nefroloji Derneğimizin yapmış olduğu çalışmalarda ve kayıt sisteminde bu artıştan birkaç faktör sorumlu görünmektedir. Bunların başında diyabet yani şeker hastalığı gelmektedir. Türkiye’de 2007 yılında hemodiyaliz hastaları arasındaki diyabetik oranı %30, Avrupa’da %40 civarındadır. Ama asıl önemli olan, bu oranların son 10 yıl içinde iki katından fazla artarak bu noktalara gelmesidir. Diyaliz hastalarında altta yatan hastalık nedenlerinin ikincisi ülkemizde ve dünyada hipertansiyondur . Hipertansif hastalarda arteriosklerozun yani damar sertliğinin artışı böbrekleri de hastalandırmaktadır. Nüfusumuz önemli ölçüde yaşlanmıştır. İlerleyen yaşla birlikte böbreklerde damarsal sorunlarla gelişen yetmezlik oranı da artırmaktadır. Bugün kontrast madde dediğimiz ilaçlarla radyolojik görüntüleme yöntemleri (tomografi, anjiografi ve benzeri) çok fazla miktarda kullanılmaktadır. Bunlar doğrudan böbrek hastalığı yapmasa da başlangıç halindeki böbrek sorunlarını ağırlaştırabilmektedir. Yine benzer şekilde romatizmal ilaçlar (nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar ) bu tür sonuçlar doğurabilir. Günümüzde böbrek yetmezliğinin genç yaşlarda görülen nedenleri arasındaki nefritler ve taş, iltihap, ileri yaşta görülen prostat büyümesi gibi ürolojik nedenler erken tanınarak tedavi edildikleri için olmalı giderek azalmaktadır.

Böbrek hastalığının belirtileri nelerdir? : Özellikle bir böbrek hastalığını düşündürür belirtilerin başında ödem gelir. Ödem hasta veya gözlemleyen yakınları tarafından göz altında şişme veya bacaklarda parmak basınca göçen şişlikler şeklinde veya yüzüğün veya eteğin sıkması bazen ani kilo artışının saptanması ile fark edilebilir. Burada önemli olan ödemin her zaman böbrek hastalığı nedeniyle olmamasıdır. Ayırıcı tanı yapılırken de kuşkusuz önce böbrek hastalığı düşünülecektir. İdrar renginde gözle görünür koyulaşma şeklinde fark edilecek idrarda kan görülmesi bazı taş tümör gibi ürolojik nedenler dışında bir nefrit belirtisi de olabilir. Hipertansiyon hele erken yaşlarda tansiyon yüksekliğinin varlığı durumunda bir böbrek hastalığı akla gelmelidir.Bazen erken yaşta bilinen bir tansiyon yüksekliğine hiçbir şekilde yaklaşımda bulunulmayıp sadece antihipertansif tedavi verildiği sonra da yıllar sonra hastada böbrek yetersizliği geliştiğini üzülerek görmekteyiz. Böyle nispeten daha gürültülü belirtiler dışında, aslında bir çok hastalıkta var olabilecek halsizlik, nedeni belirgin olmayan kansızlık, açıklanamayan kaşıntı nihayet iştahsızlık, bulantı kusma gibi belirtiler de böbrek yetersizliğinin ilk işareti olabilir. Kadın hastalarda gebeliğin erken dönemlerinde ödem ve tansiyon yüksekliği, son aylarda görülen eklampsi dediğimiz gebelik zehirlenmesi, tekrarlayan düşük ölü doğumlar, adet göremememe de dikkati çekmeli gebelikten sonra böbrek hastalığı yönünden değerlendirilmelidir. Çok kez halsizlik veya kansızlık gibi durumlar o kadar ılımlı seyreder ki böbrek yetmezliği çok ilerlediği halde hastalar hastalanmakta olduklarını fark edemezler. Rutin anlamda her türlü nedenle bir hekime başvuran hastaya bir idrar tetkiki ve böbrek fonksiyonlarını yansıtan testler yapılmalıdır. Yine herhangi bir nedenle bir ilaç kullanılacaksa(özellikle bazı antibiyotikler, nonsteroid anti romatizmal ilaçlar gibi), bir kontrast madde verilerek bir radyolojik görüntüleme ( anjio ve BT gibi) yapılacaksa veya herhangi bir operasyon yapılacaksa böbreklerle ilgili inceleme yapılmalıdır.

Önemli belirti idrarda protein varlığıdır: İdrarla normalde kanda bulunan protein atılmaz. İdrarda proteinin varlığı böbrekteki hasarın en önemli göstergesidir. Bu bulgunun saptanması için yapılacak bir idrar tetkiki gayet basit ucuz bir yöntemdir. Ödemli bir hastada, idrarda kan bulunan bir hastada, hipertansiyon söz konusu olan hastada bu durumların böbrek hastalığı nedenli oldukları ancak hastanın idrarında proteinin varlığı ile anlaşılabilir. Konuya başlarken bu hastaların her zaman gürültülü tablolarla gelmediğini ifade etmiştim. Ama doğru yapılıp doğru yorumlanan basit bir idrar tetkiki hastalığı ele verebilir. Hemen bütün böbrek hastalarında mutlaka bir idrar bulgusu mevcuttur.
Bu kuralın pek az istisnası vardır.

Erken tanı önemli mi?: Hastalığın hızlı ve alevli gidişi esnasında genel olarak bazı tedavi yöntemleri ile hastalığı tedavi etmek veya tamamen tedavi olmasa bile durdurulması, en azından frenlenmesi söz konusu olabilir. Örneğin ‘’ hızlı ilerleyen glomerulonefrit’’ dediğimiz hastaya günler haftalar içerisinde böbrek fonksiyonlarını kaybettiren bir akut nefrit durumunda erken böbrek biyopsisi ile patolojik görünümün evresine bağlı olarak belirli oranda tedavi şansı olabilir. Ne yazık ki bu hastaların çoğu yanlış olarak son dönem böbrek hastalığı tanısı alabilmekte bulunduğu kentte hemen bir hemodiyaliz tedavisine yönlendirilebilmekte ve hasta bu hastalık için var olan tedavi şansını yitirebilmektedir. Bu tip hastalar mutlaka ve mutlaka bir böbrek biyopsisi olanağı olabilecek iç hastalıklarının böbrek hastalıkları ile ilgili dalı olan nefroloji kliniklerine yönlendirilmelidir.
Diyabetik hastalarda erken dönemde iyi şeker kontrolu, hipertansif hastaların tedavisinin uygun yapılması aynı zamanda böbrek hastalığının korunması anl... gelir. Bu hastaların erken olarak – hastalar diyaliz noktasına gelmeden- nefroloji kliniklerince takibi hastalığın akıbetini olumlu yönde etkilediğine dair önemli sayıda yayın mevcuttur.

Ürolojik olayların sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, idrarın geri kaçışı (refluks), tıkayıcı taşlar, prostat büyümesi gibi durumlar ihmal edilir de, doğru olarak doğru zamanda müdahale edilmediği taktirde de kronik böbrek yetmezliğine yol açabilir. Her şeye rağmen bir çok böbrek hastalığının tedavisi yok. Belki bu hastalıklardan gelişen böbrek yetersizliği bir kader olarak algılanabilir. Ama yukarıda belirtmeye çalıştığım önlenebilir durumlar asla kader değildir.

Kronik böbrek yetmezliği önlenemezse her şey bitmiş midir?: Bu tür düşünce bugünün nefrolojisi için geride kalmıştır. Son dönem böbrek hastalığı süreci içerisinde dikkatle izlenerek günün birinde diyaliz ve/veya böbrek nakliyle son bulacak süreç içerisinde tedavi edilecektir. Burada tedavinin amacı böbrek fonksiyon kaybının hızını yavaşlatmak olduğu kadar bundan daha önemlisi bu süreç içerisinde böbrek yetersizliğinin ortaya çıkarabileceği bazı olumsuzluklar nedeniyle ilerde böbrek nakli dahi yapılsa asla telafi edilemeyecek hasarlar bırakmamaktır. Şunu ifade etmek istiyorum: örneğin kontrolü iyi yapılmayan bir hipertansiyonun kalp büyümesi veya beyin kanamasına felçe yol açması sonradan telafi edilemeyeceği gibi. Keza kalsiyum metabolizmasını düzenleyen D vit yetmezliğinin ve paratiroid hormon salgı artışının iyi tedavi edilmemesi nedeniyle ortaya çıkabilecek metabolik kemik hastalıkları buna bağlı sakatlıklar ama daha da önemlisi damar kireçlenmeleri ve buna bağlı kalp damar hastalığı kesinlikle önlenmeye çalışılmalıdır. Herşeye rağmen son dönem böbrek yetmezliği ilerler hasta kendi böbrekleriyle yaşamını sürdüremez hale gelirse de o zaman bu fonksiyonu yerine koyabilecek başka bir şey yapılacak ki bu da diyaliz veya böbrek nakli olacaktır. Bu yöntemler belki ileride başlı başına makale konuları olacaktır ama burada şunun altını önemle çizmeliyim ki hiçbir organımızın son döneminde ( Kalp, karaciğer, beyin gibi) bu kadar yaşamı kurtarıcı tedavi yöntemi geliştirilememiştir. Evet bu tedavilerin de kendine göre sorunları vardır ama hastalara kabul edilebilir uzunlukta ve kalitede yaşam şansı tanırlar. Yeter ki bu yöntemler zamanlı bir şekilde, hastaya uygun yöntem seçilerek, uygulamaya konsun ve etkin bir biçimde de uygulansın. Bu hastalıkla yaşamını sürdüren hastalarımız da bardağın dolu kısmını görmelidirler. Unutmamalılar ki hekimlerin onlara yardımı ancak onların kendilerine yardımıyla mümkün olacaktır.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 0
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #10 : Mayýs 08, 2010, 10:44:42 ÖÖ »
Addison hastalığı
Addison Hastalığı
Böbreküstü hormon bezlerinin, ağır kanarna, frengi, tüberküloz veya tümör gibi ciddi vakalardan sonra yıkıma uğrayarak iş göremez duruma düşmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.

* Belirtileri:
- Genel zayıflık, kansızlık, midede aşırı hassasiyet ilk belirtileridir.
- Hormon ek...liğinin devam etmesi halinde kalp kaslarında gevşeme ve dolayısiyle kalp atışlarında zayıflama görülür.
- Yüz ve ellerden başlayarak deride renk değişmeleri ile kendisini açıkça belli eder. Derinin rengi sarıdan koyu kahverengiye hatta siyaha kadar değişmeler gösterir.
- Aşırıya varan bir halsizlik ve hareket güçlüğü hastayı yatağa düşürür.
- Kalp basıncının iyice azalması sonucu kulaklarda çınlama, baş dönmesi ve nihayet bayılma nöbetleri görülür.
Aynı zamanda kalp çarpıntısı, mide bulantısı ve kusma da görülür.

* Ne Yapmalı ?
- Böbreküstü bezlerinin salgıladığı hormonları dışarıdan (ağız yoluyla) vermekten başka çare yoktur. Bu bir "ek...liği tamamlama" tedavisi olduğundan; hasta verilen hormonal ilaçları ömür boyu kullanmak zorundadır.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 0
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #11 : Haziran 28, 2010, 09:44:38 ÖÖ »
DAHİLİYE HASTALIKLARI   
 
 
 
 
 
 
Tiroid bezi rahatsızlıkları ya da daha bilinen adıyla "guatr", ülkemizde sık görülen bir rahatsızlıktır. Özellikle Karadeniz Bölgesi'nde su ve toprakta iyot tuzu ek...liği görülebilmesi nedeniyle sıkça karşılaşılır.


İyot, tiroid hormonunun yapıtaşı olup ek...liğinde tiroid bezi TSH hormonu etkisiyle gittikçe büyür ve nodüler bir yapı kazanır hatta dışarıdan gözle görülebilir hale de gelebilir. Önceleri yeterli hormon salgılayabilirken daha sonra büyük boyutta nodüler ancak yetersiz hormon salgılar hale gelir. Erken tanı konulamazsa hastalarda gittikçe ağırlaşan klinik bulgular görülmeye başlar,

Tiroid bezi, insan boynunda gırtlak önünde bulunur, insan metabolizmasının hızını ayarlayan T3 ve T4  hormonlarını salgılar. Bu hormonlar vücut ısımızdan, sindirim sisteminin çalışmasına; kalp atım sayımızdan terleme miktarımıza kadar birçok yaÅŸamsal fonksiyonu yönetir. Tiroid bezinin çalışması, beyindeki "hipofiz bezi" dediÄŸimiz organdan salgılanan TSH ile kontrol edilir.

Tiroid bezinin az ya da çok çalışması guatr dediğimiz tiroid bezi rahatsızlıklarına yol açar.

TİROİD BEZİNİN YETERLİ HORMON ÜRETEMEMESİNE "HİPOTİRİDİ" DENİR.
Belirtiler:
" Yorgunluk
" Kabızlık
" Kalpte yavaÅŸlama
" Üşüme, soğuğa tahmmülsüzlük
" Hareketlerde ve zihinsel hızda yavaşlama
" Adet düzensizliği ve kısırlık
" Cilt ve cilt altında ödem ile kilo alma
" Metabolizma hızında yavaşlama
" İştah azalması
" Ses kalınlaşması
" Uykuya eÄŸilim ve uyku apne sendromu
" Gözlerde şişme
" İleri dönemde koma hali ve solunum durması

Hipotiroidi yani tiroid bezinin az çalışması tanısı, kanda T3, T4 ve TSH hormonlarının düzeyi bakılarak konulur.  Özellikle T4 hormonunun düşmesi tüm hipotiroidilerde yani tiroidi az çalışan kiÅŸilerde görülür.

Hipotiroidi ( Az çalışan tiroid) tedavisi: Hastaya ağızdan hap olarak olarak T3 hormonu ya da T3- T4 mixt hormon tedavisi yapılır, günlük 25 mikrogramla başlayan doz gittikçe artırılır.

TİROİD BEZİNİN FAZLA MİKTARDA HORMON ÜRETMESİNE VE SALGILAMASINA "HİPERTİROİDİ" DENİR.

Belirtiler:

" Terleme, sıcak basması
" Kilo kaybı
" Ayak bileğinde ödem
" Aşırı derecede güçsüzlük
" Çarpıntı
" İshal
" Artmış iştaha karşın kilo kaybı
" Gözlerde ileri derecede büyüme ve öne doğru ilerleme (Egzoftalmi)
" Ellerde titreme
" Saç dökülmesi
" Sinirlilik hali

Hipertiroidi nedenleri, hipofizden fazla TSH salgılanması ya da bağışıklık sisteminin etkisiyle tiroid bezinin fazla çalışması ile olabilir. Ayrıca hormon salgılayan tek ya da çok sayıda tiroid nodülü de gözlenebilir.

Hipertiroidi tedavisi: Tedavinin amacı üretilen hormon düzeyinin azaltılmasıdır. Hastalarda ilaç tedavisi sonuç vermediği zaman radyoaktif iyot tedavisi ya da cerrahi tedavi uygulanabilir.

HASTA ÖTİROİD SENDROMU (NORMAL TİROİD FONKSİYONU İLE GİDEN HASTALIK HALİ)

Ağır hastalık ya da ağır egzersiz, fiziksel travma tiroid hormonunun etrafta tutulmasını ve TSH salınımını etkileyebilir.  Herhengi bir guatr rahatsızlığı olmadığı halde kiÅŸilerde vücutta oluÅŸan diÄŸer anormal durumlar nedeniyle hormon yetersizliÄŸi görülür. En belirgin özellik, T3 deÄŸerinin kanda düşük olarak tespit edilmesidir. T4 deÄŸerleri deÄŸiÅŸiklik gösterebilir. Ötiroidik durumun tespiti için TSH deÄŸerlerinin normal olması önemlidir.

TİROİDİT (Tiroid iltihabı)

Genellikle üst solunum yolları enfeksiyonlarını takiben, virüslere bağlı olarak ortaya çıkar. Boğazda ağrı, yanma, hassasiyet, sıcaklık artışı olur, ağrı çene altına kadar vurabilir. Boyun bölgesinde lenf bezi büyümesi de gözlenebilir. Ani ateş, ağrı, sedimentasyon yükselmesi gözlenebilir. Tiroid fonksiyonlarına göre tedavi düzenlenir.

HASHİMOTO TİROİDİTİ

Bağışıklık sistemine baÄŸlı (otoimmün) geliÅŸen kronik gidiÅŸli iltihabi bir hastalıktır. Guatr bezi genellikle asimetrik olarak büyür ve  zamanla hormon yetersizliÄŸi geliÅŸir. Hastalarda baÅŸlangıçta; boÄŸazda ve boyunda aÄŸrı, halsizlik, çarpıntı, boyun bölgesinde ateÅŸlenme ve hassasiyet görülür. Önceleri sıcaklık basması, terleme, çarpıntı gibi bulgular oluÅŸtuÄŸu halde, zamanla tiroid bezinde harabiyet geliÅŸtiÄŸi için; hastada kilo alma, üşüme, kalpte yavaÅŸlama gibi bulgular oluÅŸabilir. BaÅŸlangıçta kanda TSH hormon düzeyi artar, serum T4 düzeyleri düşer ve hipotiridi bulguları geliÅŸir. Hipotiroidi durumu geliÅŸtikten sonra tamamlayıcı tedavi uygulanır.

TİROİD BEZİ RAHATSIZLIKLARININ ÖNLENMESİ

Özellikle iyot ek...liği olduğu bilinen bölgelerde iyotlu tuz kullanımının önerilmesi, hastalığın sık görüldüğü bölgelerde sularda iyot analizi yapılması da önemlidir. Ayrıca tiroid fonksiyon testlerinin tarama testi olarak kullanılması ve erken tanı konulması hastalığa bağlı birçok malüliyeti engelleyecektir. Gebelerde ilk haftalarda tiroid hormonunda ek...lik ya da fazlalığın tespit edilmesi, hem annenin sağlıklı bir gebelik geçirmesi açısından hem de bebekte oluşabilecek sakatlıkların önlenmesi açısından çok önemlidir.

 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı NAYBET

  • Ankaragücü 100. Yıl
  • *****
  • İleti: 800
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 1
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #12 : Temmuz 15, 2010, 09:31:00 ÖÖ »
Çölyak Hastalığı
 Ã‡Ã¶lyak hastalığı, vücudun, bazı tahıllarda bulunan ve gluten olarak da adlandırılan, belirli protein zincirlerine verdiÄŸi kronik reaksiyondur
Çölyak hastalığı, vücudun, bazı tahıllarda bulunan ve gluten olarak da adlandırılan, belirli protein zincirlerine verdiği kronik reaksiyondur. Bu reaksiyon, ince bağırsakta bulunan villus çıkıntılarının zarar görmesine ve bunun sonucu olarak da besinlerin ince bağırsakta gerektiği gibi emilememesine neden olur.

Çölyak hastalığının genellikle aile içinde birden fazla kişide ortaya çıktığı açık olarak kanıtlanmıştır. Hasta teşhisi konmuş kişilerin birinci dereceden akrabalarının 5-10%’da çölyak hastalığı ortaya çıkmaktadır. Çölyak hastalığı her iki cinste de görülebilir; bebeklikten, ileri yaşlara kadar hayatın herhangi bir safhasında ortaya çıkabilir.

Hastalığı başlatan unsurların iki adet olduğu gözlemlenmektedir: Genetik yatkınlık ve herhangi bir tetikleyici. Tetikleyici unsur çevresel (aşırı tahıl tüketimi), durumsal (yoğun stress), fiziksel (doğum veya ameliyat) veya patolojik(viral enfeksiyon) gibi çeşitli sebeplerden olabilir.

Çölyak hastalığının etkileri nelerdir?

Eğer dikkat edilmezse çölyak hastalığı hayatınızı tehlike altına sokabilir.

Çölyaklılar , daha çok besinlerin yeterli miktarda ince bağırsakta emilememesinden kaynaklanan rahatsızlıklara maruz kalırlar. Bu hastalıklar; diş eti hastalıkları, merkezi ve/veya çevresel sinir sistemi hastalıkları, pankreas hastalığı, iç kanamalar, organ düzensizlikleri (safra kesesi, karaciğer, ve dalak) ve jinekolojik düzensizlikler (adet görmede düzensizlikler veya nedensiz düşükler) olabilir. Doğurganlık da etkilenebilir. Bazı araştırmacılar çölyak hastalığının otizm, Aspargar Sendromu veya dikkat/konsantrasyon düzensizliği gibi zihinsel rahatsızlıklara da yol açabileceğine inanmaktadırlar.

Glutensiz diyet uygulamayan çölyak hastalarında kanser olma riski çok yüksektir.

Glutensiz diyet uygulamayan çölyak hastalarında görülen bir başka durum ise laktoz alerjisidir. Laktoz süt ve süt ürünlerinin içerisinde bulunan şekere verilen isimdir. Sindirilmesi için ince bağırsakta bulunan villuslarda üretilen bir enzim gereklidir. Gluten villusları tahrip ettiği için doğal olarak bu enzim üretilemez ve laktoz sindirilemez. Bu durumda, çölyak hastaları süt ve süt ürünleriyle problem yaşamaya başlarlar.

Çölyak hastalığı nasıl teşhis edilir?

Bu konuda uygulanan en temel yaklaşım, 3 aşamalı tanımlamadır.

1. İnce bağırsağa biopsi yapılır. Eğer villus çıkıntıları tahrip olmuşsa 2. aşamaya geçilir.
2. Kişi 6 aylık glutensiz diyete alınır. 6. ayın sonunda tekrar biopsi yapılır. Biopsi sonucunda villus çıkıntılarında iyileşme tespit edilirse 3. aşamaya geçilir.
3. Bu aşamada, 6 ay boyunca, kişiye tekrar glutenli gıdalar yedirilir. 6. ayın sonunda yapılan biopside villuslarda hasar tespit edilmesi durumunda kişi çölyak hastası olarak tanımlanır.

Şunu da eklemek gerekir ki günümüzde çoğu doktor bu tanımlamanın 3. aşamasını gereksiz bulmakta ve uygulamamaktadır.

Çölyak hastalığının semptomları nelerdir?

Çölyak hastalarında semptomlar kişiden kişiye farklılık arz etmesiyle birlikte en yaygın olarak görülenleri aşağıdaki gibidir:

* ÅžiÅŸkinlik
* İshal veya kabızlık
* Kilo kaybı
* Abdominal ağrılar
* Vitamin ek...liÄŸinden kaynaklanan problemler
* Anemi
* Kronik halsizlik
* Kemik ağrıları
* Kolay kırılan/çatlayan kemikler
* Deride kaşıntı, iğnelenme ve ürpermeyi içeren abnormal hassasiyet
* Edema
* Özellikle gözlere vuran baş ağrısı
* El ve ayak parmaklarında ürperme

Çölyak hastalığı nasıl tedavi edilir?

Çölyak hastalığının bilinen bir tedavisi yoktur. Bununla birlikte, gluten içeren gıdalardan uzak durulup; ince bağırsakta bulunan villusların tahribata uğraması engellenerek hastalığın zararlı sonuçlarından kaçınılabilir.

Çölyak hastalığı ile ilintili başka hastalıklar da var mıdır?

Aşağıdaki hastalıkların çölyakla beraber görülme olasılığı yüksektir:

* Diyabet
* Graves Hastalığı
* Addison Hastalığı
* Kronik Aktif Hepatit
* Sjogren Sendromu

Bunun yanı sıra, kesin bir iyileşme kaydedilmemekle birlikte, glutensiz diyet uygulayan kişilerin astım, kronik hahsizlik sendromu, dikkatte düzensizlik (ADD) gibi bazı rahatsızlıklarında düzelme saptanmıştır.

Çölyak hastalığı ne sıklıkla görülmektedir?

Oran, her ülkede yaşayan halkın besin alışkanlıkları doğrultusunda değişiklik arz etmekle beraber, bazı yerlerde 75 kişide 1’e kadar çıkabilmektedir.

Çölyak hastası bir annenin bebek emzirmesi doğru mudur?

Herşeyden önce şunu tekrar hatırlatmakta fayda var: ÇÖLYAK BULAŞICI BİR HASTALIK DEĞİLDİR! Bu sebepten çölyak hastası bir annenin süt emzirmesi sonucu hastalığın bebeğe bulaşma olasılığı da yoktur.

Hangi alkollü içecekler güvenlidir?

Aşağıdaki içecekler yapıldıkları maddelerin gluten içermemesi nedeniyle kullanılabilir;

* Åžarap
* Rom
* Tekila
* Sake

Malt olan hiçbir içecek içilemez; yani:

* Bira
* Viski
* Burbon
* Cin
* Likör vs...

içmeniz durumunda ertesi sabah baş ağrısından daha ciddi sorunlarla kaşılaşabilirsiniz.

Ayrıca Çölyak hastalarının kulandıgı,tamamen dogal demir ek...ligi tedavisinde kulanılan CAPTAFER,
ve laktoz intoleransında kulanılan bu da dogal sayılabilir sadece enzim olan LACDİGEST ilacları kulanabilirler.AYRINTILI BİLGİ İÇİN mn.com

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 0
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #13 : Temmuz 15, 2010, 01:39:35 ÖS »
Tiroid bezi rahatsızlıkları ya da daha bilinen adıyla "guatr", ülkemizde sık görülen bir rahatsızlıktır. Özellikle Karadeniz Bölgesi'nde su ve toprakta iyot tuzu ek...liği görülebilmesi nedeniyle sıkça karşılaşılır.


İyot, tiroid hormonunun yapıtaşı olup ek...liğinde tiroid bezi TSH hormonu etkisiyle gittikçe büyür ve nodüler bir yapı kazanır hatta dışarıdan gözle görülebilir hale de gelebilir. Önceleri yeterli hormon salgılayabilirken daha sonra büyük boyutta nodüler ancak yetersiz hormon salgılar hale gelir. Erken tanı konulamazsa hastalarda gittikçe ağırlaşan klinik bulgular görülmeye başlar,

Tiroid bezi, insan boynunda gırtlak önünde bulunur, insan metabolizmasının hızını ayarlayan T3 ve T4  hormonlarını salgılar. Bu hormonlar vücut ısımızdan, sindirim sisteminin çalışmasına; kalp atım sayımızdan terleme miktarımıza kadar birçok yaÅŸamsal fonksiyonu yönetir. Tiroid bezinin çalışması, beyindeki "hipofiz bezi" dediÄŸimiz organdan salgılanan TSH ile kontrol edilir.

Tiroid bezinin az ya da çok çalışması guatr dediğimiz tiroid bezi rahatsızlıklarına yol açar.

TİROİD BEZİNİN YETERLİ HORMON ÜRETEMEMESİNE "HİPOTİRİDİ" DENİR.
Belirtiler:
" Yorgunluk
" Kabızlık
" Kalpte yavaÅŸlama
" Üşüme, soğuğa tahmmülsüzlük
" Hareketlerde ve zihinsel hızda yavaşlama
" Adet düzensizliği ve kısırlık
" Cilt ve cilt altında ödem ile kilo alma
" Metabolizma hızında yavaşlama
" İştah azalması
" Ses kalınlaşması
" Uykuya eÄŸilim ve uyku apne sendromu
" Gözlerde şişme
" İleri dönemde koma hali ve solunum durması

Hipotiroidi yani tiroid bezinin az çalışması tanısı, kanda T3, T4 ve TSH hormonlarının düzeyi bakılarak konulur.  Özellikle T4 hormonunun düşmesi tüm hipotiroidilerde yani tiroidi az çalışan kiÅŸilerde görülür.

Hipotiroidi ( Az çalışan tiroid) tedavisi: Hastaya ağızdan hap olarak olarak T3 hormonu ya da T3- T4 mixt hormon tedavisi yapılır, günlük 25 mikrogramla başlayan doz gittikçe artırılır.

TİROİD BEZİNİN FAZLA MİKTARDA HORMON ÜRETMESİNE VE SALGILAMASINA "HİPERTİROİDİ" DENİR.

Belirtiler:

" Terleme, sıcak basması
" Kilo kaybı
" Ayak bileğinde ödem
" Aşırı derecede güçsüzlük
" Çarpıntı
" İshal
" Artmış iştaha karşın kilo kaybı
" Gözlerde ileri derecede büyüme ve öne doğru ilerleme (Egzoftalmi)
" Ellerde titreme
" Saç dökülmesi
" Sinirlilik hali

Hipertiroidi nedenleri, hipofizden fazla TSH salgılanması ya da bağışıklık sisteminin etkisiyle tiroid bezinin fazla çalışması ile olabilir. Ayrıca hormon salgılayan tek ya da çok sayıda tiroid nodülü de gözlenebilir.

Hipertiroidi tedavisi: Tedavinin amacı üretilen hormon düzeyinin azaltılmasıdır. Hastalarda ilaç tedavisi sonuç vermediği zaman radyoaktif iyot tedavisi ya da cerrahi tedavi uygulanabilir.

HASTA ÖTİROİD SENDROMU (NORMAL TİROİD FONKSİYONU İLE GİDEN HASTALIK HALİ)

Ağır hastalık ya da ağır egzersiz, fiziksel travma tiroid hormonunun etrafta tutulmasını ve TSH salınımını etkileyebilir.  Herhengi bir guatr rahatsızlığı olmadığı halde kiÅŸilerde vücutta oluÅŸan diÄŸer anormal durumlar nedeniyle hormon yetersizliÄŸi görülür. En belirgin özellik, T3 deÄŸerinin kanda düşük olarak tespit edilmesidir. T4 deÄŸerleri deÄŸiÅŸiklik gösterebilir. Ötiroidik durumun tespiti için TSH deÄŸerlerinin normal olması önemlidir.

TİROİDİT (Tiroid iltihabı)

Genellikle üst solunum yolları enfeksiyonlarını takiben, virüslere bağlı olarak ortaya çıkar. Boğazda ağrı, yanma, hassasiyet, sıcaklık artışı olur, ağrı çene altına kadar vurabilir. Boyun bölgesinde lenf bezi büyümesi de gözlenebilir. Ani ateş, ağrı, sedimentasyon yükselmesi gözlenebilir. Tiroid fonksiyonlarına göre tedavi düzenlenir.

HASHİMOTO TİROİDİTİ

Bağışıklık sistemine baÄŸlı (otoimmün) geliÅŸen kronik gidiÅŸli iltihabi bir hastalıktır. Guatr bezi genellikle asimetrik olarak büyür ve  zamanla hormon yetersizliÄŸi geliÅŸir. Hastalarda baÅŸlangıçta; boÄŸazda ve boyunda aÄŸrı, halsizlik, çarpıntı, boyun bölgesinde ateÅŸlenme ve hassasiyet görülür. Önceleri sıcaklık basması, terleme, çarpıntı gibi bulgular oluÅŸtuÄŸu halde, zamanla tiroid bezinde harabiyet geliÅŸtiÄŸi için; hastada kilo alma, üşüme, kalpte yavaÅŸlama gibi bulgular oluÅŸabilir. BaÅŸlangıçta kanda TSH hormon düzeyi artar, serum T4 düzeyleri düşer ve hipotiridi bulguları geliÅŸir. Hipotiroidi durumu geliÅŸtikten sonra tamamlayıcı tedavi uygulanır.

TİROİD BEZİ RAHATSIZLIKLARININ ÖNLENMESİ

Özellikle iyot ek...liği olduğu bilinen bölgelerde iyotlu tuz kullanımının önerilmesi, hastalığın sık görüldüğü bölgelerde sularda iyot analizi yapılması da önemlidir. Ayrıca tiroid fonksiyon testlerinin tarama testi olarak kullanılması ve erken tanı konulması hastalığa bağlı birçok malüliyeti engelleyecektir. Gebelerde ilk haftalarda tiroid hormonunda ek...lik ya da fazlalığın tespit edilmesi, hem annenin sağlıklı bir gebelik geçirmesi açısından hem de bebekte oluşabilecek sakatlıkların önlenmesi açısından çok önemlidir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:TeÅŸekkür Sayısı 0
Ynt: Dahiliye (İç Hastalıkları)<br>
« yanıtla #14 : Eylül 14, 2010, 09:05:51 ÖÖ »
Tiroid bezi rahatsızlıkları ya da daha bilinen adıyla "guatr", ülkemizde sık görülen bir rahatsızlıktır. Özellikle Karadeniz Bölgesi'nde su ve toprakta iyot tuzu ek...liği görülebilmesi nedeniyle sıkça karşılaşılır.


İyot, tiroid hormonunun yapıtaşı olup ek...liğinde tiroid bezi TSH hormonu etkisiyle gittikçe büyür ve nodüler bir yapı kazanır hatta dışarıdan gözle görülebilir hale de gelebilir. Önceleri yeterli hormon salgılayabilirken daha sonra büyük boyutta nodüler ancak yetersiz hormon salgılar hale gelir. Erken tanı konulamazsa hastalarda gittikçe ağırlaşan klinik bulgular görülmeye başlar,

Tiroid bezi, insan boynunda gırtlak önünde bulunur, insan metabolizmasının hızını ayarlayan T3 ve T4  hormonlarını salgılar. Bu hormonlar vücut ısımızdan, sindirim sisteminin çalışmasına; kalp atım sayımızdan terleme miktarımıza kadar birçok yaÅŸamsal fonksiyonu yönetir. Tiroid bezinin çalışması, beyindeki "hipofiz bezi" dediÄŸimiz organdan salgılanan TSH ile kontrol edilir.

Tiroid bezinin az ya da çok çalışması guatr dediğimiz tiroid bezi rahatsızlıklarına yol açar.

TİROİD BEZİNİN YETERLİ HORMON ÜRETEMEMESİNE "HİPOTİRİDİ" DENİR.
Belirtiler:
" Yorgunluk
" Kabızlık
" Kalpte yavaÅŸlama
" Üşüme, soğuğa tahmmülsüzlük
" Hareketlerde ve zihinsel hızda yavaşlama
" Adet düzensizliği ve kısırlık
" Cilt ve cilt altında ödem ile kilo alma
" Metabolizma hızında yavaşlama
" İştah azalması
" Ses kalınlaşması
" Uykuya eÄŸilim ve uyku apne sendromu
" Gözlerde şişme
" İleri dönemde koma hali ve solunum durması

Hipotiroidi yani tiroid bezinin az çalışması tanısı, kanda T3, T4 ve TSH hormonlarının düzeyi bakılarak konulur.  Özellikle T4 hormonunun düşmesi tüm hipotiroidilerde yani tiroidi az çalışan kiÅŸilerde görülür.

Hipotiroidi ( Az çalışan tiroid) tedavisi: Hastaya ağızdan hap olarak olarak T3 hormonu ya da T3- T4 mixt hormon tedavisi yapılır, günlük 25 mikrogramla başlayan doz gittikçe artırılır.

TİROİD BEZİNİN FAZLA MİKTARDA HORMON ÜRETMESİNE VE SALGILAMASINA "HİPERTİROİDİ" DENİR.

Belirtiler:

" Terleme, sıcak basması
" Kilo kaybı
" Ayak bileğinde ödem
" Aşırı derecede güçsüzlük
" Çarpıntı
" İshal
" Artmış iştaha karşın kilo kaybı
" Gözlerde ileri derecede büyüme ve öne doğru ilerleme (Egzoftalmi)
" Ellerde titreme
" Saç dökülmesi
" Sinirlilik hali

Hipertiroidi nedenleri, hipofizden fazla TSH salgılanması ya da bağışıklık sisteminin etkisiyle tiroid bezinin fazla çalışması ile olabilir. Ayrıca hormon salgılayan tek ya da çok sayıda tiroid nodülü de gözlenebilir.

Hipertiroidi tedavisi: Tedavinin amacı üretilen hormon düzeyinin azaltılmasıdır. Hastalarda ilaç tedavisi sonuç vermediği zaman radyoaktif iyot tedavisi ya da cerrahi tedavi uygulanabilir.

HASTA ÖTİROİD SENDROMU (NORMAL TİROİD FONKSİYONU İLE GİDEN HASTALIK HALİ)

Ağır hastalık ya da ağır egzersiz, fiziksel travma tiroid hormonunun etrafta tutulmasını ve TSH salınımını etkileyebilir.  Herhengi bir guatr rahatsızlığı olmadığı halde kiÅŸilerde vücutta oluÅŸan diÄŸer anormal durumlar nedeniyle hormon yetersizliÄŸi görülür. En belirgin özellik, T3 deÄŸerinin kanda düşük olarak tespit edilmesidir. T4 deÄŸerleri deÄŸiÅŸiklik gösterebilir. Ötiroidik durumun tespiti için TSH deÄŸerlerinin normal olması önemlidir.

TİROİDİT (Tiroid iltihabı)

Genellikle üst solunum yolları enfeksiyonlarını takiben, virüslere bağlı olarak ortaya çıkar. Boğazda ağrı, yanma, hassasiyet, sıcaklık artışı olur, ağrı çene altına kadar vurabilir. Boyun bölgesinde lenf bezi büyümesi de gözlenebilir. Ani ateş, ağrı, sedimentasyon yükselmesi gözlenebilir. Tiroid fonksiyonlarına göre tedavi düzenlenir.

HASHİMOTO TİROİDİTİ

Bağışıklık sistemine baÄŸlı (otoimmün) geliÅŸen kronik gidiÅŸli iltihabi bir hastalıktır. Guatr bezi genellikle asimetrik olarak büyür ve  zamanla hormon yetersizliÄŸi geliÅŸir. Hastalarda baÅŸlangıçta; boÄŸazda ve boyunda aÄŸrı, halsizlik, çarpıntı, boyun bölgesinde ateÅŸlenme ve hassasiyet görülür. Önceleri sıcaklık basması, terleme, çarpıntı gibi bulgular oluÅŸtuÄŸu halde, zamanla tiroid bezinde harabiyet geliÅŸtiÄŸi için; hastada kilo alma, üşüme, kalpte yavaÅŸlama gibi bulgular oluÅŸabilir. BaÅŸlangıçta kanda TSH hormon düzeyi artar, serum T4 düzeyleri düşer ve hipotiridi bulguları geliÅŸir. Hipotiroidi durumu geliÅŸtikten sonra tamamlayıcı tedavi uygulanır.

TİROİD BEZİ RAHATSIZLIKLARININ ÖNLENMESİ

Özellikle iyot ek...liği olduğu bilinen bölgelerde iyotlu tuz kullanımının önerilmesi, hastalığın sık görüldüğü bölgelerde sularda iyot analizi yapılması da önemlidir. Ayrıca tiroid fonksiyon testlerinin tarama testi olarak kullanılması ve erken tanı konulması hastalığa bağlı birçok malüliyeti engelleyecektir. Gebelerde ilk haftalarda tiroid hormonunda ek...lik ya da fazlalığın tespit edilmesi, hem annenin sağlıklı bir gebelik geçirmesi açısından hem de bebekte oluşabilecek sakatlıkların önlenmesi açısından çok önemlidir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....