Gönderen Konu: Kalp Damar
 (Okunma sayısı 1297 defa)

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Kalp Damar
« : Ocak 12, 2010, 02:44:42 S »
Kardiyoloji

Bölümün asıl amacı bireyleri kalp damar hastalıklarından korumak, hastalık ortaya çıkmış ise durdurmak, tedavi etmek ve hatta geriye döndürmektir.

Kalp damar hastalıklarından en sık karşılaşılan ve hayatı ciddi anlamda tehtid eden kalp krizinin (myokard infarktüsü) tedavisinde en önemli husus; çok kısa süre içerisinde (ilk saatler) hastaya müdahale edilebilecek tıbbi şartların sağlanabildiği merkezleri oluşturmaktır. Kalp krizi; kalp adalesini besleyen koroner damarların ani olarak tıkanması sonucu ortaya çıkan çok ciddi bir klinik tablodur. Bu hadisenin vuku bulduğu durumlarda çok kısa süre içerisinde hastanın anjiografi laboratuarına alınarak koroner anjiografisinin (kalp damar hastalığını ortaya koymak için günümüzde halen en güvenilir tanı yöntemi) ve gerekirse balon anjioplasti ve/veya stent uygulaması gibi damar açma işlemlerinin uygulanması gerekmektedir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #1 : Ocak 16, 2010, 09:48:44 »
Geçici Kalp Pili
 Kalp atışlarının aşırı yavaşlaması halinde hastanın normal yaşamını sürdürebilmesi için gerekli kalp atış hızını sağlamak üzere vücuda yerleştirilen kalp pillerine gereksinim duyulur
Geçici Kalp piline neden gereksinim duyulur?
Uyarı merkezinin (sinus düğümü) yeterli hızda uyarı oluşturamaması veya iletim yolları üzerinde herhangi bir kesinti olması nedeniyle kalp atışlarının aşırı yavaşlaması halinde hastanın normal yaşamını sürdürebilmesi için gerekli kalp atış hızını sağlamak üzere vücuda yerleştirilen kalp pillerine gereksinim duyulur.

Geçici Kalp pili takılması işlemi nasıl yapılır?
İşlem genelde lokal anestezi ile; boyunda, göğüste veya kasıkta kalbe giden büyük toplar damarların içinden elektrod denilen ince tellerin kalbin içine yerleştirilmesi ve bunun vücut dışındaki bir jeneratöre bağlanması şeklinde yapılır.

Bu işlem yatak başında yapılabileceği gibi skopi (Röntgen cihazı) altında da yapılabilir. İşlem genelde 20-30 dakika sürer. Geçici pil gereksinimi ortadan kalktığında, kalbin içine yerleştirilen tel dışarı çıkarılır.

Geçici Kalp pili takılması ile ilişkili istenmeyen olaylar söz konusu olabilir mi, işlemin riski nedir?

Geçici kalp pili uygulaması küçük ölçekli bir cerrahi işlemdir. Dolayısıyla uygulamada bazı komplikasyon dediğimiz istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir.

Geçici pil takılmasına bağlı olarak damarda yırtılma, anevrizma (genişleme), atar ve toplar damar arası fistül tabir edilen açıklıkların oluşumu, kanama , hematom (damardan sızan kanın yaptığı şişlik) gibi istenmeyen olaylar meydana gelebilir. Bunun dışında, boyun damarından girişim yapılan hastalarda, akciğerin zedelenmesine bağlı akciğer zarında mayi veya hava birikmesi ve buna bağlı nefes darlığı gelişebilir. Bu durumda akciğere iğne ile girilerek veya tüp yerleştirilerek tedavi gerekebilir. Çok nadiren de olsa damar içinde pıhtı oluşumu ve bu pıhtının hayati organlara gitmesi görülebilir. Yine kalp duvarında delinme ve buna bağlı olarak kalp zarında sıvı birikmesi olabilir. Bu durum nadiren hayatı tehdit edici olabilir. Bu durumlarda, bu tür hastalara kalp cerrahisi tarafından müdahale yapılması gerekebilir.

 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #2 : Ocak 20, 2010, 02:31:36 S »
Kolestrol ve Beslenme
 Besinlerdeki yağ çeşitleri çeşitli şekillerde kan kolesterol düzeyini etkilenmektedirler
Besinlerdeki yağlar üç çeşittir. Doymuş yağ asitleri, tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri içeren yağlar. Katı yağlarda doymuş yağlar, sıvı yağlarda doymamış yağlar fazladır. Diyetteki doymuş yağlar ve kolesterol kan kolesterol düzeyini arttırırlar. Doymuş yağlar en fazla hayvansal yağlarda bulunur. Koyun eti, sığır eti, yağlı sütten yapılmış süt ürünleri, sert margarinler doymuş yağların en çok bulunduğu besinlerdir. Sıvı yağlarda ise doymamış yağ asitleri bulunur. Ayçiçeği yağı, mısır özü yağı gibi yağlarda çoklu doymamış yağ asitleri, zeytin yağında da tekli doymamış yağ asitleri bulunur.

Sağlıklı bir diyette yağlar ne oranda bulunmalıdır?
Günlük toplam kalorinin %30’u yağlardan alınmalıdır. Bu mikter erkek için günde 55-70 gr, kadın için 50-60 gr yağ alınması demektir. Doymuş, çoklu doymamış ve tekli doymamış yağlar eşit oranda bulunmalıdır.

Kalp hastalığından koruyucu bir diyetin özellikleri nelerdir ?
Kilosu olması gerekenden fazla olan kişiler toplam kalori alımını azaltıp, hareketlerini arttırarak kilo vermelidirler. Kilo artışı kolesterol yükseltici bir faktördür.

Etlerdeki görünen yağlar pişirilmeden önce ayrılmalı, sakatat tüketimi çok azaltılmalıdır.
Sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri doymuş yağları fazla içerdiğinden az tüketilmelidir.
Tavuk, hindi ve balık eti koyun ve sığır etine tercih edilmeli. Kızartma yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi pişirme şekilleri kullanılmalıdır.

Balık eti kalp sağlığı açısından en yararlı ettir. Ancak balık yağını ilaç olarak almak doktorunuz tarafından tedavi olarak verilmemişse önerilmez. Karides ve kabuklu deniz hayvanları kolesterolden zengindir.

Tahıl, sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır. Bu besinler yağdan fakir vitamin ve posadan zengindirler. Eriyebilen posanın kolesterolü düşürdüğü çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Yulaf, çavdar, fasulye, bezelye, pirinç kabuğu, turunçgiller, çilek eriyebilen posadan zengindir. Kepek, havuç, turp, lahana, karnabahar, meyve kabukları ise erimeyen posa içerirler, bu tür posanın kolesterol üzerine etkisi yoktur, ancak bağırsakların normal çalışmasını sağlar.

Tam yağlı sütten hazırlanmış süt ürünleri yerine az yağlı veya yağsız sütten hazırlananlar tercih edilmelidir. Eti az yiyen kişilerin peyniri fazla tükettikleri görülmüştür. Ülkemizde sık tüketilen tam yağlı beyaz peynir ve kaşar peynirde doymuş yağ oranı yüksektir. Az yağlı peynir ve yoğurtlar tercih edilmelidir.

Pasta, krema, dondurma çoğunlukla doymuş yağlar ve yumurta sarısı içerdiğinden az tüketilmelidir.
Haftada 3 veya 4 den fazla yumurta yenmemelidir. Yumurta sarısı kolesterolden zengindir. Yumurta beyazı protein içerdiğinden daha çok tüketilebilir.

Kolesterolü düşürmek için yağdan fakir diyet uygulama dışında neler yapılabilir?

Sigara, kolesterolün damar duvarında birikmesine ve biriken yağ plaklarının çatlayarak damarı tıkamasına neden olduğundan bırakılmalıdır. Sigara içme kandaki iyi kolesterol düzeyinin düşmesine neden olur. Fizik aktivitenin arttırılması da kötü kolesterolün düşmesine, iyi kolesterolün yükselmesine yol açar. Günlük en az 30 dakika sürecek yürüyüş kalp hastalığı riskinizi azaltacaktır. Az miktarda alınan alkolün iyi kolesterol düzeyini yükselttiği çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Ancak bu şekilde yükseltilen iyi kolesterolün kalp damar hastalığından koruyucu etkisi bilinmediğinden ve alkolün diğer zararlı etkileri nedeniyle kalp hastalığından korunmada alkol kullanımı önerilmez.
Diyet ve diğer yaşam tarzı değişikliklerine rağmen kolesterol veya trigliserid düzeyleri istenen düzeylere indirilemezse hekimler tarafından verilen ilaçların kullanılması gerekir. Kalp krizi veya felç geçirmiş hastaların çoğunluğu bu tür ilaçları kullanmakta ve hastalıklarının tekrarlanması önlenmektedir.

Kolesterol düşürücü diyet, yaşam tarzı değişiklikleri veya ilaçlar ne kadar süreyle uygulanmalıdır?

Kolesterol yüksekliği büyük ölçüde çağımızın yaşam tarzına ve yanlış beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkmış olduğundan doğru beslenme ve diğer yaşam tarzı özellikleri çocukluk yaşlarından başlayarak uygulanmaya başlanmalı ve hayat boyu sürmelidir. Toplumumuzdaki kalp hastalığı salgını ancak bu şekilde durdurulabilir. Kalp damar hastalığı veya felç geçirmiş veya çok sayıda risk faktörü olup hasta olma tehlikesi yüksek olanlar, kolesterolleri diyet ve diğer önlemlerle istenen düzeylere düşürülemezse, hekimlerin gerekli gördüğü ilaçları yaşam boyu kullanarak kalp hastalığı risklerini azaltabilirler
 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #3 : ubat 02, 2010, 04:05:16 S »
10 Soruda Kalp Krizi
 Kalp krizi kalbi besleyen ve onun canlılığını sağlayan koroner arterlerden birinin ani tıkanması sonucu beslediği kalp kasına kan gitmemesi ile ortaya çıkan hastalıktır
Kalp krizi nedir?

Kalp krizi kalbi besleyen ve onun canlılığını sağlayan koroner arterlerden birinin ani tıkanması sonucu beslediği kalp kasına kan gitmemesi ile ortaya çıkan hastalıktır.

Kalp krizi neden tehlikelidir?

Erken müdahale edilmezse beslenemeyen kalp kası ölür ve bu da kalbin vücuda kan pompalama fonksiyonunu bozar ve ölümle sonuçlanabilir. Ayrıca kalp krizi anında ciddi ölümle sonuçlanan ritim bozuklukları da ortaya çıkabilir.

Kalp krizine yol açan risk faktörleri nelerdir?

Sigara, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, şeker hastalığı, yaş, erkek cinsiyet, ailede erken yaşta kalp krizi olması risk faktörleridir. Ayrıca önemi yeni anlaşılan fibrinojen, homosistein, lipoprotein-a, stres gibi risk faktörleri de vardır.

Kalp krizi nasıl önlenebilir?

Yukarıda sayılan risk faktörlerinden (genetik, yaş, cinsiyet gibi değiştirilemeyeceklerin dışındakiler) mevcut olanların ortadan kaldırılması ya da tedavi edilmesi, düzenli egzersiz, kilo kontrolü, 50 yaş üzerinde doktor kontrolünde aspirin kullanılması.

Kalp krizi nasıl belirti verir?

Göğüste kollarla, boyuna vurabilen baskı şeklinde göğüs ağrısı, terleme, nefes darlığı, çarpıntı, baygınlık hissi gibi belirtilerin tek ya da bir arada görülmesi.

Kalp krizi anında ne yapılmalı?

Mümkünse hemen bir aspirin yutulmalı ya da çiğnenmeli, yatay pozisyona geçilmeli, hiç vakit kaybetmeden en yakın acil servisine nakil sağlanmalıdır.

Kalp krizi riskini önceden belirlemek mümkün mü?

Evet. Yukarıda sayılan risk faktörlerinin belirlenmesi, seçilmiş hastalarda eforlu EKG, thallium sintigrafisi, multislice CT ya da koroner arteriyografi gibi yöntemlerle hastada kalp krizine yol açan yağ plaklarının (ateroskleroz) saptanması.

Ani üzüntü, heyecan, stres kalp krizine yol açar mı?

Evet. Koroner damarlarında yağ plakları (ateroskleroz) olan bir kişide ani p...olojik stres o plakların çatlayarak üzerine pıhtı oturması sonucu damarı tıkayarak kalp krizine yol açabilir.

Kalp krizi geçiren hastaya hangi tedaviler uygulanır?

Kalp krizi tedavisi önce acil birimlerde sonra da koroner bakım ünitelerinde yapılır. Temel tedavi hastanın tıkanan koroner damarının ilaç ya da balon ve stentle açılması ve ritim bozuklukları ve kalp yetersizliğinin tedavi edilmesidir.

Kalp krizi geçirmiş bir kişinin neler dikkat etmesi gerekir?

Doktorunun önerdiği ilaçları düzenli kullanmalı, tavsiyelerine uymalı ve düzenli kontrollere gelmelidir.


 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #4 : Mart 05, 2010, 11:50:55 »
Toplar Damar (ven) Hastalıkları 

 

Kronik venöz yetmezlik Nedir? :Atardamarlar (Arterler) oksijenden zengin olan kanı kalpten vücudun diğer bölgelerine taşırken Toplardamarlar (venler) oksijeni azalmış kanı kalbe geri taşırlar. Bacak venleriniz kanı kalbe yeterince taşıyamaz ise, Kronik Venöz Yetmezliğiniz vardır. Kronik venöz yetmezlik bazen, kronik venöz hastalık olarak da adlandırılır(KVH). Üç çeşit veniniz vardır, yüzeysel venler, deriye yakın uzanır ve kas grupları arasında yerleşmiş olan derin venler, vena cava adındaki direkt olarak kalbe giden vücudun en büyük bir venine bağlanır. Perforan venler, yüzeysel venleri derin venlere bağlar.

Bacak damarlarınızdaki venler, kanı yerçekimine karşı kalbe taşımak zorundadır. Bacak kaslarınız derin venleri sıkıştırarak kanın kalbe dönmesine yardımcı olur. Venlerinizdeki tek yönde çalışan kapaklar kanın doğru yönde gitmesini sağlar. Bacak kaslarınız gevşediğinde, venlerdeki kapakçıklar kapanır. Bu kanın geri kaçmasını engeller. Kanın kalbe geri gitmesini sağlayan tüm bu işlemler venöz pompa olarak adlandırılır.

Yürüdüğünüzde ve bacak kasları kasıldığında venöz pompa iyi çalışır. Fakat özellikle uzun zaman oturduğunuzda veya ayakta durduğunuzda, bacak venlerinizdeki kan birikebilir ve bu bölgede kan basıncı artar. Derin venler ve perforan venler genellikle artmış basınca kısa süre için karşı koyabilir. Bununla birlikte uzun süre oturulduğunda ya da ayakta durulduğunda damar duvarları esnek olduğu için genişleyebilir. Bu zamanla, yatkın kişilerde, damar duvarlarının zayıflamasına ve ven kapakçıklarının zarar görmesine ve kronik venöz yetmezliğe neden olur.


 

 

Belirtileri Nelerdir?

Eğer kronik venöz yetmezlik varsa, ayak bileğiniz şişebilir ve baldırlarınızda sertlik hissedebilirsiniz. Bacaklarınızda ağrı, yorgunluk huzursuzluk hissedebilirsiniz. Yürürken veya durduktan hemen sonra bacak ağrısı hissedebilirsiniz.
Kronik venöz yetmezlik varislerle birlikte olabilir. Varisler deri üzerinden de görebileceğiniz şişmiş venlerdir. Sıklıkla mavi kabarık ve kıvrık görünümdedir. Büyük varisler döküntü kızarıklık hassasiyet gibi deri değişikliklerine sebep olabilir. Venlerde biriken kanın basıncına bağlı bacakta şişme görülebilir.

Lenfatik sisteminiz kronik venöz yetmezlik i tolere edebilmek için daha fazla lenf denen sıvı üretebilir. Bacak dokularınız bu sıvının bir kısmını emer böylece  bacağın şişmesi daha da kolaylaşabilir.

Kronik venöz yetmezlik Nedenleri?

Ailede varis hikayesi, aşırı kilo, gebelik, egzersiz yapmama, sigara içme, uzun süre oturma ya da ayakta kalma kronik venöz yetmezlik riskini arttıran faktörlerdir. Kronik venöz yetmezlik herkeste görülebilirse de , yaşınız ve cinsiyetiniz kronik venöz yetmezlik gelişimini kolaylaştıran bir faktör olabilir; 50 yaşından büyük kadınlarda kronik venöz yetmezlik daha sık görülür. Bacak venleriniz içindeki kan basıncı uzun dönem normalden yüksek kalırsa kronik venöz yetmezlik gelişecektir. Kronik venöz yetmezlik nedenlerinden olan Derin Ven Trombozu (DVT) ve Flebit gibi hastalıkların her ikisinde de venöz damarlardaki yükselmiş basıncın nedeni venler içindeki serbest akımın engellenmesidir. 

Derin ven trombozu (DVT) sıklıkla uzun süreli yatak istirahatı  sonrası ortaya çıkar. 

Bunun dışında DVT oluşturabilecek nedenleri şöyle sıralayabiliriz.

 Büyük ameliyatlar sonrası
 Travma(yaralanmalar özellikle bacak ve kalça kırığı)
 Uzun süreli yolculuklar
 Damar içine takılı cihazların varlığı
 Kan pıhtılaşma hastalıkları
 Kanser ve kanser tedavisi

 Gebelik dönemi (hormonal değişikliklere bağlı)
 Östrojen içeren doğum kontrol hapı gibi ilaçların kullanılması

       DVT derin veya perforan venlerde trombus denen bir kan pıhtısının  kan akımını bloke etmesi ile oluşur. Bloke olmuş veni geçmeye çalışan kanın sebep olduğu venöz kan basıncı artışı, kapakçıklara fazla yük binmesine sebep olur. Düzgün çalışamayan ven kapakçıkları incompetent olarak adlandırılır. Genişledikleri için etkili olarak çalışamaz, ve bu yetersiz kapaklar kronik venöz yetmezliğin oluşumuna katkıda bulunur.   Derin ven trombozunda oluşan pıhtı damar içerisinde kan akımını engeller. Ayrıca bu pıhtı olduğu yerden kopup kan akımına karışarak başka organ damarlarında tıkanıklık oluşturabilir. En çok tutulan yer akciğer atardamarıdır ve akciğer enfarktüsü oluşabilir. Bu nedenle Derin ven trombozu acil tıbbi müdahale gerektiren çok ciddi bir durumdur.
 Bacakta yürümekle ortaya çıkan ağrı, ani oluşan şiddetli ağrı, renk değişikliği diğer tarafa göre çap, ısı ve renk farkı, ayak  parmaklarında iyileşmeyen yaralar gibi belirtiler görüldüğünde damar tıkanıklığı yönünde hasta tetkik edilmeli ve tedavisi planlanmalıdır. Akut DVT tedavisinde genellikle pıhtı çözücü ve stabilize edici ilaçlar ve bacaklara basınç uygulayan çoraplar kullanılır.

 Plebit yüzeysel venin şişmesi ve inflamasyonu ile görülür. Bu inflamasyon kan pıhtısı oluşumuna  dolayısı ile  DVT gelişmesine neden olabilir.

Hangi testler yapılmalıdır?

Öncelikle şu anki genel sağlık durumunuz eski hastalıklarınız ve semptomlarınız ile ilgili olarak doktorunuzla konuşmalısınız. Daha sonra, doktorunuz bir fizik muayene yapacaktır. Doktorunuz bacağınızdaki kan basıncını, bacak çevresini ölçebilir. varislerinizi kontrol edebilir. kronik venöz yetmezlik teşhisini doğrulamak için  duplex ultrason veya venogram isteyebilir.

Doppler ultrason  ağrısız bir uygulamadır insanın duyamayacağı ses dalgaları kullanılır. Doppler ultrason doktorunuzun kan akım hızını ve venlerin yapısını görmesini sağlar.

Venogram doktorunuzun venlerin anatomisini görmesini sağlayan bir röntgen tekniğidir. Bu test sırasında, doktorunuz iğne ile damarlarınızın filmde görülmesini sağlayacak  kontrast bir boya verir,

Kronik venöz yetmezlik tedavisi?

Kronik venöz yetmezlik ciddi bir sağlık riski olarak kabul edilmez. Doktorunuz daha çok ağrı ve diğer hasta şikayetlerine odaklanır.

Medikal Tedavi

Tekrarlayıcı tromboz riski varsa yaşam boyu pıhtılaşmayı engelleyici ilaç tedavisi gereklidir. Venöz tonusu sağlayan ve ödemi azaltan ilaçların uygulanması belirtilerde düzelme sağlamakla birlikte altta yatan nedeni düzeltmez. Hafif kronik venöz yetmezlik durumlarında, doktorunuz kompresyon bandaj önerebilir. Kompresyon çorabı ve elastik bandajlarla venin sıkıştırılması ve  kanın geri kaçmasını önlemek için yapılır. Bu şekilde, kompresyon çorabı  sıklıkla deri hassasiyetinin de düzelmesini de sağlar ve kötüleşmesini engeller. Hayatınızın geri kalan döneminde her gün kompresyon çorapları giymeniz gerekebilir.

Venlerdeki basıncı azaltmak için zaman zaman bacaklarınızı kaldırarak ve uzun süre hareketsiz ayakta kalmayarak bacak şişmesini ve diğer belirtileri önleyebilirsiniz. Uzun süre ayakta kalmak zorunda olduğunuzda bacak kaslarınızı ara sıra kasarak kan akımının devamını sağlamalısınız. Aynı zamanda ideal vücut kilonuzu koruyarak ya da fazla kilonuz varsa onları vererek kronik venöz yetmezlik belirtilerin düzelmesini sağlayabilirsiniz.

Daha ciddi kronik venöz yetmezlik vakaları cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir. kronik venöz yetmezlik olan insanların %10 dan daha azında problemleri çözmek için cerrahiye gerek duyulur.

Cerrahi Tedavi

Daha büyük problemlerde, cerrahınız üst uyluk bölgesinde ortaya çıkan kronik venöz yetmezliği tedavi etmek için bypass operasyonu uygulayabilir . Örneğin, cerrahınız graft denen başka yerden çıkarılmış veya yapay bir damarı  kullanarak kronik venöz yetmezlik tarafından etkilenmiş damara kan akımına yardımcı olmak için bağlayabilir. Bir çok cerrah ufak bir kesi ile bunu yapabilir. Ufak bir DVT riski ve kesi yerinden enfeksiyon riski olsa da genellikle bacak damarlarında yapılan bu bypass operasyonu  güvenlidir. Yine de doktorunuz bu işlemi yalnızca çok ciddi durumlarda önerecektir.

Bazı durumlarda cerrah toplardamar içindeki kapakçıkların tamirini gerekli görebilir.Kapak tamirinde, cerrahınız kapak fonksiyonlarını düzeltmek için ven içindeki kapakları kısaltabilir. Cildinizde ufak bir kesi yaptıktan sonra cerrahınız etkilenen damara kesi yapar. Cerrahınız daha sonra kapakları kıvırır. Etkilenmiş damarın çevresine damar duvarına destekleyen bir manşon yerleştirebilir böylece kapak fonksiyonlarının devamı sağlayabilir.

Kalp Damar Cerrahınız, durumunuza göre  sizin en uygun tedaviyi seçmenize yardımcı olacaktır.

 

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #5 : Mart 27, 2010, 10:44:38 »
Adams Stokes Sendromu
Genel bilgi
Kalpten çıkan uyarının atriyoventriküler düğümü (AV Nodu) normal geçtiği halde, ventriküllerin özelleşmiş ileti sisteminde / His demetinde veya kardiyak ileti sisteminin her üç fa...ülünde engellendiği AV blok olarak tanımlanabilecek olan İnfranodal AV Blok, ileri yaşta olan hastalarda sık görülür. Bayılma ve Konvülsiyon ile sonuçlanabilir. Eğer bu senkop infranodal bloğa bağlı ise Adams Stokes Krizi olarak adlandırılır. Adams Stokes Krizi, habersiz ortaya çıkar ve kısa sürer. Ancak, krizler giderek sıklaşma eğilimi taşır. Dakika nabız sayısı genellikle 20- 50 arasındadır. Juguler venöz nabızda "Dev A Dalgaları" farkedilebilir.
Etkilenen sistemler nelerdir ?
Kalp ve Damar Sistemi , Sinir Sistemi
Belirtileri nelerdir ?
Akut bradikardi (20-50/dk)
Hipotansiyon
Solukluk
Pozisyon veya efora bağlı olmayan duygu veya bilinç kaybı
Senkop veya senkopa benzer semptomların aniden oluşumu (çarpıntı olsun veya olmasın)
Juguler venöz nabızda dev A dalgaları.
Nedenleri nelerdir ?
İlaçlar
* Kalsiyum kanal blokerleri
* Beta blokerler
* Digoksin
* Ouabain
* Propafenon
* Klonidin

AV nodu tutan myokardiyal iskemi
Kalp ve ileti sistemini tutan infiltratif veya fibröz hastalıklar (Amiloid,Sifilis, Tümör)
Yaşa bağlı AV nodun dejenerasyonu
Nöromuskuler hastalıklar (myotonik musküler distrofi veya Kearns-Sayre Sendromu)
Risk faktörleri nelerdir ?
Kalsiyum Kanal Blokerleri, Beta Blokerler , Digoksin, Ouabain, Propafenon , Klonidin vb ilaçların kullanımı.
Koroner arteryel hastalık
AV nod disfonksiyonu
Akut myokard infarktüsü (özellikle akut sağ koroner arter oklüzyonu)
Amiloidoz
Chagas hastalığı
Kalbi tutan bağ doku hastalıkları (sistemik lupus eritemotosus, romatoid artrit)
Patolojik bulgular nelerdir ?
Serum digoksin düzeyleri artmış. Serum kardiyak enzimleri artmış. EKG, olayın monitorizasyonu veya Holter monitorü, yavaşlamış ve ventriküler kaçaksız geçici tam kalp bloğunu gösterir.
Yapılabilecek testler nelerdir ?
Elektrokardiyografi
Monitorizasyon
Holter Monitorizasyon
Tanısal işlemler nelerdir ?
Koroner iskemiyi ekarte etmek amacıyla koroner kateterizasyon
AV nodu ileti durumunun değerlendirilmesi amacıyla elektrofizyolojik testler
İnfiltratif hastalıktan kuşkulanıldığında myokard biyopsisi
Bakım ve önlemler nelerdir ?
Monitorizasyonun gerektiği durumlarda hospitalizasyon.
Devamlı tedavi, ambulatuar takip.
İşlemler boyunca kardiyak monitorizasyon
İşlemler boyunca mevcut trans-tora... pace
İşlemler boyunca atropin
İşlemler süresince geçici pace-makerin yerleştirilmesi ihtimali
Geçici tam kalp bloğu geri dönüşümsüz olduğu zaman kalıcı pacemaker uygulaması
Tanı konulduğunda tanı ile ilgili ve pace yerleştirildiğinde bununla ilgili hastaya yeterince bilgi sağlanmalıdır.
Tedavi yolları nelerdir ?
Atropin, 1 mg İV puşe tarzında, tam kalp bloğuyla beraber olan hipotansiyonda verilir. Toplam doz 2 mg oluncaya dek tekrarlanabilir Epinefrin, 1 mg 1:10.000 İV puşe halinde asistoli ile birlikte olan tam kalp bloğunda verilir, her 5 dakikada bir tekrarlanabilir. İsoproterenol damla halinde 1 mg , 250 ml % 5 dextroz veya normal serum fizyolojik ile dakikada 5 mikrogram perfüzyon şeklinde, atropin verilmesine karşın hipotansiyon ve bradikardi devam eden hastalarda Tam infranodal AV Blok için tek tedavi ; sağ ventrikül endokardına , ihtiyaç duyulduğu anda uyarı verecek olan demand-pace maker yerleştirilmesidir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #6 : Mart 30, 2010, 09:40:30 »
Ateroskleroz
Ateroskleroz, atardamarları ( arterleri) etkileyen bir hastalıktır.Yaygın olarak "damar sertleşmesi" olarak adlandırılanarteriosklerozun bir türüdür.Orta boy ve büyük arterlerde görülen " aterom" veya "plak" olarak adlandırılan yapısal bozukluklardan (lezyonlardan) oluşur. Aterom, hangi safhada olduğuna bağlı olarak çeşitli yapılar barındırabilir:

Aterom, damarın yüzey tabakası kalınlaşmış büyük bir alanının ortasında bulunan, yumru gibi, yumuşak sarımsı bir birikimdir. Arter lümenine yakın noktalardamakrofajlardan oluşur. Bunun altında bazenkolesterol kristalleri ve ilerlemiş lezyonların tabanında kireçlenme (kalsifikasyon), hatta bazen kemikleşme de olabilir. ''Ateroskleroz'', ateromların, içi yumuşak, dışı sert yapısından dolayı Yunanca ''athero-'' (lapa) ve ''-sclerosis'' (sertleşme) sözcüklerinden türetilmiştir.

Ateroskleroz iki patolojik sorun oluşturur. Birincisi, aterom zaman içinde yırtılabilir ve içinden çıkan parçalar akıntıyla gidip daha dar damarları tıkayabilir ( tromboz). İkincisi, aterom yırtılmasa da büyümesi sonucunda damarın daralmasına ( stenoz) yol açabilir. Her iki durumda da damar tarafından beslenen organa yetersiz kan gitmiş olur. Hastalığın izleyebileceği alternatif bir yol iseanevrizma olarak adlandırılır; bu durumda ateromun kalınlaşmasının telafisi için damar genişler ama bunun sonucunda damar duvarı zayıflar, en zayıf noktasından balon gibi şişip patlar ve iç kanamaya varır.

En yaygın görülen süreç,hassas plak olarak adlandırılan yumuşak plakların yırtılmasıdır. Bunun sonucunda oluşan kan pıhtısı, kanı 5 dakika gibi kısa bir sürede yavaşlatır veya durdurur ve ölüme yol açabilir. Bu olayaenfarktüs denir. Bunun en yaygın senaryosu kalp krizidir, yani trombozun birkoroner arterin içinde meydana geldiğimiyokardiyal enfarktüstür.İlerlemiş aterosklerozda görülen başka bir yaygın senaryo isekladikasyon olarak adlandırılır, bu durumda stenoz ve anevrizmanın birleşimi sonucu bacaklara yeterli kan gitmez ve bunun sonucu hasta topallar. Böbrek,bağırsak ve diğer organlardaki arterler de aterosklerozdan etkilenebilir.

Semptomlar
Ateroskleroz genelde erken ergenlik çağında başlar, çoğu büyük arterde bulunur ancak kendini belli etmez ve çoğu tıbbi tanı yöntemiyle de farkedilmez.Kalp|Kalbi besleyenkoroner dolaşıma veyabeyin|beyni besleyenserebral dolaşıma etki ettiği zaman hastalık ciddi anlamda ortaya çıkar. Kalp krizi, akut inme, kalp yetmezliği ve genel olarak çoğu kalp hastalığının altında yatan neden aterosklerozdur. Kol ve bacak arterlerinde ateromlar yüzünden dolaşım yetmezliğineperiferik tıkayıcı arter hastalığı denir.

ABD 2004 yılı verilerine göre erkeklerin %65'i ve kadınların %47'sinde aterosklerotikkardiyovasküler hastalık | kardiyovasküler hastalığın ilk belirtisi bir kalp krizi veyaani kardiyak ölüm (ilk belirtilerden sonraki bir saat içinde ölüm) olmuştur.

Arterde kan akışını bozan olayların çoğu lümen tıkanmasının %50'den az olduğu yerlerde olur. Bu olaylarda ortalama stenoz oranı %20'dir. Dolaşım sorunlarını test etmek için kullanılan en yaygın test olanKardiak stres testi ancak %50'den fazla tıkanmayı algılayabilmektedir.
Aterojenez
''Aterojenez'', aterom plaklarının gelişme sürecidir.

Aterosklerozun mikroskop altında görülebilen ilk aşaması "yağ çizgileri" oluşumudur. Bunlar endotelin altında bulunan, içi lipit dolu hücre topluluklarıdır; yağ çizgileri gelip geçici olabilir.Arter damarlarında hücrelerin (özelliklemonosit türevimakrofaj gibi lökositler) ve değişime uğramış lipoprotein birikmesine paralel olarak arter yapısı değişime uğrar. Bunu izleyen yangı ( enflamasyon), arterin ''intima'' tabakasında aterom plaklarının oluşumuna yol açar. İntima, damardaendotel ilemedia veadventitia arasındaki kısımdır. Bu plaklar aşırı yağ, hücreler, kollajen ve elastinden oluşur. Lümen diye adlandırılan arter boşluğunda başlangıçta herhangi bir daralma ( stenoz) oluşturmazlar.
Resim:Aterorojenez-hucresel-tr.JPG|Right|thumb|400px|LDL'nin damar intima matrisinde oksitlenmesi (oxLDL) aterom oluşumunun ilk adımıdır. Endotel hücrelerinin oxLDL tarafından uyarılması kandaki monositlerin seferber olup damar duvarına girmesine neden olur. Monositlerin makrofajlara değişimi ve kümelenmiş oxLDL'nin Avcı Reseptör (Scavenger receptor') tarafından bu hücrelerin içine alınması sonucu köpük hücreler meydana gelir. Damar düz kas hücrelerinin uyarılması bunların harekete geçmesine ve çoğalmasına neden olur. Doku Faktörü (Tissue Factor, TF), düz kas hücreleri ve makrofajların yüzeyinde belirir ve birikmiş fibrin'in fibrinojene dönüşmesine neden olur.

Aterosklerozun nasıl başladığına dair iki hipotez vardır. Bu iki hipotezi de destekleyen bulguların varlığına bakılırsa muhtemelen ikisi de en azından kısmen doğrudur.
Lipit hipotezi
Kan plazmasında bulunanLDL endotelin içine sızıp yükseltgendiği (oksitlendiği) zaman kalp hastalığı için risk oluşturur. LDL oksidasyonuna etki eden karmaşık biyokimyasal reaksiyonlar zinciri vardır, bunlar en çok, endotelde bulunan serbest radikallerden kaynaklanır.

Damar duvarının hasar görmesi, bir yangı tepkisi doğurur. Birakyuvar türü olanmonositler kandan gelip arter duvarının içine girer, ayrıcatrombositler de duvara yapışır. Ardından, monositler değişime uğrayıpmakrofaj olur, bunlar da oksitlenmiş LDL'yi içlerine alarakzamanla "köpük hücre"lere dönüşür. Böyle adlandırılmalarının nedeni sitoplazmaların içinde çok sayıda kesecik (vezikül) ve yüksek miktarda lipit birikmesidir. Mikroskop altında lezyon artık bir yağ çizgisi olarak görünür. Köpük hücreler sonunda ölür ve bu yangı sürecini daha da yaygınlaştırır.

Ateromdakikolesterolün kaynağıLDL'dir. Dokulardaki kolesterolü karaciğere geri taşıyanHDL miktarı az ise bu LDL birikiminin başlattığı süreç daha da hızlanır. Köpük hücreleri ölünce içlerindeki kolesterol ve diğer lipitler ateromda birikmeye başlar.

Köpük hücreleri ve trombositler düz kas hücrelerinin hareketini ve çoğalmasını teşvik eder; düz kas hücrelerinin yerine kollajen gelir ve bu hücreler de köpük hücrelerine dönüşür. Lipit birikintileri ile damarın intima tabakası arasında koruyucu bir fibröz örtü oluşur.
Kronik endotel hasar hipotezi
Russell Ross veJohn Glomset tarafindan öne sürülen (İngilizce ''Response to Injury'' olarak adlandırılmış olan) bu hipoteze göre endotel tabakaya hasar veren herhangi bir etmen, trombositlerin endotel altına girip yapışmasına neden olur, ardından monosit veT lenfositler gelir, bu hücrelerin salgıladığı büyüme faktörleri düz kas hücrelerinin mediadan intimaya geçip orada çoğalmasına,bağ dokusu veproteoglikan imal etmesine ve fibröz plak oluşturmasına neden olur.

Bu iki hipotez birbirini dışlamaz. Oksitlenmiş LDL endotel hücrelerine tok... olduğu için bir hasar unsuru sayılabilir. Ayrıca yenilenen endotel hücreler tamamen normal olmaz ve plazmanın LDL'nin endotel tabakada alıkonmasına neden olabilir.Ancak kronik endotel hasar hipotezi lipit kökenli olmayan (örneğin enfeksiyon sonucu) aterom oluşumlarına açıklama getirir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #7 : Mays 14, 2010, 10:11:37 »
Sağlığınız ve Kolesterol
Sağlıklı ve uzun bir yaşam için, pek çok diğer etkenin yanı sıra nasıl yaşadığımız ve neler yiyip içtiğimiz de çok önemlidir. Yağlı ve şekerli besinleri çok fazla tüketmek, özellikle hareketsiz bir yaşantınız varsa kilo artışına ve şişmanlığa yol açabilir. Şişmanlık ise kalp hastalıkları ve şeker hastalığı gelişmesini kolaylaştırır. “Yağ” olarak adlandırılan maddeler arasında kolesterol büyük önem taşır. Kolesterol vücudumuzdaki bütün hücrelerde bulunan bir maddedir. Bazı önemli işlevler için vücudun bir miktar kolesterole ihtiyacı vardır. Karaciğerimiz vücudumuz için gerekli kolesterolü üretebilir, ancak kolesterol et, süt, yumurta gibi yediğimiz hayvansal gıdalarda da büyük miktarlarda bulunur.

Gerekli olan miktarlardaki kolesterolün üzerindeki yüksek kolesterol değerleri sağlığımız için zararlı olabilir. Kolesterol, zamanla dokulara besin maddeleri ve oksijen taşıyan damarlarda birikebilir ve diğer bazı maddelerle birlikte damarların iç yüzeyine yapışır. Bu, normalde esnek olan damarlarımızın esnekliğini azaltır ve damar boşluğunu daraltır. Damar sertliği ya da tıkanıklığı olarak nitelendirilen bu duruma “ateroskleroz” adı verilir. Kan damarlarının daralması ya da tıkanması sonucunda dokulara besin ve oksijen taşınması bozulur. Bu durum ise göğüs ağrıları, kalp krizi, inme ve felç gibi çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Kan basıncı sürekli olarak yüksek olduğunda damar duvarları, kanı kalbimiz, beynimiz, böbreklerimiz ve karaciğerimiz gibi hayati önem taşıyan organlara iletmek için daha da kalınlaşır ve sertleşir. Damarlardaki daralma ve tıkanma, içinde bulunduğumuz yaşama ve beslenme koşullarıyla, ayrıca yaşın ilerlemesiyle hız kazanır. Sigara da damar sertliğinin başlamasında ve ilerlemesinde çok önemli bir etkendir. Damarlarda meydana gelen daralmalar ve damar sertliği gelişimi dışarıdan takip edilemez. Damar sertliği gelişmesini kolaylaştıran etkenler olarak kandaki kolesterol miktarı ve kan basıncının yüksek olup olmadığı da, bu durum çoğu kez bir şikayete yol açmadığından, farkına varılmayabilir. Bunun için kan kolesterol düzeylerinin ve kan basıncının ölçülmesi ve kontrol altında tutulması çok önemlidir. Kan basıncının farklı zamanlarda ölçüldüğünde 149/90 mmHg’nın, ya da alışılmış ölçülerle 14/9’un üzerinde bulunması halinde “yüksek tansiyon” veya tıp dilindeki adıyla “hipertansiyon” var demektir.

Tehlikesiz sayılan kolesterol miktarı ise, çeşitli kolesterol türlerinin tümü olan toplam kolesterol miktarının 100 santimetreküp kanda en çok 200 mg olmasıdır. Toplam kolesterolün içinde birbirinden farklı yapıda ve etkileri farklı kolesterol türleri vardır. Bunlardan biri, damar sertliğini kolaylaştırdığı gibi “kötü kolesterol” olarak da bilinen “düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterolü (LDL)’dür. Diğeri ise LDL’nin olumsuz etkisini azalttığı için “iyi kolesterol” olarak anılan “yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterolü (HDL)”dür. Bu yüzden HDL kolesterolünün yüksek olması kalp sağlığı açısından istenen bir durumdur. Yüksek kolesterol, yüksek tansiyon ve sigara kullanımı yanında yakın aile bireylerinde 50 - 55 yaşın altında iken görülen damar sertliğine bağlı kalp hastalığı da, kalp hastalığı riskini arttıran bir etkendir. Elli yaş öncesinde erkeklerin kadınlardan daha çok damar sertliğine uğradıkları da bilinir. Aile yüklülüğü ve cinsiyet etkenleri değiştirilemez. Fakat erkeklerin ve 50 yaşın üstündeki kadınlarda ve aile yüklülüğü olanlarda kolesterol yüksekliği ve hipertansiyonun tedavisi, sigaranın bırakılması daha büyük önem taşır.

Kalp Sağlığı Açısından
- Kan kolesterol düzeyini istenen düzeye indirmek ve bu düzeylerde tutmak için kolesterol içeren yiyeceklerden kaçınmalıyız.
- Beden hareketleri bakımından daha aktif bir yaşam sürmeli ve önerilen egzersizleri yapmalıyız; egzersizin çeşitli yararları yanında kilo kontrolü gibi, kan kolesterol düzeyin ve kan basıncını normal düzeylere indirmek bakımından yararlarını unutmamalıyız.
- Sigara veya başka biçimlerde tütün kullanmaktan kesinlikle vazgeçmeliyiz.
- Stres yaratan durumlardan uzak kalmak ve huzurlu bir yaşantı sürdürmek için çaba göstermeliyiz.
- Tansiyon yüksekliği varsa gereği gibi tedavi görmeli ve tuzdan uzak durmalıyız.

Kolesterol Düzeylerini Kontrol Altında Tutmak İçin Nasıl Bir Beslenme?
Yemek ve besinlerle alınan yağ miktarını, özellikle doymuş yağ oranını kısıtlamak gerekir. Tereyağı, yağı çıkarılmamış süt ve yoğurt, krema, içyağı, doymuş yağ oranı azaltılmamış margarinler yüksek miktarda doymuş yağ içerirler. Hayvansal ürünlerin çoğunda yağ ve kolesterol fazladır. Zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısırözü ve soya yağları gibi bitkisel yağlar ise yüksek miktarda doymamış yağ içerirler ve doymuş yağlara tercih edilmelidir.
Bitkisel besinlerde kolesterol bulunmaz. Lifli yiyecekler ve yeşil sebzeler bağırsaklardan kolesterol emilmesini azaltarak kan kolesterolünü düşürmeye yardım ederler. Gereken durumlarda kandaki kolesterol miktarını düşürmek için doktorunuz ilaç verebilir.

Tüketimi Azaltılması Gereken Besinler
- Yağ (özellikle doymuş yağ) doymuş yağ, oda sıcaklığında katı halde bulunan yağlar ve kırmızı ette, piliç ve hindi etinin koyu renkli bölümleri ile derilerinde, böbrek, yürek gibi iç organlarda bulunan yağ türüdür.
- Kalamar, karides, ıstakoz gibi deniz ürünleri (bu yiyecekler hem kolesterol hem de bir başka zararlı madde olan ürik asit içerirler)
- Yağı çıkarılmamış süt, yoğurt ve peynir
- Hamur işleri, şekerle hazırlanmış tatlılar, beyaz ekmek
- Kızartmalar ve yağlı hazır yiyecekler
- Şeker
- Tuz

Tüketimi Arttırılması Gereken Besinler
- Yeşil Sebzeler
- Meyveler
- Lifli besinler, tahıllar, kuru baklagiller ve kepekli ekmek
- Balık, tavuk
- Yağsız mandıra ürünleri
- Doymamış (oda sıcaklığında sıvı halde bulunan) yağlar

Kanda kolesterol düzeyinin düşürülmesi ve kontrol altına alınması için uygulanan diyet (beslenme) çeşitli aşamalarda düzenlenebilir. Birinci basamak olarak adlandırılan diyet ilk aşamada uygulanan diyettir, ikinci basamak diyet ise daha kısıtlı bir diyettir ve daha çok risk altındaki hastalar için kullanılır.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #8 : Haziran 24, 2010, 10:04:04 »
Kalp Kapak Hastalıkları
Kalp Kapak Hastalıkları nedir?

Kalp içerisinde kanın bulunduğu dört adet odacık bulunmaktadır. Bunlardan ikisi sağ, diğer ikisi sol kalp yarımında bulunmaktadır. Kalbe doku ve organlardan gelen kan ilk önce sağ atriuma(9) gelir ve buradan trikuspit(15) kapak aracılığı ile sağ ventriküle(10) geçer. Sağ ventrikülden pulmoner kapak(17) vasıtasıyla oksijenlenmesi amacıyla akciğerlere geçiş yapar. Oksijenden zenginleşen kan, kalbin sol tarafında bulunan sol atrium(11) bölümüne gelir ve mitral kapaktan(16) geçerek sol ventriküle(13) dökülür. En son olarak kalbin her kasılmasıyla aort kapaktan geçerek vücudumuza gönderilir.

Kapaklar kanın ileri doğru gönderilip geri kaçmasına engel olan yapılardır. Kanın ileri doğru gitmesini engelleyen veya geri kaçmasına neden olan durumlarda ise kalp üzerine yük binmekte, hem kalp hem de kana ihtiyacı olan organlarda sorunlar çıkmaya başlar.

Kapak hastalığına neler neden olur?

Romatizmal ateş

İnfektif Endokardit

Kalp kası hastalıkları (kardiyomiyopati)

Hipertansiyon

Mitral Kapak Prolapsusu(MVP): Mitral kapakçıkların kalp hareketleri ile sol atriuma geri kaçmasıdır.

Fibrokalsifik dejenerasyon

Kapak anulus genişlemesi (bağ dokusu hastalıkları, aort anevrizmalar, tümörler, bazı ilaçlar)

Kapak hastalıkları belirtileri nelerdir?

Yorgunluk

Çarpıntı

Nefes darlığı

Bacaklarda şişlik

Emboli (pıhtı atması)

Felç

Ritm problemleri


Kapak hastalıklarının türleri nelerdir?

1. Aort kapak hastalıkları

Aort kapak stenozu (darlık): Romatizmal ateş, ileri yaşa bağlı dejenerasyon, doğumsal bikuspit aort hastalığı(Resimde bikuspid ve normal kapak görülmektedir) en sık görülen nedenlerindendir.

Aort stenozunun tedavisinde uygulanan açık kalp ameliyatında yapısı bozulmuş olan kapağın yerine mekanik (resim 4) veya biyoprotez kapak yerleştirilir. Mekanik kapak kullanımı sonrasında ömür boyu kan sulandırıcı ilaçlar kullanımı gerekmektedir. Aort kapağının yapısının bozuk olduğu kimi durumlarda (hastanın yaşının genç olması, hamilelik beklentisi veya kan sulandırıcı ilaç kullanmasının sakıncalı olduğu durumlar) ise biyoprotez kapak ile replasman veya kommusürotomi uygulanabilir. Aynı seansta kapak ameliyatlarına ek olarak koroner arter bypass işlemleri v.b uygulamalar yapılabilir

Aort kapak yetmezliği: Marfan sendromu gibi bağ dokusu hastalıkları, aort anevrizmaları, travma, kardiyomiyopati gibi hastalıklardan sonra ortaya çıkar. Aort stenozundan farklı olarak kanın kalpten çıkışında kısıtlama olmamakla beraber kalp atımından sonra kanın geriye kaçması söz konusudur. Bu durumda uygulanan cerrahi işlem, stenozda olduğu gibi mekanik veya biyoprotez kapakların takılmasıdır. Ayrıca uygun durumlarda sadece kapak tamiri ve/veya kapak koruma operasyonları da uygulanmaktadır

Stenoz ve yetmezliğin beraber olduğu durumlar: Özellikle romatizmal ateş hastalığından sonra sıklıkla stenoz ve yetmezlik bir arada bulunabilir. Tedavi prosedürleri aort stenozu ve yetmezliğinden farklı değildir.

2. Mitral kapak hastalıkları

Mitral kapak stenozu (darlık): Romatizmal ateş hastalığına bağlı görülen en sık kapak hastalığıdır. Akciğerlerden gelen kanın mitral kapak aracılığı ile kalbin sol atriumundan sol ventriküle geçişinde problem vardır. Buna bağlı olarak nefes darlığı, çarpıntı, ritm problemleri, emboli ve kalp yetmezliği bulguları ortaya çıkabilir. Mitral kapak stenozunun açık kalp ameliyatı ile tedavisinde mekanik ve biyoprotez kapak ile değişimi (replasman) yanında hastanın uzun dönemli kan sulandırıcı kullanmasında sakınca olduğu durumlarda açık/kapalı kommusürotomi ameliyatı yapılabilir.

Mitral kapak yetmezliği: Romatizmal ateş, mitral prolapsus, korda rüptürü, infektif endokardit, iskemi sonrası ortaya çıkabilir. Mitral yetmezliğinde; kapağın tam kapanamaması nedeniyle kanın kalp içerisinde göllenmesi sol ventrikülde yüklenmeye neden olur. Yetmezliğinin nedenine göre aynı mitral stenoz ameliyatlarında olduğu gibi mekanik kapak, biyoprotez kapak ile replasmanı yapılabilir. Aynı şekilde kan sulandırıcı kullanması sakıncalı olan veya mitral kapağın anatomik olarak yapısının sağlam olduğu ancak kapağın kapanmasına engel olan durumlarda (ileri hipertansiyon ile kalp kasında büyüme, korda rüptürü, iskemi vb) mitral kapak tamiri ameliyatı (annuloplasti ameliyatı v.b) uygulanabilir. Tamir esnasında “ring” adı verilen kapak benzeri protezler kullanılır. Mitral kapak prolapsusu ise %1-2 oranında toplumda görülür ve özellikle genç bayanlarda saptanmaktadır. Bu hastalarda ritm problemi çok sık görülür ve nadiren kapak yetmezliğinin ciddi olduğu durumlarda açık kalp operasyonu gerekebilir. Cerrahi uygulama mitral kapak yetmezliği ameliyatında olduğu gibidir.

3. Diğer kapak hastalıkları:

Trikuspid ve pulmoner kapakların hastalıkları çok nadir olarak tek başına bulunmaktadır. Genelde aort ve mitral kapak hastalıklarına eşlik ederler ve tedavi edilirken bu hastalıklarla olan beraberliklerine göre plan yapılmaktadır. Özellikle trikuspit kapağın hastalığı diğer kapak hastalıklarına eşlik eder ve genelde yetmezlik şeklinde görülür. Tedavisinde ring annuloplasti operasyonu yapılabildiği gibi özel dikiş teknikleri ile de yetmezlik düzeltilebilir.

Kapak hastalıklarına eşlik eden diğer kalp hastalıkları nelerdir? Özellikle aort kapak stenozları ile koroner arter hastalığı birlikteliği .... Belli bir yaş grubunu geçen ve kapak hastalığı bulguları veren hastalara koroner arter sistemini değerlendirmek üzere koroner anjiyografi uygulanmaktadır. Koroner arterlerde ciddi darlıkları saptanan hastalarda aynı seansta koroner arter bypass operasyonu da uygulanabilmektedir.

Kapak ameliyatlarından sonra karşılaşılması muhtemel durumlar nelerdir?

Kapak ameliyatları için kalp cerrahları kalbi durdurmak ve ameliyat sahasını daha iyi görebilmek için bir takım araçlardan yararlanırlar. Bunlardan en önemlisi, kalp ve akciğer dolaşımını durdurmak amacıyla kullanılan kalp-akciğer makinesidir. Kalp ve akciğer makinesi, çeşitli tipleri olmakla beraber kendi çevresinde dönen pompalar, kanın dolaşımını sağlayan özel tüp ve boru sistemlerinden oluşur. Buna bağlı olarak kan bu sistemlerden geçerken bir takım değişikliklere uğrarlar. Çoğu geçici olmakla beraber ameliyat sonrasında kansızlık, ateş, yorgunluk oluşabilir. Ameliyat sonrasında geçici ruh hali değişiklikleri görülebilir. Enfeksiyon kapak ameliyatlarından sonra çok nadir görülen ama çok ciddi etkileri olan bir durumdur. Yara yerlerinde kızarıklık, akıntı, yara yeri ve genel vücut ağrıları olabilir. Kapak ameliyatlarından sonra geçici veya kalıcı ritm problemleri olabilir. Tüm bahsedilen yan etkiler genelde geçici olup tedavisi mümkündür.

 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #9 : Austos 10, 2010, 10:49:25 »
Kalbinizi Korumanın Yollarını Öğrenin!

Kalp sağlığınız için en kolay yollardan biri sağlıklı yiyecekleri tüketmektir. Kolesterolünüzü gerekli seviyeye düşürmek ve kalp hastalıklarından korunmak için tereyağı, iç yağı gibi hayvansal kaynaklı yağlardan uzak durun. Zeytinyağı, ayçiçek, mısırözü, soya gibi bitkisel yağları tercih edin. Kırmızı eti mümkün olduğunca yemeyin. Et tercihleriniz balık, hindi, tavuk olsun. Son zamanlarda devekuşu eti de artık piyasada mevcuttur ve önerilmektedir. Beslenmenizde, fasulye, mercimek, bezelye gibi kolesterolsüz protein kaynaklarına yer verin. Yağsız veya az yağlı, süt ve süt ürünleri tüketin. Konsantre süt, karaciğer, işkembe gibi sakatatlardan; sosis, sucuk, salam gibi gıdalardan uzak durun.

Sebze ve meyveler, hem lif hem de vitamin ve mineral kaynakları açısından çok zengin besinlerdir. Düşük kalorili olan sebze ve meyveler ayrıca kalp hastalıklarına karşı koruyucu maddeler içerirler. Bu nedenle mümkünse günde 5 porsiyon sebze ve meyve tüketmeye özen gösterin. Beslenmenizde beyaz un yerine işlenmemiş buğday unu (kepekli) tercih edin. Örneğin seçimleriniz kepekli makarna, kepekli pirinç olabilir. Porsiyonlarınızın dengeli olmasına dikkat edin. Diyet-sağlıklı beslenmeye çocuk yaşlarda başlanması gerektiğini unutmayın. Köfte-pilavdan başka yemek yemeyen çocuklarınıza bamya, fasulye, salata, meyve yemesini öğretin. Çocuklarınızı fast food-hamburgerden uzak tutun. Unutmayın, 60 yaşında kalp hastası olduktan sonra diyet yapmak kalp ağrısını geçirmez!

BEL ÖLÇÜNÜZE DİKKAT EDİN!

Yağların karın çevresinde toplanmasının özellikle kalp-damar hastalığı riskini arttırdığını ve bel çevresinin kadınlarda 88, erkeklerde 102 santimi geçmemesi gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Fazla kilolarınızdan kurtulmaya çalışın. Bunun için öğün aralarında atıştırmalara, hızlı yemek yemeğe son verin. Yavaş ve istikrarlı kilo vermenin daha sağlıklı ve kalıcı olduğunu unutmayın. Kilo kaybı sağlıklı bir yaşam için ilk adımdır. Kilo vermek; kan basıncını, kan şekerini, kan yağlarını ve erken ölüm riskini azaltır.

MENOPOZU GECİKTİRİN!

Östrojen hormonu kadınları damar sertliğine karşı korur. Ancak menopozla birlikte östrojen hormonu ortadan kalktığı için kadınlarda anormal bir damar sertliği süreci başlar. Bu nedenle kadın hastalıkları uzmanlarının menopozu geciktirmek için tedavi uygulaması gerekmektedir. Her ne kadar bu hormonun meme kanseri riskini arttırdığına ilişkin tartışmalar olsa da, yapılan çalışmalar bu ihtimalin küçük olduğunu gösteriyor. İstatistiklere göre kanser olma riski ile koroner kalp hastalığı riski karşılaştırıldığında, kanser riski çok düşüktür. Araştırmalara göre, Amerika?da her yıl 250 bin kadın koroner kalp hastalığından yaşamını kaybediyor. Meme kanserinden ölenlerin sayısı ise 45 bin civarındadır. Kısacası koroner kalp hastalığında risk daha büyük. Ayrıca östrojen tedavisi sırasında 6 ayda bir mamografi çektirerek östrojen hormonu takviyesinin olumsuz etkilerine karşı önlem alınabilir.

DÜZENLİ SPOR YAPIN STRESTEN UZAK DURUN!

Tembellik (sedanter hayat) ve aşırı stresten uzak durun. Düzenli egzersiz kalp hastalıkları ve kalp krizinden sizi korur. Kalbinizi, kemiklerinizi ve kaslarınızı güçlendirir. Ancak 35 yaşından sonra yoğun efor gerektiren bir spora başlayacaksanız, gizli kalp hastalığı riskine karşı mutlaka iyi bir kalp kontrolünden geçin. Egzersizin en ideali uzun yürüyüşlerdir. Kandaki kötü kolesterolünüzün yakılması için 5 kilometreyi 45 dakikada tempolu şekilde yürüyün. Egzersizler sırasında ara vermeyin, kesintili yaptığınız yürüyüşün kalp sağlığınıza olumlu bir katkısı olmaz. Efor sırasında göğüs ağrısı, halsizlik, kramp, nefes darlığı gibi şikayetlerle karşılaşırsanız egzersize derhal ara verin.

İŞİNİZDE SINIRLARINIZI ZORLAMAYIN!

İş ve meslek konusunda hiçbir zaman beceri ve olanaklarınızı zorlamayın. Özellikle aile şirketlerinde kalp krizi sorunuyla sık karşılaşılır. Zengin ailelerin çocukları yurt dışında çok iyi eğitim alırlar ve genç yaşta şirketin üst düzeyde yönetimine getirilirler. Ancak mesleki deneyimi olmadığı için bu kişi kendisini sürekli ailesine kanıtlama çabası içine girer ve stres altında kendisini zorlar. En nihayetinde de omuzlarına yüklenen ağır sorumluluk bu kişinin önce ülser, sonra kolit olmasına, en son da kalp krizi geçirmesine neden olur. Bunun toplumumuzda çok örneği vardır.Bu nedenle çocuklarınıza hazır olmadıkları sorumlulukları vermeyin.

SAĞLIĞINIZI KONTROL ALTINDA TUTUN!

Aile geçmişinizde kalp hastası varsa, şişmansanız, diyabet veya yüksek tansiyon hastasıysanız, sigara kullanıyorsanız 30, değilseniz 40 yaşından sonra şu testleri yaptırın: Total kolesterol, HDL (iyi huylu kolesterol), LDL (kötü huylu kolesterol), tigliserid ve kan şekeri. Kan yağları dışında düzenli olarak yüksek tansiyonunuzu ölçtürün. Koroner kalp hastalığından korunmak için hekim tavsiyesiyle birinci guruptakiler 30, ikinci guruptakiler 40 yaşından sonra günde 100 mg aspirin almalıdır.

PSİKOLOJİK DESTEK ALIN!

Hastalığınızı, aileniz veya çevrenizle ilgili sorunlarınızı bir Liyezon P...iyatri uzmanı ile görüşün. Liyezon P...iyatri uzmanı, organik bir hastalığın (kalp hastalıpınızın) p...olojiniz üzerinde yaptığı bozuklukları inceler.

ACELECİ OLMAYIN!

Kendinizle, yaşamla, ailenizle, eşinizle, dostlarınızla barışık olun. Çok çabuk karar veren, hızlı hızlı konuşan, merdivenleri birkaç basamak birden çıkmaya çalışan, sabırsız biriyseniz (A tipi kişilik) yavaşlayın. A tipi kişilikte kandaki adrenalin seviyesi çok yükselir, bu da spazma neden olur. Riskinizi azaltmak için daha yumuşak, sakin hareket eden, huzurlu biri olmaya özen gösterin.

ALKOLÜ SINIRLANDIRIN!

Kalbiniz için alkol yararlıdır demiyoruz. Fakat eğer içki içecekseniz tercihiniz yararlı kolesterolü yükselttiği bilinen kırmızı şaraptan yana olsun (günde bir su bardağı). Fakat kırmızı şarap içmiyorsanız içinde kalbi koruyucu maddeler içeren üzümü çekirdekleriyle birlikte yiyebilirsiniz. Üzüm çekirdeği toz ve kapsül olarak satılmaktadır.

KALBİNİZ YORGUNSA...

Sigara içmeyin, sigara içilen ortamda bile bulunmayın.

Düzenli olarak bir kardiyoloji uzmanının kontrolünde olun

Tedaviniz ilaç, balon-stent veya ameliyat olabilir, hepsinin olumlu, olumsuz yanlarını, uzun dönem sonuçlarını doktorunuzla tartışın.

Abartılmış fizik aktivitelerden kaçının, bir kardiyak rehabilitasyon progr... başlayın.

Seks konusunda sevgilinizi değil eşinizi, otel odasını değil evinizi tercih edin. Seksin kalbe herhangi bir zararı yok. Ancak koroner kalp veya kapak hastasıysanız ya da kalp yetmezliğiniz varsa seks yapmanızda bir sakınca olabilir. Bu nedenle gerekli önlemleri aldıktan sonra seks yapmalısınız. Kalbinize iyi gelen seks değil aşık olmaktır, yani sevmektir. Aşık olunca mutluluk hormonu olan endorfin salgılanır. Bu hormon adrenalinin aksine kalbe iyi gelir. Önce eşinize ve çocuklarınıza, sonra mesleğinize, sonra ülkenize aşık olun. Kalbinize iyi gelecektir. Birçok kez konuşulduğu gibi haftada şu kadar seks yapmak kalbe iyi gelir şeklinde tavsiyeler sakıncalıdır.

Devamlı kullanmanız gereken ilaçlarınızı ihmal etmeyin, özellikle yüksek tansiyon ilaçlarınızın yedeğini bulundurun.

Kan yağlarınızı 3 ayda bir kontrol ettirerek tahlil raporunda yazan normal sınırının altında tutun. By-pass ameliyatı olmuşsanız her yıl bir efor testi, 5 yıl sonra bir kontrol anjiyosu yaptırın. Bu, hem yapılan by-pass?ları hem de diğer damarlarınızın durumunu gösterecektir.

Kan yağlarınızı kontrol için diyetin yetmediği durumlarda mutlaka ilaç kullanın. Bu ilaçların bazı yan etkileri olabilir ama bir kardiyolog kontrolünde uygulanması sorunu çözer,

Aile ve sosyal yaşamınızı bir kez daha gözden geçirip hayatınızdaki olumsuzlukları en aza indirin.

Hastalığınız için ailenizi ve çevrenizi suçlamayın. Kalp hastaları genellikle 3 aşamalı bir süreçten geçer. Özellikle gençler hasta olduklarını öğrendiklerinde bunu reddetme eğilimindedir. Bir süre sonra göğüslerine gelen ağrılar onlara hastalıklarını kabul ettirir. Hastaların 2?nci döneminde ciddi bir suçlama dönemi başlar. Önce eş, akrabalar sonra patron, meslek, ülke hastalıktan sorumlu tutulur. Bunun ardından suçlama bir anda kendisine döner:?Ben iyi bir insan değilim, kendime iyi bakamadım ve Tanrı beni cezalandırdı.? Hastalığın 3?üncü döneminde hasta tedavi edilir, iyi bir stent ya da by-pass yapılır. Ama buna rağmen depresyon dönemi başlar. Hastada ?Yarım adam oldum, tamamen iyileşebilecek miyim?? gibi kaygılar olur. Bu durumda bir liyezon p...iyatri uzmanından yardım almak uygun olur.

AİLENİZDE KALP HASTASI VARSA...

Hiçbir zaman yakınınızı (eşinizi-babanızı) hasta olduğu için suçlamayın.

Tetkik ve tedavinin her aşamasında onu destekleyin, teşvik edin.

Hastalığın oluşmasında kendinizi de hatalı buluyorsanız, bunu abartılı şekilde telafi etme telaşına girmeyin.

Onun hastalığını hep aklınızda tutun, fakat ona unutturmaya çalışın.

Cinsel konularda olabilecek yetersizlik veya isteksizliklerde anlayışlı davranın.

Diyetin bir aile programı olması gerektiğini aklınızdan çıkarmayın.

Eşinizin ilaçlarını ve kontrol günlerini yakından takip etmenizin ona yaşama sarılma ve güven duygusu vereceğini unutmayın.

Bu hastalığın ekip çalışmasıyla, yani eş, çocuk, kardeş, yakın arkadaşla daha kolay yenileceğine inanın.

Eşinize yardımcı olmak için sizde sigara içmeyin ve sağlıklı beslenin.

Hastanızla iyi bir iletişim kuramıyorsanız bir liyezon p...iyatri uzmanından yardım isteyin.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #10 : Ekim 20, 2010, 09:56:06 »
Pulmoner"; akciğere ait, "hipertansiyon" ise yüksek kan basıncı demektir. Normalde hipertansiyon denince aort ve dallarındaki basıncın artması anlaşılır ve aslında bunun tam adı "sistemik hipertansiyon"dur. Günlük konuşmalarda, tansiyon veya hipertansiyon denince kastedilen aslında kol atardamarlarındaki (dolayısı ile aorttaki-yani büyük dolaşım'daki) basıncın artmasıdır yani sistemik hipertansiyondur.

Bir de, vücudumuzda oksijeni dokularda kullanılmış kanı, oksijenlendirmek üzere akciğerlere getiren dolaşım sistemi vardır (küçük dolaşım). İşte akciğerlere giden damardaki (pulmoner arter) basıncın artmasına ise pulmoner hipertansiyon diyoruz. Bu duruma yol açan birçok neden vardır. Örnek olarak, akciğerin kan damarları (pulmoner arteriyoller) daralmış olabilir. Ayrıca bu durum, kanın akciğerlerde göllenmesine neden olan kalbin sol tarafına ait bir hastalık nedeniyle de ortaya çıkabilir.

Pulmoner hipertansiyon pulmoner arterlerdeki kan basıncını ölçerek teşhis edilir. Normal koşullar altında, istirahat halinde pulmoner arter sistolik (büyük) basıncı yaklaşık 14 mmHg (milimetre cıva) civarındadır. Pulmoner hipertansiyon, sistolik (büyük) kan basıncının istirahatte 25 mmHg, veya egzersiz sırasında 30 mmHg den büyük pulmoner arter basıncı olarak tanımlanır.

Sınıflama

Altta yatan nedene göre sınıflandırma yapılır:

Pirimer pulmoner hipertansiyon (PPH): Bilinen bir nedenin olmadığı pulmoner hipertansiyondur.
Sekonder pulmoner hipertansiyon (SPH): Burada pulmoner hipertansiyona yol açan tanımlanabilir bir neden vardır.
PPH nadir görülmesine rağmen, yıllık olarak 500 ila 1000 arası yeni vaka teşhis edilmektedir. Bu hastalık her yaştaki kadın, erkek ve çocukta görülebilir. Ancak en sık olarak 20-40 yaş arası kadınlarda görülür.

Yüksek kan basıncının altta yatan diğer bir durum nedeniyle ortaya çıktığı sekonder pulmoner hipertansiyon (SPH) ise , çok daha yaygındır, SPH tipik nedenleri şunlardır:

Akciğer hastalıkları: kronik bronşit, amfizem ve astım gibi akciğer hastalıkları (kronik obstrüktif akciğer hastalıkları -KOAH-). KOAH yetişkinlerdeki SPH’un en sık nedenidir.

Uyku apnesi (uykuda solunum durması): Bu hastalarda uyku sırasında kısa süreli solunum durmaları olur. Bunun sonucunda oksijenlenme bozulur. Eğer tedavi edilmezse pulmoner hipertansiyona yol açabilir. Ayrıca bu durum kalp damar hastalık riskini de artırmaktadır.

Kalp hastalıkları: ASD, VSD gibi doğumsal kalp hastalıkları, mitral darlık gibi kapak hastalıkları, kalbin sol karıncığının iyi kasılmaması veya kalp kası hastalıkları (kardiyomiyopatiler) da pulmoner hipertansiyona yol açabilir.

Sistemik bağ dokusu hastalıkları: Bu bozukluklar vücudun ana yapısını oluşturan bağ dokusundaki anormalliklerle karakterizedir. Bu tür hastalıklara örnek olarak skleroderma ve romatoid artrit verilebilir.

Solunum kaslarını etkileyen ve böylece akciğerlerin oksijen çekme yeteneğini azaltan hastalıklar (nöromüsküler hastalıklar). Bu tür hastalıklara örnek olarak poliyomyelit, myastenia gravis ve amiyotrofik lateral skleroz verilebilir.

Pulmoner emboli (akciğerdeki bir kan damarını tıkayan kan pıhtısı).

Eğer tedavi edilmezse pulmoner hipertansiyon ciddi kalp damar problemlerine yol açabilir.

Pulmoner hipertansiyonun tedavi edilebilirliği hastalığın nedeniyle ilgilidir. Pirimer hipertansiyon için kesin tedavi bulunmaz iken, son zamanlarda, hastaların hayat kalitesini artırmaya yönelik bir takım yaklaşımlar geliştirilmiştir. Altta yatan nedenin tedavisi ile sekonder pulmoner hipertansiyon kesin tedavi edilebilir. Her vakada, durumu olabildiğince çabuk tespit etmek, akciğerler veya kalbin sağ tarafında kalıcı hasar oluşmadan önce uygun bir tedaviye ulaşmak önemlidir.

Pulmoner arter basıncı yükseldiği zaman, kalbin sağ tarafı daralmış pulmoner arterlerden akciğerlere doğru kanı pompalamak için daha çok zorlanacaktır. Sonunda bu sürekli zorlanma kalbin büyümesine ve zayıflamasına neden olabilir. Tedavi edilmemiş pulmoner hipertansiyon, triküspid kapak yetmezliğine (kalbin sağ tarafındaki kulakçık ve karıncık arasındaki kapağın geri sızdırmasına) ve sağ kalp yetmezliğine neden olabilir.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #11 : Aralk 31, 2010, 12:01:42 S »
Ventriküler Septal Defekt (VSD) 


Kalbin iki karıncığı arasındaki duvarda açıklık (delik) olmasıdır. Bu açıklık vasıtasıyla sol ventriküldeki temiz kan (oksijenlenmiş kan) sağ kalbe, buradan da akciğerlere gider.

Delik değişik çaplarda olabilir. Deliğin büyük olduğu durumlarda geçen kan, bir taraftan akciğer atardamarlarında basınç yükselmesine sebep olur, diğer taraftan artan kan akımı kalbin daha fazla çalışmasına ve daha fazla yorulmasına sebep olur.



Şikayetler?

Deliğin çapı şikayetlerde önemli rol oynar. Küçük VSD’li hastalarda genellikle hiçbir şikayet görülmez.

Geniş olduğu durumlarda ise bebeklerde hızlı nefes alıp verme, özellikle emerken aşırı terleme, yeterli kilo alamama ve emme sırasında yorulma dikkati çeker.

Tanı nasıl konulur?

Tanı, küçük defektlerde genellikle herhangi bir nedenle doktora gidildiğinde muayene sırasında üfürümün duyulması ile tesadüfen konur.

Büyük defektlerde ise muayene sırasında üfürüm duyulur ve birlikte kalp yetersizliği bulguları vardır. Bu hastalarda sık sık zatürree, bronşit gibi akciğer hastalıkları da sık görülür. Genellikle çocuk doktora hasta olduğunda ...ürüldüğünden, böyle ağır hasta ve huzursuz bir bebekte diğer bulgular zor fark edilir. Bu hastaların bir kısmı akciğer enfeksiyonu tedavileri ile kısmen düzelmekle birlikte, kesin tanı konulması bu nedenle çok gecikebilmektedir. Erken tanı için ülkemizde sağlıklı çocukların da doktor kontrolüne ...ürülmesi alışkanlığının kazanılması şarttır. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur.

Tedavide ne yapılabilir?

Küçük defektlerde genellikle tedavi gerekmez. Ancak sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler.

Büyük defektlerde ise kalbin çalışma gücü ilaç tedavisi ile arttırılmaya çalışılır. Çocuk büyüdükçe açıklığın küçülüp küçülmediğine bakılır. Düzelme saptanmayan hastalarda bu açıklığın cerrahi olarak kapatılması gerekebilir. Bazı hastalarda cerrahi öncesinde kalp kateterizasyonu yapılması gerekebilir. Cerrahi için uygun zaman genellikle 6 ay civarıdır. Açıklık bir yama ile kapatılıp, kan kaçağı engellenir. Ameliyatın az da olsa risk taşıdığı bilinmelidir.

İleriye dönük yapılması gerekenler?

Sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi cerrahi girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu antibiyotik tedavisi verilir. Bu, ameliyat olmuş hastalar için de 4-5 yıl süre geçerlidir. Hastaların belli aralıklarla doktor kontrolünde olması gerekir
 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #12 : ubat 12, 2011, 11:05:49 »
Kardiak arrestte organizmada hangi değişiklikler olur ?

Nabız, alınamaz. Kontrolu için en uygun yer, karotid veya femoral nabızlardır.
Bilinç; serebral kan akımının kesilmesinden 10-15 saniye sonra kaybolur, bu nedenle bilinci açık veya yarı kapalı kimselerde kardiak arrest söz konusu olamaz.
EKG, Asistol, ventrikül taşikardisi ve fibrilasyonun kardiak arrestten ayırd edilmesini sağlar.
Kalp sesleri, duyulmaz.
Pupiller, dolaşımın durmasını izleyen 30 - 60 saniye içinde dilate ( genişler ) olur. Ancak pupilleri etkileyebilecek diğer etkenler dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Örneğin morfin etkisi ile daralmış pupiller hemen dilate olmayabilir. Genişlemiş pupillerin daralmaya başlaması prognoz ( sonuç ) açısından ümit vericidir.
Solunum. Primer nedenin solunum durması ve obstrüksiyon ( tıkanma ) olmadığı durumlarda, kalp durması ile solunum merkezlerinin kanlanamaması sonucu 1-3 dakika içinde solunum durur. Bundan önce hasta düzensiz, iç çekme şeklinde birkaç soluk alabilir.
Ciltte, siyanoz ve solukluk görülür.

Kalp durmasının beyin üzerideki etkisi ( serebral hipoksi )

Kalp durduktan sonra 10-15 saniye içinde bilinç kaybolur. EEG trasesi (Elektroensefalografi - Beyin elektrosu) 4 saniye içinde değişir ve 20-30 saniye sonra düz çizgi halini alır. Beyin dokusunda PO2 ( Oksijen basınca ) 1 dakika içinde sıfıra iner. Hipok... beyin hasarının esas nedeni kapillerlerdeki hasarın beyin ödemine ( şişme ) yol açmasıdır. Total serebral hipoksiden önce beyin glukoz düzeyinin yüksek olması, dolaşım durması sırasında gelişen hiperglisemiye eklenerek nörolojik hasarı artırabilir. Serebral hipoksinin diğer belirtileri, zorlu ve trakeal çekilme ile karaekterize solunum, terleme, ateş yükselmesi, pupil dilatasyonu ve nistagmustur. Ayrıca huzursuzluk, kasılma ve adelelerde seğirmeler, derin koma, taşikardi ve nihayet ölüm olur.

Kardiak arrestte biyokimyasal değişiklikler "Tıp mensupları için"
Bunlar hipoksi veya metabolik ürünlerin uzaklaştırılamaması sonucu ortaya çıkar. Kan akımının yetersizliği nedeniyle arteriel ve venöz kan örneklerinde oksijen ve karbondioksit basınçları arasında fark büyür ve asidoz gelişir. Laktik asit artışı ve bikarbonatın düşmesi ile pH 7 nin altına inebilir. Hipoksi etkisi ile su ve sodyum hücre içine girerken, potasyum hücre dışına çıkar; kan şekeri yükselir, 300 mg/dl veya daha yüksek değerler görülebilir. Hematokrit ve protein değerleri yükselir, hiperpotasemi olur ( 7 mEq/l )

Kardiak Arrest Nedenleri

Kalp Hastalıkları kardiak arrest nedenlerinin en önemli kısmını oluşturur. Dolaşımda akut obstrüksiyon (ani damar tıkanmaları ) örn. aort diseksiyonu nadiren yapay bir valvin kopması. Myokard iskemisi, akut myokardit, miyopatiler, iletim defektleri bunların başında gelir. Primer olarak kalp hasdtalığı olmamakla birlikte kalbin çalışmasını engelleyen, tansiyon pnömotoraks, diyafragm rüptürü, masif pulmoner tromboembolizm gibi ekstra kardiak mekanik nedenler de burada sayılabilir.
Hipovolemi. Masif kanama ve sıvı kayıpları kan basıncının düşmesi ve miyokard perfüzyonunun bozulması ile arreste neden olabilir.
Bayılma. Hasta bu durumda horizontal ( yatay ) duruma getirilmezse fatal ( ölümle ) sonuçlanabilir.
Ani Hipotansiyon koroner perfüzyonunu bozarak arreste neden olabilir.
Hava embolisi. Oturur pozisyonlardaki ameliyatlarda veya boyun, toraks, meme, pelvis venleri üzerindeki herhangi bir işlem sırasında ( özellikle küretaj ) hava embolisi gelişerek arreste neden olabilir. Sol kalpteki girişimlerde özellikle aort klempinin açılması sırasında da daha tehlikeli olan arteriel emboli gelişebilir.
Hipoksi ve/veya hiperkapni. Üst solunum yolu obstrüksiyonu, solunumun santral depresyonu veya sinir-kas paralizisine bağlı olabilir. Erişkinde üst solunum yolu obstrüksiyonuna yol açan nedenlerin başında gıda aspirasyonu ( solunum yoluna kaçması ) gelmektedir. Yemek yerken, özellikle iyi çiğnenmemiş büyük parça halinde et aspire edilebilir. Yemek yereken konuşma, gülme, alkol alınması bu olasılığı artırır. Bu durum sıklıkla lokantalarda görüldüğü ve kalp krizi zannedildiği için yanlışlıkla "cafe coronary" adı verilmiştir.
Elektrik veya yıldırım çarpması. Elektrik çarpmasından sonra vücuttan geçen akımın şiddeti ve süresine bağlı olarak solunum kaslarında tetani, paralizi, bulber merkezlerin inhibisyonu sonucu kardiak arrest gelişebilir. Tetani, akımın geçtiği sürece devam eder ve uzun sürerse hipoksi ile arrest gelişir. Akım kesildikten sonra görülen masif konvülsiyon atağı takiben ortaya çıkabilen paralizi de hipoksi sonucu arreste neden olur. Elektrik şokunun direkt etkisi ile de ventriküler fibrilasyon veya asistol gelişebilir. Bu, genellikle evlerde kullanılan düşük voltajlı ve 2 amperden zayıf akımla olur. Daha güçlü bir akım olan yıldırım çarpmasında ise bütün myokardı depolarize eden bir DC şok etkisi ile kalp durabilir. Bazan bu olaydan sonra kalp kendiliğinden çalışabilir.
Suda boğulma. Klinik ve tedavi yönünden belirgin bir farklılık olmamakla birlikte tatlı veya tuzlu suda boğulmalarda fizyopatalojik mekanizma farklıdır. Tatlı su ozmotik basıncı daha düşük olduğu için hızla akciğerlerden sistemik dolaşıma geçer. Dolaşım volumü 3 dakika içinde % 50 artabilir. Sonuçta hemoliz ve hipoksi, yüklenme, hiperpotasemi ( kanda potasyumun artması ) ve hiponatreminin ( kanda sodyumun azalması ) neden olduğu, tedaviye dirençli fibrilasyon ( kalp adelesinde peşpeşe hızlı kasılmalar ) gelişir. Tuzlu su ile bunun tersi olur. Dolaşımdan alveollere sıvı geçer ve ödem gelişir. Boğulmalarda vagal inhibisyona bağlı olarak uzun süreli laringospazm gelişmesi akciğerlere sıvı girmeden asfeksi ile ölüme neden olabileceği gibi, sıvı girişini geciktirdiği için resüsitasyon şansını da artırabilir. Hipotermi ve pulmoner enfeksiyon önemli komplikasyonlardır. Eğer akciğerler 2 dakikadan uzun süre tatlı su ile doldu ise irreverzibl ventriküler fibrilasyon gelişir. Ancak hipotermi koruyucu etki yapabilir. Bu nedenle soğumuş bir kişi sudan çıkarıldığında, hiç bir hayat belirtisi olmasa da resüsitasyon ( canlandırma ) denenmelidir. Öte yandan tedavi ile olay yerinde veya yolda bilincini kazansa da geç pulmoner ödem ( akciğer ödemi ), solunum yetmezliği ve elektrolit değişiklikleri olabileceğinden, hayati tehlike devam edebilir, bu şahısların hastaneye yatırılması gerekir.
Metabolik bozukluklar ve elektrolit değişiklikleri. "Tıp mensupları için" Kan glukoz düzeyi, pH değişiklikleri, özellikle sodyum, potasyum ve kalsiyum olmak üzere elektrolit değişikliklerikalbin fonksiyonunu bozarlar. Örneğin hiperkalemi yavaş geliştiğinde, kalbi diastolde durdurabilir, hızlı geliştiğinde ventrikül fibrilasyonuna neden olabilir. Kalsiyum artışı ise kardiak kontraktiliteyi artırarak, kalbi diastolde durdurabilir.
Hipotermi. Merkezi ısı 28-30 dereceye düştüğünde ventrikül fibrilasyonu gelişebilir. Kaza ile gelişen 30 derece altındaki ciddi hipotermide kan akımı, oksijen gereksinimi, kardiak autput ve kan basıncı azalır; vazokonstrüksiyon ve bradikardi nedeniyle nabzın alınması güçleşir. Nabzın gerçekten olmadığını anlamak uzun süre alabilir.
İlaç ve zehirler direkt veya dolaylı olarak kardiyovasküler ve solunum sistemlerinde depresyon yapabilir. Bunlar arasında digital, kinidin, prokainamid, aminofilin, kontrast maddeler, sedatif ve hipnotikler sayılabilir.
Kan katekolamin düzeyinin artması. Heyecan, adrenalin enjeksiyonu, adrenal tümörler nedeniyle artmış katekolaminler kalbin anesteziklere duyarlılığını artırır.
Bazı işlem ve uyarılar. Kalp kateterizasyonu ve anjiokardiografi sırasında, özellikle kateter ucu sağ ventrikülde iken ventriküler fibrilasyon gelişebilir. Rectum, uterus, serviks, glottis, bronşial ağaç, mesane, üretra, mezanter, karotid sinus ve kalbin direkt olarak uyarılması, ekstraoküler kasların veya testisin çekilmesi sonucubradikardi veya asistol gelişebilir. İnhalasyon ajanlarının vagotonik etkisi, hiperkapni, hipoksi katekolamin düzeyinde artma bu olasılığı artırır.
Tüm hastalıkların terminal döneminde yukarıda belirtilen nedenlerden bir veya birkaçına bağlı olarak kalp durur.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Kalp Damar<br>
« yanıtla #13 : Eyll 28, 2011, 08:29:34 »
Damar Sertliği (Ateroskleroz)
Atardamar duvarının sertleşerek esnekliğini yitirmesiyle oluşan ve daha çok erkeklerde görülen bir hastalıktır.
Arteriyosklerozu birkaç sayfada anlatabilmek kolay değildir. Bu konuda yapılan sayısız araştırmaya karşın, hastalığın temel nedeni henüz bilinmemektedir. Hastalığın adını belirlerken bile birçok sorun yaşanmaktadır. Örneğin, bazı araştırmacıların değişik anlamlarda kullandığı arteriyoskleroz ya da ateroskleroz terimlerinin kapsamı tam olarak açıklanamamıştır. Bazıları bu iki terimi eşanlamlı olarak kullanırken, başkaları farklı görmektedirler. Arteriyosklerozun sözcük anlamı atardamar sertleşmesidir. Ateroskleroz ise atardamar duvarında belli bir alanın ezilerek esnekliğini yitirmesi ve sertleşmesidir.

Biz burada sadece, hekimler tarafından klinikte kullanılan arteriyoskleroz terimini kullanacak, bu bağlamda gelişen diğer hastalıkları da aynı terim altında inceleyeceğiz.

ARTERİYOSKLEROZ NEDİR?

Arteriyoskleroz bütün kalp enfarktüsü, beyin trombozu ve beyin kanaması olgularının başlıca nedenidir. Ayrıca bacak kangrenlerinin büyük bir bölümü de arteriyoskleroz kaynaklıdır. Arteriyoskleroz, klinik tablo olarak ortaya çıktığı bu gibi durumlar dışında, genellikle özgün belirti vermeyen bir hastalıktır. Birçok varsayım ileri sürülmesine karşın hastalığın nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle hastalığın orta ve büyük atardamarlarda yaptığı lezyonlarla tanımlanması eğilimi güç kazanmaktadır. Arteriyoskleroz en çok orta ve büyük atardamarlarda görülür.

Olağan durumunda esnek olan atardamar duvarları, damardan geçen kan miktarına göre genişler ya da daralır. Atardamarlar bu özellikleriyle dolaşımdaki kan miktarını düzenlerler. Arteriyosklerozda, atardamar duvarındaki esnek yapılar çok sert olan bağdokusu tarafından kaplanır ve esneklik yok olur. Damar duvarının sertleşmesini, duvardan damar içine doğru büyüyen oluşumlar ya da aterom plakları izler. Özellikle aterom plaklarının gelişimi sonucunda damar boşluğunun çapı daralır ve geçen kan miktarı azalır. Aterom plakları üzerinde kan pıhtılarının daha kolay oluşması, daralmayı artırarak damarın tıkanmasına neden olur.

NASIL OLUŞUR?

Arteriyosklerozun oluşum süreci ile ilgili birçok varsayım ileri sürülmüştür. Klinik ve deneysel verilerle desteklenen ancak henüz geçerlilikleri kanıtlanmamış iki varsayım önemlidir. İlk varsayım, arteriyosklerozun oluşumundan yağlan sorumlu tutar. Atardamar duvan içten dışa doğru iç, orta ve dış olmak üzere üç katmandan oluşur. İç katman bir kat hücre, yani endotel ile onun altında yer alan elastik bağdokusundan oluşur. Orta katmanda daha çok kasdokusu egemendir. Dış katman ise bağdokusu yapısındadır. Yapı olarak bazı açılardan trigliserit, fosfolipit ve lipoproteine benzeyen yağlar damardaki kanın basıncıyla atardamar duvarının iç katmanlarına doğru itilir. Bu yağlar olağan koşullarda atardamar duvarını aşarak lenf dolaşımına katılırlar. Ama kan dolaşımındaki yağların çok fazla, yağ moleküllerinin büyük olması ve atardamar duvarının esnekliğini yitirmesi durumunda yağlar atardamar duvarının iç ve orta katmanlarında sıkışıp kalırlar. Atardamar duvarındaki enzimler yağ moleküllerini parçalayarak arteriyoskleroz oluşumundan daha az önem taşıyan kolesterol, yağ asitleri ve başka maddelerin açığa çıkmasını sağlar. Serbest kalan bu maddeler atardamar duvannı tahriş eder. Damar duvan bu uyarıya iltihabi bir tepki ile yanıt verir, iltihap sonucu gelişen sert bağdokusu damar duvarım sertleştirir. Bu süreç sırasında yıkıma uğrayan atardamar duvarında, kolayca parçalanabilen yeni kılcal damarlar belirir. Bu da, iltihaplanmanın daha da artmasına yol açar.

Yağların sürekli olarak birikmesi ve atardamar duvarının belirli noktalarda kalınlaşması, damar duvarının içeriye doğru katlanarak aterom plaklarının oluşmasına neden olur. Aterom plakları parçalanabilir, ülserleşebilir ya da içeriğinin bir kısmını damara bırakabilir (ateromun ezilerek pelteleşmesi). Özellikle ülserleşme durumunda, dolaşımdaki trombositlerin plak üzerinde birikmesiyle pıhtılaşma süreci başlar. Bu, daha ileride pıhtı oluşumuna ve damar tıkanmasına yol açacaktır. Pıhtıdan kopan parçalar kan dolaşımıyla taşınarak daha küçük çaptaki atardamarları tıkarlar ve ciddi sonuçlara neden olabilirler.

İkinci varsayıma göre, buraya kadar sözü edilen olayları başlatan süreç farklıdır. Arteriyoskleroz oluşumunda bozukluğu başlatan etmen, atardamar duvarının iç katmanındaki bir lezyona bağlı pıhtılaşmadır. Başka bir deyişle, iç katmandaki küçük bir lezyon burada trombositlerin birikmesine ve hastalık zincirini başlatan olağandışı pıhtılaşmaya neden olur. Bu durumda yağların damar duvarına girerek yerleşmesi nicel açıdan önemli görülse de, ikincil bir etkendir.

BELİRTİLERİ

Arteriyosklerozun özgün belirtileri olmadığı vurgulanmıştı. Belirtiler ancak damar lezyonlan belirginleştikten sonra ortaya çıkar. Arteriyoskleroz lezyonlan olan hastaların yalnız yüzde 5-10 unda klinik belirtiler gözlenir. Hastalığa bu nedenle "aysberg hastalığı" da denir. Daha çok büyük damarlann iki dala ayrıldığı noktalarda yerleşir.

Japonlar da, Yemenliler de ve Jamaikalılar da arteriyoskleroz kalbe oranla beyinde daha çok görülmektedir. Arteriyoskleroz belirti verdiğinde, belirtiler lezyonun yeri ile ilişkilidir. Bunun nedeni dokulara yeterli oksijen ilelilememesi ve söz konusu bölgedeki kan dolaşımının engellenmesidir.

Yerleşimin beyinde olduğu durumlarda görme ve konuşma bozukluktan, ilerleyici bellek yitimi, anlık bilinç yitimleri, yer ve zaman kavramlarının bozulması, kol ya da bacaklarda kas gücünün ani ve geçici olarak zayıflaması ve son olarak da beyin trombozu gelişir.

Hastalık kalbi tutarsa kalp kasının kasılma gücü, gelen oksijenin yetersizliği nedeniyle zayıflar. Kalpte ekatımlar (ekstrasistol), kalp atışlarının nöbet halinde hızlanması (paroksismal taşikardi) ve kulakçığın hızlı kasılması (flater) gibi ritim bozuklukları görülür. Koroner damar lezyonlanna, spazma yol açan refleksler de eklenirse anjinaya benzer göğüs ağnlan belirir. Son aşamada ise miyokart enfarktüsü gelişir.

Arteriyoskleroz bacak damarlarını tutarsa yürüme sırasında kramp ağnlan, deride kalınlaşma ve rengin koyulaşması, bacaklarda ısı düşmesi ve zamanla kangren gelişir.

Son olarak, böbrek atardamarlarının tutulduğu olgularda kan basıncı yükselmesi ve böbrek işlevlerinde hafif bozukluklar görülür. Böbreğin küçük damarlarının da tutulması ile durum daha tehlikeli olabilir.

NEDENLERİ

Nedenlerinin tam olarak bilinmesiyle arteriyosklerozun bir sorun olmaktan çıkacağı açıktır. Ama günümüzde henüz ciddiyetini koruyan bir hastalıktır ve dünya ölçeğinde en başta gelen ölüm nedenlerinden biridir. Bu alanda yapılan sayısız araştırmaya karşın belirsizlikler giderilememiştir. Arteriyosklerozun, olguların çok küçük bir bölümünde (yüzde 5-10) belirti vermesi tanıyı güçleştirerek hastalık nedenlerinin açığa çıkarılmasını engeller. Dikkat edilmesi gereken veriler kalp enfarktüsü, beyin kanaması (apopleksi), bacak kangreni gibi hastalıklar geçirmiş hastalarda elde edilen bulgulardır. Aynca kadavralarda hastalık bulgularının incelenmesi ile hayvan deneylerinden edinilen bilgiler hastalığın nedenlerine ışık tutabilir. Gene de, hayvan deneylerinden elde edilen sonuçların insanlara uygulanabilirliğinin her zaman tartışmalı olduğu unutulmamalıdır.

ABD de on binlerce kişi üzerinde yapılan epidemiyolojik araştırmalar, arteriyoskleroz kaynaklı hastalıkların (özellikle kalp krizi) kan kolesterol düzeyi ve kan basıncı yüksek, şişman, sigara kullanan ve bedensel etkinlikleri az erişkin erkeklerde daha çok görüldüğünü ortaya koymuştur.

YAŞ VE CİNSİYET

Arteriyoskleroz erişkin erkeklerde daha yaygındır. Orta yaş düzeyinde, erkeklerde kadınlardan daha sık görüldüğü uzun süredir bilinmektedir. Menopoz sonrasında iki cins arasındaki fark ortadan kalkar. Kadınlarda, östrojcnin ve Öteki eşey hormonlarının arteriyoskleroza karşı koruyucu rolü olduğu düşünülmektedir.

Arteriyosklerozun orta yaşlı erişkinlerde daha yaygın olması gençlerde görülmeyeceği anl... gelmez. Kore Savaşı nda ölen askerlerde yapılan otopsi incelemelerinin sonuçlarına göre, arteri y oskleroz lezyonlan bu yaş grubunda da oldukça yaygındır.

Bazı kişilerde arteriyosklerozun doğumdan hemen sonra gelişmeye başladığı yolunda görüşler vardır. ABD de 35 yaşında arteriyoskleroz kaynaklı hastalıklardan ölenlerde yapılan araştırmalarda, hiçbir belirti vermediği anlaşılan koroner lezyonlarma rastlanmıştır.

ARTERİYOSKLEROZ VE KOLESTEROL

Kolesterolün arteriyoskleroz oluşumundaki etkisi önemli bir tartışma konusudur. Birkaç yıl önce neredeyse kolesterol ile arteriyoskleroz özdeşleştirilmişti. Daha sonra önemini belki de gereğinden çok yitiren kolesterol, günümüzde yelliden ele alınarak gerçek boyutlarda değerlendirilmeye çalışılıyor. Bu konuda birçok deneysel veri vardır. Deney hayvanlarına yağ bakımından zengin bir beslenme rejimi uygulanınca, kan kolesterol düzeyi yükselir. Bu da, arteriyoskleroz lezyonlarına yol açar. Gerçekten de, arteriyoskleroz görülmeyen toplumlarda yağsız beslenme alışkanlıkları yaygındır. Bol yağlı besinler tüketen toplumlarda ise bu hastalık oldukça sık görülür. Amerika ya yerleşmiş Yahudi ve Japonlar da arteriyoskleroz sıklığı Amerikalılarla eşdeğerdedir. Bundan da anlaşılacağı gibi, hastalıkta ırk etkeninden çok yaşam ve beslenme alışkanlıklarının önemi vardır.

Şeker hastalığı, böbrek hastalığı ve ksantomatoz (nadir doğumsal bir hastalık) gibi kanda yağ düzeyinin yüksek olduğu hastalıklara yakalananlarda arteriyoskleroz yaygındır. Öte yandan miyelom gibi kanın yağ düzeyinin düşük olduğu hastalıklarda arteriyosklerozun görülme oranı düşer. Özetle, beslenme denetiminin arteri y osklerozdan korunmada en iyi yöntem olduğu söylenebilir.

ARTERİYOSKLEROZ VE YÜKSEK TANSİYON

Yüksek tansiyon (kan basıncı yüksekliği) kuşkusuz arteriyosklerozu ilerleten bir etkendir. Daha önce de belirtildiği gibi Japon ve Yemenlilerde arteriyoskleroz az görülür. Ama bu kişilerin yüksek tansiyonu varsa arteriyoskleroz görülme sıklığı önemli ölçüde artmaktadır.

Yüksek tansiyon atardamar duvarında daha çok kolesterol birikmesine neden olur. Daha önce değinildiği gibi kolesterolün zedeleyici etkisi ile ortaya çıkan iltihabi tepki olası bir arteriyoskleroz nedenidir. Süreç burada tamamlanmaz. Atardamar duvarında da kolesterol üretimi olması aşırı kolesterol birikimine yol açar. Böylece, yüksek tansiyonun yalnız arteriyosklerozu artırmadığı, aynı zamanda arteriyosklerozun gelişimine neden olduğu söylenebilir.

Araştırma sonuçlarına göre, atardamar duvarındaki kolesterol miktarı, besinlerle alınan ya da kanda bulunan kolesterol miktarından çok, yüksek tansiyonla ilgilidir. Gerçekten de yüksek tansiyonla arteriyosklerozun birlikte görülmesi, damar hastalıkları tehlikesini çok yükseltir. Ayrıca arteriyosklerozun büyük damarların esnekliğini azaltarak, kan basıncını yükselttiği de hatırlanmalıdır.

Şişmanlık ve şeker hastalığında yağlarla ilgili bozukluklar önem kazanır ve atardamarları etkiler. Atardamar duvannda yağlar daha kolay birikir ve arteriyoskleroza giden yol açılmış olur. Arteriyoskleroz oluşumunda önemli rol oynayan öteki etkenler sigara alışkanlığı ve hareketsiz yaşamdır.

ARTERİYOLOSKLEROZ VE YAŞLILIK ARTERİYOSKLEROZU

Arteriyoloskleroz yerleşme yeri açısından arteriyosklerozdan ayrılır. İkincisi büyük ve orta boy atardamarları tutarken birincisi adından da anlaşılacağı gibi (arteriyol=küçük atardamar), daha küçük atardamarlarda görülür. Yaptıkları yıkımın sonuçları da değişiktir. Arteriyosklerozun en önemli sonucu kalbin yükünü büyük ölçüde artıran kan basıncı yükselmesidir. Yüksek tansiyon ilaçlarla denetlenemezse kalbin kasılma gücü giderek azalır.

Yaşlılık arteriyosklerozu en iyi gidişli arteriyoskleroz türüdür. Vücudun yaşlanmasıyla birlikte yavaş yavaş gelişir. Fizyolojik bir olaydır; başlıca nedeni atardamarların da yaşlanarak sertleşmesidir.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....