Gönderen Konu: Göğüs Hastalıkları
 (Okunma sayısı 1254 defa)

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Göğüs Hastalıkları
« : Ocak 12, 2010, 02:48:39 S »
Sigara

Sigara kullanımı başta kronik bronşit, akciğer kanseri, iskemik kalp hastalıkları, hipertansiyon olmak üzere pek çok hastalığın oluşmasında risk faktörü olarak rol oynamaktadır.

Akciğer Kanseri

Akciğer kanseri erkeklerde en sık görülen ve her iki cinste en sık ölüme neden olan kanserdir. Günümüzde kalp ve damar hastalıklarından sonra en önemli ölüm nedenidir. Akciğer kanserinin gelişmesinde rol oynayan en önemli etkenin sigara olduğu kanıtlanmıştır. Akciğer kanserinin erken tanısı tedavi başarısı ve sağkalım açısından büyük önem taşımaktadır. Şu anda Amerika ve Kanada'da akciğer kanseri tanısı konan hastaların 5 yıllık yaşam şansı ortalama %15 dir. Bu, akciğer kanserinin erken dönemde şikayete neden olmamasından ve doktora başvurmayı gerektirecek öksürük, nefes darlığı, kanlı balgam gibi şikayetler ortaya çıktığında artık hastalığın büyük sıklıklta ileri evrede olmasından kaynaklanmaktadır. Akciğer kanseri tanısı erken evrede (evre I ) konulduğunda 5 yıllık yaşam şansı %70 lere çıkmakta, kanser tanısı kitle 1 cm'den küçükken konulduğunda bu oran %80-85 düzeyine kadar ulaşmaktadır. Bu verilerden yola çıkarak erken tanının önemi tartışma ...ürmez bir gerçektir ve tedavi başarısı ile sağkalım açısından büyük önem taşımaktadır.

Astım

Astım hava yollarının kronik inflamatuar bir hastalığıdır. Astımlı hastaların hava yolları, sağlıklı insanlarınkinden daha dardır. Bu nedenle temiz havanın akciğerlere girmesi, kirli havanın ise çıkması zorlaşmıştır. Özellikle gece veya sabaha karşı artan öksürük, hırıltı ve nefes darlığı şikayetlerinden bir veya birkaçı ile kendini gösterir. Allerjik bireylerde saman nezlesi (allerjik rinit) ile birlikte görülebilir. Allerjik rinit burun akıntısı, burun tıkanıkığı, burun kaşıntısı ve hapşırma gibi şikayetler ile kendini gösterir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #1 : Ocak 13, 2010, 03:58:11 S »
kan tükürmek
Tıp dilinde hemoptizi denilen kan tükürmek, önemli bir hastalığın habercisidir. akciğer kanseri, verem, bronşit, mitral darlığı veya zatürreeden şüphelenilir. Ancak dişeti kanaması gibi pek önemli olmayan bir durumda olabilir. Bu nedenle, hastanın sırtına bir yastık konup, oturtulur. Vakit kaybetmeden doktor çağrılır.

kanser
Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. - Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar - Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler - İyileşmeyen yaralar - Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük - Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları - Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir. - Beyin ve omurilikte %1 - Ciltte %10 - Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6 - Memelerde %14 - Sindirim sisteminde %25 - Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3 - Karaciğer ve safra kesesinde %3 - Diğer organlarda %8 Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir. Makro-biyotik Gıda Rejimi: Bir günlük gıdanın, %60'ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir. %23-25'i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir. %5-10'u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir. %10-15'I deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir. Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir. Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir. Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır. Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti. Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır.


Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı Exposure

  • Yetkili Moderatör
  • Ankaragücü 100. Yıl
  • *****
  • İleti: 857
  • +1910:Teşekkür Sayısı 3
  • ANKARAGÜCÜ
    • Ankara Haber spor
Koah Nedir?
« yanıtla #2 : Ocak 13, 2010, 10:37:51 S »
KOAH bir akciğer hastalığıdır.
Hava yolları akciğerlere hava taşır. Hava yolları bir ağacın dalları gibi uca doğru gittikçe küçülür. Her bir ince dalın sonunda minik baloncuklara benzer çok sayıda hava kesesi vardır.
Sağlıklı kişilerde bütün hava yolları açık ve temizdir. Her bir minik hava kesesi havayla dolar. Daha sonra hava çabucak dışarı çıkar.

Sizde KOAH varsa, akciğerlerinizde sorun var demektir.
Hava yollarının içi daralır. Daha az hava girer, çünkü;
Hava yollarının duvarları kalınlaşır ve şişer
Etrafındaki küçük kaslar hava yollarını sıkıştırır
Hava yollarında öksürükle çıkardığınız balgam oluşur
Minik hava keseleri boşalamaz ve akciğerlerinizi aşırı doluymuş gibi hissedersiniz
Doktorunuz akciğerinizle ilgili sorunlarınızı anlamanıza yardım edebilir.
Doktorlar, KOAH' ı iyileştiremezler ama şikayetlerinizin azalmasına yardımcı olabilir ve akciğerinizdeki zedelenmeyi yavaşlatabilirler.
Doktorunuzun dediklerini yaparsanız;

Nefes darlığınızın azaldığını hissedeceksiniz
Daha az öksüreceksiniz
Daha güçlü olacaksınız ve daha rahat gezebileceksiniz
Kendinizi daha iyi hissedeceksiniz
Siz ve aileniz KOAH' a karşı neler yapabilirsiniz?

Sigarayı bırakın
Bütün ilaçlarınızı doktorunuzun söylediği şekilde kullanın. Yılda en az iki kez genel kontrol için doktorunuza gidin. Grip aşısı olup olamıyacağınızı sorun.
Nefes alıp vermeniz kötüleştiğinde, hemen hastaneye veya doktora gidin
Evin havasını temiz tutun. Nefes alıp vermenizi zorlaştıran duman gibi şeylerden uzak durun.
Vücudunuzu dinç tutun. Yürüyün düzenli egzersiz yapın ve sağlıklı gıdalar yiyin.
KOAH ' ınız ağır ise, nefesinizden olabildiğince yararlanın. Evde hayatı mümkün olduğunca kolaylaştırın.
KOAH kimlerde görülür?

KOAH size başkasından bulaşmaz.
KOAH yetişkinlerde görülür, çocuklarda değil. KOAH lı kişilerin çoğu ya halen sigara içmekte olan ya da eskiden sigara içmiş olan kişilerdir. Her türlü tütün ürününü içmek KOAH ' a neden olabilir.
KOAH ' lı bazı kişiler yemek pişirme veya ısınma amacıyla kullanılan fırın, soba gibi araçlardan çıkan dumanla dolu evlerde yaşamışlardır.

Bazı KOAH ' lı kişiler yıllarca tozlu veya dumanlı yerlerde çalışmıştır.
İlk defa solunum problemleriyle karşılaştıysanız veya bir aydan daha uzun süren öksürüğünüz varsa bir doktora gidin.

Çoğu kişi ileri derecede nefes darlığı gelişmeden doktora gitmez. Bu kişiler nefes alıp vermedeki hafif zorlanmaları veya öksürüğü yıllarca ihmal ederler.
KOAH ' lı kişilerin çoğu 40 yaşın üzerindedir. Fakat 40 yaşından daha genç kişilerde de KOAH görülebilir.
Solunumla ilgili probleriniz olduğunda, KOAH için ne kadar erken doktora giderseniz, o kadar iyi olur.
Doktorlar KOAH ' ınızın ne kadar şiddetli olduğunu size söyliyebilirler.

Doktor ya da hemşire sizi muayene edecektir. Bir kaç basit solunum testi yapmanız gerekebilir.
Size sağlığınız ve nefesinizle ilgili sorular soracaklardır.
Size eviniz ve çalıştığınız yerler hakkında sorular soracaklardır.
Eğer KOAH ' ınız çok şiddetli değilse, buna hafif KOAH denir.
Eğer KOAH ' ınız kötüye gidiyor ise, buna orta şiddette KOAH denir.
Eğer KOAH ' ınız çok şiddetliyse, buna ağır KOAH denir.
KOAH "spirometri" denilen basit bir solunum testi ile teşhis edilir. Bu test kolay ve ağrısızdır.
Sizden "spirometri" denilen alete bağlı plastik bir borunun içine bütün gücünüzle üflemeniz istenecektir.
Hafif KOAH

Çok fazla öksürüğünüz olabilir. Bazen balgam çıkartırsınız.
Ağır bir iş yaptığınızda ya da hızlı yürüdüğünüzde nefesiniz biraz sıkışabilir.
Orta şiddette KOAH

Daha çok öksürebilirsiniz ve balgam çıkarırsınız.
Ağır bir iş yaptığınızda ya da hızlı yürüdüğünüzde genellikle nefesiniz sıkışır.
Ağır bir iş yaparken veya günlük işlerinizi yaparken zorlanabilirsiniz
Bir soğuk algınlığı veya akciğer enfeksiyonu geçirdiğinizde iyileşmeniz bir kaç haftayı bulur.
Ağır veya çok ağır KOAH

Çok daha fazla öksürebilir ve çok fazla balgam çıkarırsınız.
Hem gündüz hem de gece nefesiniz daralır.
Bir soğuk algınlığı veya akciğer enfeksiyonu geçirdiğinizde iyileşmeniz bir kaç haftayı bulur.
Artık işinize gidemeyebilir veya evde günlük işlerinizi yapamıyabilirsiniz.
Merdivenleri çıkamıyabilir veya oda içinde yürüyemiyebilirsiniz.
Çok çabuk yorulursunuz.
Akciğerlerinizdeki hasarın hızını yavaşlatmak için siz ve aileniz neler yapabilirsiniz?

Sigarayı bırakın. Akciğerlerinize yardım etmek için yapabileceğiniz en önemli şey budur.
Sigara içmeyi bırakabilirsiniz
Bir doktor ya da hemşireden yardım isteyebilirsiniz. Sigarayı bırakmanıza yardım edecek haplar, özel sakızlar veya cilde yapıştırılan özel flasterler hakkında bilgi alabilirsiniz.
Sigarayı bırakmak için bir gün belirleyin.
Aileniz ve arkadaşlarınıza sigarayı bırakmayı deniyeceğinizi söyleyin. Evde sigara bulundurmamalarını söyleyin. İnsanlaera evden uzakta ya da dışarıda sigara içmelerini söyleyin.
Sigara içme isteğini artıran yerlerden ve kişilerden uzak durun. Evinizdeki kül tablalarını ortadan kaldırın.
Kendinizi meşgul edin. Ellerinizi meşgul edin. Sigara yerine kalem tutmayı deneyin.
Çok arzuladığınızda, sakız veya kürdan çiğneyin. Meyve veya sebze atıştırın. Su için.
Bu dönemde, bir gün boyunca sigarayı bırakmış olmanın yararları konusunda düşünün.
Yeniden sigara içmeye başlarsanız, vazgeçmeyin. Yeniden bırakmayı deneyin. Tam olarak bırakana kadar, bazı insanlar pek çok kere bırakmayı dener.
Doktorunuzla görüşün. İlaçlarınızı doktorun söylediği şekilde kullanın.
Kontrollerinizi aksatmayın.
Kendinizi iyi hissetseniz bile, yılda iki kez kontrole gidin.
Akciğerlerinizin test edilmesini isteyin.
Bir doktor ya da hemşireye, grip aşısını her yıl nasıl yaptıracağınızı sorun.

Her muayenede ilaçlarınız hakkında konuşun
Doktorunuzdan her bir ilacın adını, ne kadar alınacağını ve ne zaman alınacağını yazmasını isteyin.
Her muayeneye gelişinizde ilaçlarınızı ya da ilaç listenizi getirin.
İlaçların sizdeki etkileri hakkında konuşun.

Muayeneden sonra ailenize ilaçlarınızın listesini gösterin. Listeyi evde herkesin bulabileceği bir yerde bulundurun. İlaçlarınız, inhaler, hap veya şurup şeklinde olabilir. Eğer doktorunuz inhaler kullanmanızı söylerse, bir inhalerin nasıl kullanmılması gerektiğini öğrenmeniz gerekecektir.
Sprey inhaler nasıl kullanılır?

Yavaş yavaş nefes almayı unutmayın
Kapağı çıkarın, inhaleri sallayın
Ayakta durun ya da dik oturun. Nefesinizi verin
İnhaleri ağzınıza koyun veya ağzınızın tam önünde tutun. Nefes almaya başladığınızda inhalerin tepesine bastırın ve bu sırada yavaşca nefes almayı sürdürün.
Nefesinizi 10 saniye kadar tutun. Nefesinizi verin
Söylendiyse, bir kez daha tekrarlayın

3. Nefes alıp vermeniz kötüleştiğinde, hemen hastaneye veya doktorunuza gidin. Gelecekteki problemler için şimdiden plan yapın. İhtiyacınız olacak şeylerin hepsini bir yere koyun, böylece çabuk hareket edebilirsiniz.


Doktorun, hastanenin ve sizi oraya ...ürecek kişilerin telefon numaraları
Hastanenin ve doktorun adresi
İlaçlarınızın listesi
Bir miktar yedek para
Aşağıdaki tehlike işaretlerinden herhangi birini gördüğünüzde acil yardım isteyin

Konuşmada güçlük
Yürümede güçlük
Dudakların veya parmak tırnaklarının gri ya da mavi bir renk alması
Kalp atışları veya nabızda hızlanma ya da düzensizlik
İlacınız uzun süre rahatlatmıyorsa ya da etkilemiyorsa. Hala hızlı ve zor soluk alıp veriyorsanız
4. Evin havasını temiz tutun. Nefes alıp vermenizi zorlaştıran duman ve buharlardan uzak durun.

Evde duman, buhar ve ağır kokuların bulunmasını önleyin
Evinizi boyatmak ve böcekler için ilaçlatmak zorundaysanız, bunları başka bir yerde kalabileceğiniz zaman yaptırın
Yemeklerinizi açık bir kapı ya da pencere yanında pişirin. Böylece duman ve ağır kokular kolayca dışarıya çıkabilir. Uyuduğunuz ya da zamanınızın çoğunu geçirdiğiniz yerin yakınında yemek pişirmeyin
Odun ya da gazla ısınıyorsanız, dumanlar çıksın diye bir kapı ya da pencereyi aralık bırakın
Ankara Haber Spor Video

www.gezeneller.net

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #3 : Ocak 15, 2010, 02:47:34 S »
zatürree
Halk arasında akciğer iltihabı tıp dilinde ise pnömani denir. 3 çeşidi vardır. - Lober pnömoni : Pnömokok adı verilen mikropların neden olduğu had akciğer iltihabıdır. Mikroplu tozlar, fazla yorgunluk, soğuk algınlığı veya uzun süre güneşte kalmak hastalığın zeminini hazırlar. Hastalık ani baş ağrısı, titreme, kusma ve sırt ağrıları ile başlar. Ateş, 40 dereceye kadar yükselir. Fakat 10. günden sonra düşmeye başlar. Öksürük, kısa sürelidir. Balgam, kanlı ve yapışkandır. Hastanın yüzü kızarmış, dudaklarının etrafı kabarmış, cildi kuru ve dili de paslıdır. Geceleri kriz gelebilir. - Virüs Zatürreesi : Virüslerin neden olduğu bir çeşit zatürreedir. Ya aniden ya da bir soğuk algınlığı sonunda görülür. Lober pnömoniden daha hafif geçer. Hastalığın ateşi 39 dereceye kadar yükselir. Kendini son derece yorgun hisseder. Öksürüğü kuru fakat az balgamlıdır. Kol ve bacaklarında da ağrılar vardır. - Bronköpnomoni : İyi tedavi edilmeyen grip, boğmaca, bronşit veya kızamıktan sonra ortaya çıkan bir hastalıktır. Nedeni, akciğer ve bronşların yer yer iltihaplanmış olmasıdır. Hastalık, bronşit gibi başlar, tedbir alınmazsa, 2-3 gün içinde ağırlaşır. Ateş sabahları 38 derece iken akşamları 40 dereceye kadar yükselir. Hastada öksürük, cerahatli ve bazen de kanlı balgam görülür. Halsizdir, nefes almakta güçlük çeker, rengi de soluktur. Doktor tedavisi şarttır. Diğer tarftan, hasta istirahat ettirilir ve morali üstün seviyede tutulur. Yanına fazla misafir kabul edilmez. Ağrı olan tarafına içine sıcak su doldurulmuş şişe konur. Sıcak su buharı teneffüs ettirilir. Ateşi yükseldiği zaman da; vücudu ıslak bezle silinir. Ateş düşürücü ilaçlar verilmez.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #4 : Ocak 19, 2010, 02:15:56 S »
verem
Akciğer veremi, tüberküloz, fitizi diye bilinir. Nedeni, koch basili denilen ufak kıvrık içinde küçük noktacıklar görülen çomak şeklindeki verem basilidir. Verem mikrobu insan vücuduna çeşitli yollardan girebilir. Bu yolların başında, solunum yolları gelir. Hastalık, çoğunlukla veremlinin balgamı veya veremli ineklerin sütü ile bulaşır. Sağlık şartlarına uymamak, aşırı yorgunluk, üzüntü, grip, boğmaca, kızamık veya şeker hastalığı vücudun direncini kaybetmesine ve hastalığın ihtimalinin artmasına neden olur. Verem, üç devrede gelişir. Birinci devrede, hastada genel yorgunluk, iştahsızlık, sırt ağrıları, öksürük, ve 38 dereceye varan ateş görülür.Verem basili bu devrede tüberkül adı verilen iltihaplı bölgeler oluşturur. İkinci devrede hiç bir belirti görülmeyebilir. Fakat basiller bütün vücuda yayılarak deri, eklemler, kemikler, böbrekler, bağırsaklar, karın ve beyin zarına yerleşirler. Bu devrede tedaviye başlanmamışsa, vücudun direnci azalmaya başlar. Üçüncü devrede, varem basilleri kan veya lenf kanalları yoluyla yayılmaya devam eder. Hastada, yorgunluk, balgamlı öksürük, akşamları yükselen hafif ateş, iştahsızlık ve gece terlemeleri görülür. Bu devrede, tedavi edilmezse, diğer akciğer de hastalanabilir. Tedaviye 4 ila 9 ay kadar devam etmek gerekir. Tedavinin ilk şartı temiz ve açık hava, bol gıda ve üzüntüsüz bir hayattır.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #5 : ubat 02, 2010, 04:02:44 S »
Kronik Obstüktif Akciğer Hastalığı(KOAH), ilerleyici ve tam olarak geri dönüşümlü olmayan, uzun süredir bronşlarda tıkanmaya neden olan buna karşılık önlenebilir ve tedavi edilebilir bir akciğer hastalığıdır
Dünya Sağlık Örgütünün katılımıyla oluşturulan “Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığına(KOAH) Karşı Küresel Girişim Grubu”(Global Initative for Chronic Obstructive Lung Disease-GOLD) tarafından her yıl Kasım ayının üçüncü Çarşamba günü 72 ülkede organize edilen “Dünya KOAH Günü” etkinlikleri bu yıl 18 Kasım 2009 tarihinde gerçekleştirilecektir.


Dünya KOAH Günü’nde amaç, kamuoyu ve sağlık görevlileri arasında KOAH bilincini arttırmak, KOAH riski altında bulunan kişilerin bir sağlık kuruluşuna başvurarak spirometrik test (solunum fonksiyon testi) yaptırmalarını teşvik etmek, yöneticileri ve yetkilileri bu önemli halk sağlığı sorunu konusunda bilgilendirmek ve harekete geçmelerini sağlamaktır.

Kronik Obstüktif Akciğer Hastalığı(KOAH), ilerleyici ve tam olarak geri dönüşümlü olmayan, uzun süredir bronşlarda tıkanmaya neden olan buna karşılık önlenebilir ve tedavi edilebilir bir akciğer hastalığıdır. KOAH’da kronik bronşit ve amfizem bir aradadır.

Hastalık daha çok 45 yaş üstü yetişkinlerde görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütüne göre, tüm dünyada KOAH, en önemli dördüncü ölüm nedeni ve her yıl dünyada 2.74 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Türkiye’de ise 5 milyon civarında KOAH’lı hasta bulunduğu ve her yıl bu hastalıktan 26 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir.


KOAH’da temel yakınma nefes darlığıdır. Hastalarda buna ek olarak uzun süredir devam eden öksürük, balgam çıkarma ve hışıltılı solunum (wheezing) bulunabilir. İlerlemiş KOAH’da kilo kaybı, iştahsızlık, anksiyete ve depresyon yakınmaları da sık görülür. KOAH sıklıkla evde ya da hastanede bakım gerektiren alevlenmelerle seyreder. Hastalığın erken dönemlerinde hastaların çoğunda hiçbir yakınma bulunmaz.


Bazı durumlarda KOAH olma riski fazladır. KOAH oluşumuna etki eden faktörler:


1-Partiküllere Maruziyet
a-Aktif ve Çevresel Tütün Dumanı: KOAH için en önemli risk faktörü Pipo, puro ve sigara gibi tütün mamullerinin içimidir. Sigaraya pasif maruziyet de solunumsal belirtilere ve KOAH gelişimine katkıda bulunur.

b-Mesleki Toz ve Kimyasallar: Genellikle toz veya dumana maruziyetin bulunduğu birçok iş kolunun (kömür tozu, silika, kadmiyum, hayvan yemi ve toz, duman veya eriticilere maruziyetin bulunduğu diğer meslekler) KOAH gelişimi ile ilişkilendirilmiştir.

c-İç ve Dış Ortam Hava Kirliliği: Mikroorganizmalar ve alerjenler, yanma sonucu oluşanlar maddeler, formaldehit ve uçucu organik bileşikler, asbest, sigara dumanı, radon vb. maddelerin hem işyerleri ve ev gibi kapalı ortam ve hem de dış ortamda bulunması KOAH riskini arttırır.


2-Genler: Tüm KOAH’lı hastaların sadece küçük bir kısmını ((%1-3) açıklayabilir.

3-Enfeksiyonlar: Akut bakteriyel veya viral enfeksiyonlar KOAH’lı hastalarda hava akımı kısıtlamasında geçici azalmalara neden olabilir.

4-Sosyoekonomik Durum: Düşük sosyoekonomik gruplarda akciğer fonksiyonlarının düşük olmaya eğilimi ve KOAH için bir risk faktörü olduğu bildirilmiştir.

5-Egzersiz ve Beslenme: Egzersiz ve sağlıklı beslenme, KOAH hastalığını kontrol altında tutmak konusunda alınabilecek en hayati önemlerdir.

KOAH tanısı risk faktörlerine maruziyet öyküsü olan kişilerde ve öksürük, balgam, eforla nefes darlığı olan hastalarda spirometrik testiyle doğrulanmaktadır. Spirometrik test, insanın solukla çıkarabildiği hava miktarını ve bunun için harcanan zamanı ölçen basit bir testtir.

KOAH tedavisi yakınmalar için bronkodilatörlerin kullanımını, solunumsal rehabilitasyon programları, oksijen tedavisi ve sınırlı sayıdaki vakada uygulanan cerrahi girişimleri içermektedir.

KOAH ERKEN DÖNEMDE TEŞHİS EDİLEBİLİRSE, HEM HASTALIK DURDURULABİLİR, HEM DE ÖLÜMLER AZALTILABİLİR.


Sigara içiminin bırakılması, KOAH gelişme riskini azaltan ve hastalığın ilerlemesini durduran tek ve en etkili girişimdir


 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #6 : Mart 10, 2010, 09:39:48 »
Lejyoner Hastalığı (Klima Hastalığı)
 Lejyoner Hastalığı, Legionellaceae ailesinden L. Pneumophilia adlı bakterinin neden olduğu pnömoni yani zatürre hastalığı olarak tanımlanır.

Hastalığa neden olan bakteri 1977 yılında Philadelphia’da Lejyonerlerin toplantısı sırasında ortaya çıkan salgınla birlikte ortaya konulmuş ve bu nedenle Legionella adı verilmiştir.

Bakteri nemli ortamlarda ve akarsu ya da göllerde yaşar ve bu ortamlarda uzun süre canlılığını koruyabilir. Bakteri bu özelliği nedeniyle klima sistemlerinde de yaşayabilmekte ve bu sistemde oluşan aerosollerin ortamda bulunan insanlarca solunması sonucu akciğere yerleşerek hastalığa neden olmaktadır. Hastalığa halk arasında klima hastalığı denilmesinin sebebi de budur. Hastalığı neden olan bakteri büyük oteller ya da buna benzer kuruluşların su sistemlerine doğal kaynaklardan bulaşabilir ve bu sistemler içerisinde bakım ve dezenfeksiyon koşullarına uyulmadığı takdirde üreyebilir. Su sisteminde üreyen bakteriler su boruları, banyo armatürleri gibi çeşitli ortamlarda üremelerin devam ederek suyun kullanımı sırasında oluşan aerosollerin solukla akciğere alınması sonucu hastalığa neden olur.

Hastalık daha kronik akciğer veya karaciğer hastalıkları, kanserler, şeker hastalığı, alkolizm, yoğun sigara kullanımı neticesi savunma sisteminin zayıflaması sonucu ortaya çıkar yani bu sayılan durumlar lejyoner hastalığı için risk faktörü olarak kabul edilebilir.

Hastalığın belirti ve bulguları nelerdir?
Hastalığın belirti ve bulguları hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu belirtilerinden, ölümcül seyreden zatürreye kadar çeşitlilik gösterebilir. Legionella bakterisinın neden olduğu zatürre hastalığında ateş, halsizlik, baş ağrısı, karın ağrısı, yaygın kas ağrıları, deri döküntüleri, kuru öksürük, nefes darlığı gibi belirtiler kısa sürede ortaya çıkar ve ateş 40 dereceye çıkabilir. Bu hastalarda diğer zatürrelerden farklı olarak sıklıkla akciğer dışı belirti ve bulgular da görülür. Karın ağrısı, bulantı – kusma , ishal, bradikardi (kalp atım sayısının azalması) bu belirtilere örnek olarak sayılabilir. Ayrıca bu hastalarda bilinç bozukluğu da görülebilir. Hastaların fizik muayenelerinde pnömoniye has bulgular mevcuttur.

Tanı yöntemleri nelerdir?
Bu olgularda çekilen akciğer grafileri sadece pnömoni bulguları verir yani hastalığın lejyoner hastalığı olduğunu kanıtlayacak özel bir radyolojik bulgu yoktur. Kan sayımında lökosit sayısı normal olabilir ya da hafifçe artmıştır. Karaciğer enzimlerinde ve LDH enzim düzeyinde yükselme, hiponatremi, böbrek fonksiyonlarında bozulma saptanabilir. Sedimantasyon genellikle yüksektir. Bu bulguların hiçbirisi lejyoner hastalığı için spesifik değildir ve tanı koyduramaz. Kesin tanı için her şeyden önce hekimin hastalıktan kuşkulanması ve bu hastalığın tanısına yönelik tetkikleri istemesi gerekir. Balgam, kan ve idrarda Legionella bakterisi ya da onun antijenleri tespit edilerek tanıya ulaşılır.

Tedavi
Hastalığın tedavisinde antibiyotiklerden yararlanılır. Ancak lejyoner hastalığında tedavi için kullanılan antibiyotikler ve bunların kullanım süreleri diğer pnömonilere göre farklılık gösterir. Tedaviye yanıt genellikle çabuk olmakla birlikte ağır seyreden bazı olgularda sekeller kalabilir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #7 : Mart 27, 2010, 10:41:39 »
Akciğer Absesi
Belirtileri
Başlangıç; ani veya sinsi olabilir.

Öksürük

Pürülan, kötü kokulu (putrid) Balgam

Yüksek Ateş (genellikle 39.5 C üzerindedir.)

Göğüs ağrısı (olması plevral tutulumu gösterir.)

Dispne

Üşüme, titreme

Halsizlik

Kırıklık

Kilo kaybı

Anoreksiya

Gece terlemesi

Hemoptizi

Solunum seslerinde azalma

Raller

Wheezing

Taşipne

Taşikardi

Terleme

Perküsyonda matite

Oskültasyonda konsolidasyon

Kavernöz solunum sesleri (Sufl Kavern = Amforik Sufl)

Asimetrik göğüs hareketleri

Parmak çomaklaşması

Bir pnömoni hastasında; tekrarlayan titremeler >> abse düşündürmelidir.
Nedenleri
Aspirasyon pnömonisi

Nekrotizan pnömoni

Kaviter enfeksiyon

Septik emboli

Bakteriyemi

Bronşial obstrüksiyon veya stenoz

Tümörler.
Risk Faktörleri
Periodontal hastalık

Alkolizm

İlaç bağımlılığı

Epilepsi

Şuur kaybı

Akciğer kanseri

İmmunosupresyon

Diabetes Mellitus

Yabancı cisim

Gastroözofageal reflüye bağlı aspirasyon

Sinüzit
Ayırıcı Tanı
Bronkojenik Karsinom

Bronşiektazi

Bronkopulmoner Fistüle sekonder Ampiyem

Tüberküloz

Mikotik Akciğer Enfeksiyonları

Aktinomikozis

Nokardiyozis

Enfekte Akciğer Bülü

Wegener Granülomatozisi

Pulmoner Sekestrasyon

Silikotik Nodül

Bronşa perfore olan subfrenik veya hepatik abse
Bakım ve Önlemler
Ciddi veya Cerrahi (Kavernostomi,Lobektomi) girişim düşünülüyorsa hasta yatırılmalıdır.

Postural drenaj (Bronşa açılmış abselerde)

Akciğer Fizyoterapisi

Nedene yönelik tedavi

Komplikasyonlar için cerrahi (Pulmoner Rezeksiyon)

Gerekirse , Trakeostomi

Bronkoskopi ile Selektif Lavaj

Akciğer Grafisi düzelene kadar fizik aktivite kısıtlanmalıdır.
Tedavi ve Yöntemler
Kültür ve Antibiyogram sonuçlarına göre antibiyotikler kullanılır.

Anaeroblar için, Penisilin G; 12 - 20 Milyon Ünite / Gün dozda verilir.

Düzelene kadar İntravenöz; sonra birkaç hafta 1.2 milyon Ünite (750 mg) oral, günde 4 kez.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #8 : Mart 27, 2010, 10:42:15 »
Mezotelyoma 
Son yıllarda ülkemizde sıkça görülmesine rağmen nadir tümörler arasında yer alan mezotelyoma, akciğer, kalp ve karın organlarını çevreleyen sırasıyla plevra, perikard ve periton adı verilen zarlardan orijin alan habis bir tümördür. Çoğu kez asbest maruziyetine bağlı olarak ortaya çıkan bu tümör, en fazla plevrada (akciğer zarı) görülür.

Mezotelyoma için risk faktörleri nelerdir ?
 Mezotelyoma için bilinen en önemli risk faktörü asbest maruziyetidir. Lifsel yapıda mineral olarak tanımlanan asbest, birçok sanayi kolunda yaygın olarak kullanılabilmektedir. Örneğin fren balata sistemleri, ısı izolasyon materyalleri ve yalıtım materyalleri üreten iş kollarında ve gemi sanayisinde asbest kullanıldığı bilinmektedir. Asbest kullanılan işyerlerinde yeterli korunma önlemi alınmıyorsa havada uçuşan bu lifsel partiküller solunum yoluyla akciğere girmekte ve oradan akciğer zarına göç ederek mezotelyomaya neden olmaktadır. Mezotelyoma dışında akciğer kanseri gelişiminde de önemli bir risk faktörü olan asbest, ayrıca 'benign asbestoz' adı verilen ve plörezi ya da interstisyel akciğer hastalığına yol açan kanser dışı bazı hastalıklar için de risk faktörüdür.



Prof.Dr.İzzettin Barış, İç Anadolu Bölgesi'de yaptığı araştırmalarda, toprakta bulunan bazı minerallerin de (Erionite gibi) asbest gibi mezotelyomaya neden olduğunu saptamıştır. Anadolunun bazı yörelerinde beyaz toprak adı verilen bu mineralleri içeren toprak, sıva ve boya malzemesi olarak evlerin duvarlarına sürülmekte ve bu nedenle bu bölgelerde mezotelyoma sık görülen bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Son yıllarda yapılan çalışmalarda SV adı verilen virüsün mezotelyoma gelişimi ile ilişkili olabileceği bildirilmiştir.

Mezotelyomada belirti ve bulgular nelerdir ?
Hastalık çoğunlukla akciğer zarında sıvı birikimine yani plöreziye neden olduğu için ilk belirtiler çoğu kez sırt, göğüs ve yan ağrısıdır. Başlangıçta nefes almakla batıcı karakterde olan ağrı, giderek süreklilik kazanır ve şiddetini arttırır. Plevra boşluğunda biriken sıvı miktarının artması ile hastada nefes darlığı ortaya çıkar. Bunun dışında öksürük, nadiren çomak parmak, hastalığın yaygınlığı ile ilişkili olarak karında şişme, karın ağrısı gibi belirtiler de olabilir.

Mezotelyomada tanısal yaklaşım
Yukarıda belirtilen yakınmalarla hekime başvuran hastada yapılan muayenede hasta tarafta solunum sesleri azalmıştır ve genellikle göğsün hasta tarafının sağlam tarafa göre hafif küçülmüş olduğu saptanmıştır. Yine hasta tarafta omuz daha düşük pozisyondadır. Standart akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografik tetkikte plevra boşluğunda sıvı toplandığı akciğer zarının akciğeri bir zırh gibi saracak şekilde kalınlaşmış olduğu görülür.

Radyolojik yöntemlerle plevra boşluğunda sıvı saptanan hastadan bir enjektör yardımı ile bir miktar sıvı alınarak incelenir. Sıvıda tümör hücrelerinin görülmesi ile nadir olgularda mezotelyoma tanısı konulabilir ancak kesin tanı için çoğu kez doku parçasına yani biyopsiye ihtiyaç vardır. Biyopsi kapalı plevra biyopsisi, açık plevra biyopsisi ya da torakoskopik yöntemlerle yapılabilir

Tedavi
Biyopsi materyalinin incelenmesi ile mezotelyoma tanısının konulmasını takiben tedavi planlaması yapılmalıdır. Mezotelyomanın epitelyal, sarkomatöz ve mixt tip olmak üzere 3 alt grubu vardır. Sarkomatöz ve mixt tip mezotelyomada kemoterapi ve radyoterapi uygulanırken, epitelyal tip mezotelyomada karşı akciğer ya da diğer uzak doku ve organlara metastaz yoksa cerrahi tedavi seçeneği de mevcuttur. Cerrahi girişim sonrası hastaya kemoterapi ve radyoterapi de uygulanmalıdır.

 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #9 : Mays 12, 2010, 02:36:15 S »
Pnömoni
 
Pnömoni, bir alt solunum yolu infeksiyonu, daha özgün şekli ile bir akciğer dokusunun (parenkimi) infeksiyonudur. Yani, akciğer dokusunun bir bakteri ya da virus ile infekte olmasıdır. Halk arasındaki adı 'Zatüre' dir. 'Bronşit' te bir akciğer infeksiyonu olmak ile birlikte, bronşit, akciğerlerdeki 'hava yollarının' (bronşlar) infeksiyonudur ve pnömoniden bu nedenle ayrıdır.

Pnömoni, en sık olarak 'pnömokok' ve 'streptokok' adı verilen bakteriler tarafından oluşturulur. Tüberküloz mikrobu da pnömoni yapar, ancak, tüberkülozun yaptığı pnömoninin akciğerlere yerleşimi, infeksiyonun tedaviye oldukça dirençli olması ve özel ilaçların (anti-tüberküloz ilaçlar) oldukça uzun süreler kulanılmasının gerekliliği ile pnömoniler içinde ayrıca incelenir ve hem hasta hem de tedavi eden hekim için özelliği büyüktür.

Pnömoni, genellikle bağışıklık sistemi tamamen normal olan ve başka bir vücud direncini kıran hastalığı olmayan kişilerde, pnömoniye neden olan bakteriyi kişi akciğerlerine -hava yolu ile- alsa dahi oluşmaz. Bu nedenle, pnömoni en çok, bebekler ve küçük çocuklarda, yaşlılarda, AIDS gibi hastalığı bulunan kişilerde, ciddi kalp hastalığı olan kişilerde, organ nakli yapılan ve bu nedenle bağışıklığı baskılayan ilaçlar alan hastalarda ve ameliyat geçiren hastalarda ortaya çıkar. Burada belirtilen riski bulunan kişilerde (örneğin yaşlılarda) viral bir infeksiyon sonrası (örneğin ağır bir grip) da ortaya çıkar. Sigara içen kişilerde görülme sıklığı içmeyenlere oranla çok daha yüksektir.

Pnömoni, hemen teşhis konulması gereken ve ciddi tedavi gerektiren bir hastalıktır. Uygun ve erken başlayan bir tedavi ile ortadan kalkar, ancak, tedavisiz kalırsa ölümcül de olabilir. Amerika Birleşik Devletleri'nde, en çok ölüme sebep olan hastalıklarda 6. sırada yer almaktadır.

En sık görülen belirti, uzun süren ve balgam çıkarmaya neden olan öksürük, ateş, nefes darlığı ve kilo kaybıdır. Bazen göğüs ağrısı, çocuklarda daha çok olmakla birikte karın ağrısı ve mide bulantısı da görülebilir. Yukarıda sayılan risk gruplarında, 1 haftadan uzun süren ve göğüs ağrısının, balgamın ve nefes darlığının bulunduğu kişilerde, özellikle bir gribin ardından ortaya çıktı ise süphelenilerek hemen bir hekime başvurulmalıdır.

Teşhis, muayene ve göğüs röntgeni ile konulur. Neden olan bakteri ya da virus(çok nadir olarak) 'kültür' yapılarak saptanır. Uygun antibiyotiklerin en az 15-20 gün kullanılması ve bu sırada mutlak ilgili uzman hekimin takibi gerekir. Uzun süren, tekrarlayan ya da tedavi olmayan pnömoniler, akciğerde bazı başka hastalıkların da bulunabileceği anl... gelebilir. Bu nedenle, gelişigüzel yetersiz ya da fazladan antibiyotik kullanımı yapılmamalı, ülkemizde çok sık olarak yapıldığı gibi 'öksürüğe, öksürüğü azaltan şurup verilir' şeklinde bir düşünce ile sürekli öksürüğü azaltan ilaçlar alınmamalıdır. Çünkü öksürük, vücudun bir savunma refleksidir ve amacı, akciğerde birikmiş olan ve içinde doku parçaları ve bakterileri bulunduran mukusu (balgam) dışarı atarak, hastalığın geçmesine yardımcı olmaktır. Bu nedenle hastalıkta verilen şuruplar öksürüğü kesen değil, tam tersine, öksürüğü kolaylaştıran ve balgamı yumuşatarak daha kolay çıkmasını sağlayan 'ekspektoran' şuruplardır.

Tam ve yeterince tedavi olmayan pnömoniler, tekrarlayabilir ya da 'bronşiektazi', 'akciğer apsesi' ya da 'ampiyem' gibi tedavisi çok daha zor ve hastada sekellere neden olabilen komplike hastalıklara neden olabilir.

Gerekli ve yeterli süre yapılan bir tedavi ile pnömoni, hiç bir iz bırakmadan 1 ay içinde tamamen kaybolur. Akciğer röntgeni ise, 2 ay kadar sonra tamamen sağlıklı bir akciğeri gösterir. Çünkü, akciğer, hasta tamamen kendini iyi hissetse bile 1 ay kadar süre daha içerideki mikropların öldüğü sıvıları temizler ve kendini onarır.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #10 : Haziran 03, 2010, 10:27:57 »
Tüberküloz
Verem olarak da adlandırılan tüberküloz hastalığı insanlık tarihinin ilk çağlarından itibaren görülen bir hastalıktır. 1865 yılında hastalığın enfeksiyon hastalığı olduğu gösterilmiştir. 1882 yılında Robert Koch tüberküloz basilini bularak bu hastalıkta yeni bir çığır açmıştır. Daha önceden hijyen, diyet ve güneş kürü esasına dayanan tedavi yöntemleri, 1940’lı yılların başlarında streptomisin’in keşfi ve izonikotinik asit’in tedaviye girmesi tüberküloz tedavisinde yeni ve etkin bir dönemin başlangıcı olmuştur.
Tüberküloz hastalığı esas olarak akciğerleri tutan ve bunun yanı sıra diğer birçok organda da yerleşebilen, Mycobacterium tuberculosis adlı bir mikroorganizma (Koch basili) tarafından oluşturulan bir iltihabi hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünya nüfusunun 1/3’ü tüberkülozla enfektedir (tüberküloz basilinin bulaştığı kişiler) ve bunların %10’unda ileride tüberküloz hastalığının ortaya çıkacağı tahmin edilmektedir. Her yıl 50-100 milyon kişinin daha tüberküloz basili tarafından enfekte edildiği hesaplanmaktadır. Bugün dünyada 20 milyon aktif hasta bulunmakta ve her yıl %95’i gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere 8 milyondan fazla yeni aktif tüberküloz olgusu gelişmektedir.
Tüm dünyada yılda 3 milyon kişinin tüberküloz nedeniyle öldüğü tahmin edilmektedir ve bu ölümlerin en az %80’ı gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir.
Kişilere hastalığın bulaşması hemen hastalığın gelişeceği anlamını taşımamaktadır. Tüberküloz basili bulaştıktan sonra sağlıklı insanların dokularında yıllarca hastalık oluşturmadan canlı kalabilir. Enfekte kişilerin vücut direncini düşüren durumlarda tüberküloz basili aktif hale gelerek hastalık oluşturabilir.
Bulaşıcı mıdır ?
Tüberküloz, vücudumuzdaki bütün organlarda hastalık oluşturabilmesine karşın, basilin giriş kapısı hemen her zaman akciğer olmaktadır. Basiller en sık olarak solunum yolu ile bulaşır. Akciğer tüberkülozu olan kişilerin öksürmesi, konuşması ve hapşırması sonucu akciğer salgıları damlacık şeklinde havaya atılırlar, ortamda bulunan diğer sağlıklı kişiler havada asılı kalan bu damlacıkları solunum ile akciğerlerine alarak enfekte olurlar.

Diğer bulaşma biçimleri seyrektir. Eskiden Mycobacterium bovis tipi basilin enfekte inek sütünün tüketilmesi ile bulaşması sık görülürdü, ancak bu bulaşma şekli, gelişmiş ülkelerde ineklerde hastalığın önüne geçilmesi ve süt ile süt ürünlerinin pastörize edilmesi neticesi kontrol altına alınmıştır.

Basilin bulaşmış olduğu eşyaların tutulması ve ardından solunum ile enfeksiyon alınması sorun oluşturmaz. Ancak tüberküloz basilleri, deri içine ya da deri yolu ile vücuda girdiğinde enfeksiyon oluşturabilir. Bu tip bulaşma, ancak seyrek olarak laboratuar çalışanlarında görülmektedir. Kaşık, çatal, bardak gibi yemek gereçleri, kitaplar, giysiler, yatak örtüleri gibi eşyalardan hastalığın bulaşması söz konusu değildir ve özel bir dikkat göstermeye gerek yoktur.

Balgamı ile tüberküloz basili çıkaran hastayla yakın temas içinde bulunan kişilere hastalığın bulaşma riski en yüksek seviyededir. Ancak yapılan çalışmalar, aşırı kalabalık ve yaşam koşulları kötü olan alanlarda bile hasta ile yakın temasta bulunan kişilerdeki hastalığın bulaşma oranının %25 ile 50 arasında değiştiğini göstermektedir.

Hastalıkları bilinmeden toplum içinde gezen ve balgamı içinde tüberküloz basili çıkaran hasta kişiler hastalığın yayılmasında en önemli faktördür. Halbuki 15-20 gün süre ile düzenli tüberküloz tedavisi almış olan bir hastanın balgamında tüberküloz basili bulunsa dahi, tedavilerine devam ettikleri sürece hastalığı bulaştırma riskleri çok azdır. Bu nedenle erken ve etkin tedavi bulaşmanın önlenmesinde de oldukça önemlidir.
Risk faktörleri nelerdir ?
Erken endüstrileşme ve şehirleşme, yetersiz sağlık ve barınma koşullarına sahip kalabalık alanlarda yaşama hastalığın bulaşması için uygun ortamları oluşturur. Şehirlerde tüberküloz oranları kırsal bölgelere oranla daha fazladır. Büyük şehirlerin gecekondu bölgelerinde yoksul ve yeterli beslenemeyen kişilerin kalabalık ortamlarda yaşamaları bulaşmanın ve hastalık oranlarının yüksek kalmasına neden olmaktadır.

Sosyoekonomik seviye ile tüberkülozun görülmesi arasında ters bir ilişki vardır, ancak bunun yanı sıra ırk farklılıkları, ortamın kalabalık olması ve sağlık hizmetlerinin düzeyi gibi başka birçok faktör de hastalığın sıklığı üzerinde etkili olmaktadır. Hapishanelerde tüberküloz sıklığının yüksek olması, bu faktörlerin çoğunun bir arada olmasına bağlıdır.

Yapılan bir çalışmada, kan grubu 0 olan kişilerin tüberküloza nispeten dirençli oldukları, kan grubu AB olanlarda ise tüberküloz gelişme riskinin arttığı gösterilmiştir.

Alkoliklerde tüberküloz gelişme riski genel nüfustan 10 kat fazla olduğu gösterilmiştir. Kronik hastaların bakın gördüğü akıl hastaneleri ve bakım evlerindeki hastaların tüberküloza yakalanma riski genel nüfustan 10 kat fazladır.

Yüksek tüberküloz riski ile ilişkili diğer faktörler diabetes mellitus, lenfoma, bunama ile seyreden tüm hastalıklar, mide ameliyatı geçirilmiş olması, kanser, silikozis ve immünosüpresif tedavidir. Ancak günümüzde en güçlü risk faktörü AIDS hastalığıdır.
Ne gibi şikayetlere yol açar ?
Bazı hastalarda, akciğerlerde belirgin hastalık olmasına rağmen herhangi bir şikayet bulunmayabilir ya da ancak dikkatli bir sorgulama ile hastanın önem vermediği şikayetler tespit edilebilir. Risk gruplarına ya da diğer gruplara yapılan tarama amaçlı röntgen çekimlerinde bu durum görülmektedir.

Hastalar kendilerini gerek bedensel ve gerekse ruhsal olarak yorgun hissedebilirler. Az veya çok iştahsızlık ve zayıflama bulunabilir. Göğüs ağrısı sık değildir. Hafif egzersizle terlerler, hastalığın yaygınlığı nispetinde terleme artar ve genellikle geceleri görülür.

Hastaların en sık şikayeti öksürüktür, balgamlı ya da kuru öksürük şeklinde olabilir. Öksürüğün sıklığı hastalığın şiddeti ve yaygınlığı ile orantılı değildir. Balgam beyaz-sarı renkte seröz veya iltihaplı vasıfta olabilir.

Genellikle akşam saatlerinde ve gece görülen hafif ateş görülebilir. Yaygın hastalığı olanlarda 38-40 dereceye kadar yükselen ateş izlenebilir.

Kanlı balgam veya sadece ağızdan kan gelmesi şeklinde şikayetler tüberkülozun başlangıç şikayetlerini oluşturabileceği gibi, daha ziyade yaygın ve özellikle kronik kavite olarak adlandırılan yaralar içeren kronik hastalığı bulunan kişilerde görülür. Tüberkülozda kanama olması her zaman için hastalığın aktif olduğu anlamını taşımaz, geçirilmiş ve sekel kalmış inaktif tüberküloz olgularında ve geçirilmiş tüberkülozun sebep olduğu kalıcı solunum yolları genişlemelerinde (bronşektazi) de kanama görülebilir.

Bazen tüberküloza bağlı olarak kadınlarda menstrüel bozukluklar ve adet kesilmeleri görülebilir.
Fizik muayene bulguları yeterli midir ?
Fizik muayene bulguları tanı koydurucu değildir. Hastalığın seyrine ve şiddetine göre değişik muayene bulguları tespit edilebilir. Birçok vakada fizik muayene bulguları normal olarak değerlendirilir. Bu nedenle tüberküloz şüphelenilen her hastaya akciğer grafisi çekilmelidir.
Hastalığın tanısı nedir ?
Tüberkülozun kesin tanısı ancak Mycobacterium tuberculosis’in bulunmasıyla olur. Ancak basilin her vakada gösterilmesi mümkün olmamaktadır. Radyolojik incelemeler, şikayetler ve fizik muayene bulgularına göre hastalığın tüberküloz olduğu düşünülen olgularda basil bulunamamasına rağmen tüberküloz tedavisine başlanması gerekmektedir.

Basil aranması için en uygun materyal sabah çıkarılan balgamdır. Eğer bu yeterli olmazsa 24 saatte biriktirilmiş balgam incelenir. Basil aranacak balgam tükürükle karışmış ve kanamalı olmamalıdır. Balgam tetkiki üst üste 3-6 gün tekrarlanmalıdır.

Kişilerde bütün uyku dönemi süresince akciğerden atılan salgılar yutulmakta ve mide istirahat döneminde olduğundan sindirilmeden birikmektedir. Balgam çıkaramayan hastalarda tüberküloz basili mide suyundan incelenebilir. Bu hastalardan sabah uyandıklarında yataktan kalkmadan önce mide suyu sonda ile alınır ve basil incelenmesi için laboratuara gönderilir.
Tedavisi nedir ?
Tüberküloz basiline karşı etkili ilaçların bulunmasından önce tedavinin esasını iyi beslenme, istirahat ve uzun süreli sanatroyum tedavisi oluştururdu. Ancak etkili ilaçların bulunmasından sonra tedavinin esasını kemoterapi oluşturmaya başlamıştır.

Tüberküloz tedavisinde kullanılan ilaçlar 3 sınıfa ayrılabilirler. Öncelikli olarak tercih edilen ve tedavide daha etkili olan 1. grup ilaçlar; İzoniazid, Rifampisin, Etambutol, Pirazinamid veya Morfozinamid ve Streptomisin’dir. 2. grup ilaçlar; Tiasetazon, Paraaminosalisilik asit (PAS), ...loserin ve Etionamid’dir. 3. grup ilaçlar ise; Viomisin, Kanamisin, Kapreomisin, Tiokarlid, Ofloksasin, Sifloksasin, Ampisilin-Sulbaktam, Alfasilin-Klavulonat vs yer almaktadır.

Tüberküloz tedavisinde kombine tedavi uygulanmalıdır. Basilin ilaçlara karşı geliştirdiği direnç nedeniyle tek ilaç tedavisi mümkün olmamaktadır. Ülkemiz gibi tüberküloz direncinin yüksek olduğu toplumlarda ilk 2 ay İzoniazid+Rifampisin+Pirazinamid veya Morfozinamid+Etambutol tedavisi uygulanır, devam eden 4 ay süresince de İzoniazid+Rifampisin ile tedavi tamamlanmalıdır. Ancak unutulmamalıdır ki tedavi protokolu ve süresi, kişide hastalığı oluşturan basilin direnç durumuna göre ve tedaviye alınan cevaba göre değiştirilmelidir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #11 : Temmuz 13, 2010, 09:40:44 »
Akciğer embolisi (pulmoner emboli)
Akciğer embolisi, akciğer atardamarı veya onun dallarından bir ya da birkaçının kan pıhtısı ile tıkanması sonucu ortaya çıkan klinik tablodur. Akciğer embolisi derin ven trombozu adı verilen genellikle bacak ve veya baldır toplardamarlarında oluşan pıhtının bir parçasının yerinden kopup dolaşıma katılması ve nihayetinde akciğer atardamarına gelerek burada bir tıkanmaya yol açması ile oluşur. Yani akciğer embolisini başlı başına bir hastalık olmaktan çok derin ven trombozunun komplikasyonu olarak ele almak daha doğru bir yaklaşımdır.

1856 yılında Wirchow derin ven trombozu ve dolayısıyle pulmoner emboli oluşumu için risk faktörlerini tanımlamış ve bu risk faktörlerini 3 grupta ele almıştır.Wirchow'a göre, kanın damar sisteminde dolaşımının yavaşlaması veya durması yani venöz staz, bireyin pıhtılaşma sisteminde aşırı pıhtılaşma yönünde bir farklılaşma olması (hiperkoagülabilite) ve damar duvarında hasar oluşması derin ven trombozu için risk oluşturmaktadır.

Venöz staz'a neden olarak pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar :
+ Uzun süreli olarak yatakta hareketsiz kalmak (ameliyat sonrası dönemde veya yatalak hastalarda),
+ İleri yaş,
+ Ciddi KOAH,
+ Pelvik venler, bacak ve baldır venlerinde kan akımında azalmaya yol açan gebelik; batın içi tümörler,
+ Kalp yetersizliği,
+ Varisler,


Aşırı pıhtılaşma nedeniyle pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar :
+ Aşırı pıhtılaşmaya neden olan genetik faktörler,
+ Kanser hastalığı, bazı böbrek hastalıkları, gebelik, bazı kan hastalıkları,barsak hastalıkları, doğum kontrol ilaçları gibi bazı ilaçlar,
+ Aşırı kilo,


Damar duvarının hasarı yoluyla pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar :
+ Travma,
+ Cerrahi girişimler en önemli risk faktörleri olarak sıralanabilir.

Hastalık belirtileri nelerdir ?
Akciğer atardamarının uç dallarını tutan küçük pulmoner emboli olgularının çoğunda klinik bulgu yoktur yada hafif göğüs veya yan ağrısı, hafif nefes darlığı gibi çoğu kez hastanın hekime başvurmasını gerektirmeyecek belirtiler vardır.Daha büyük damarların veya daha çok sayıda akciğer atardamarının tıkandığı olgularda ise şiddeti değişmekle birlikte ani başlangıçlı nefes darlığı, göğüs, sırt veya yan ağrısı, öksürük ve hemoptizi (kan tükürme) görülür.

Hafif şiddetteki olgularda hekimin fizik muayene bulguları normaldir hatta çok daha büyük damarların tıkandığı birçok olguda da muayene bulgusu olmayabilir.

Tanı
Pulmoner embolide erken tanı hayat kurtarıcıdır. Yapılan çalışmalarda hastanede yatan hastalarda önlenebilir ölüm nedenlerinin başında pulmoner embolinin geldiği saptanmıştır. Yine pulmoner emboli nedeniyle yaşamını yitirmiş hastaların büyük çoğunluğunun tanı konulamamış ve dolayısıyla tedavi başlanamamış hastalar olduğu görülmektedir. Ancak tüm bunlara karşın pulmoner emboli tanısının konulması çoğu kez pek kolay değilidir ve deneyim gerektirir. çünkü hastalık belirtileri spesifik değildir yani başka hastalıklarda da karşımıza çıkan belirtilerdendir ve çoğu kez fizik muayene ve ilk planda yapılan akciğer grafisi, EKG, hemogram gibi tetkikler normaldir.Tanı için hastadan ayrıntılı bir anamnez alınması gerekir ayrıca hekim gerek anamnez alırken ve gerekse tetkikleri isterken pulmoner emboli olasılığını düşünmeli ve buna yönelik olarak hastada risk faktörü varlığını araştırmalıdır. Risk aktörlerinden bir veya birkaçının varlığı ile birlikte bir başka nedene bağlanamayan ani nefes darlığı ve arter kan gazı analizinde kandaki Oksijen miktarında düşme saptanması durumunda pulmoner emboli akla gelmelidir. Tanı için standart akciğer grafisi, arter kan gazı analizi, EKG, EKO kardiografi, bacak ve baldır toplardamarlarının Dopler ultrasonografisi, akciğer sintigrafileri ve spiral BT gibi yöntemlerden yararlanılır.

Tedavi
Pulmoner embolide tanı konulur konulmaz pıhtılaşmayı önleyici ilaçlar ile tedaviye başlanmalıdır. Hatta risk faktörlerinin mevcudiyeti halinde birçok olguda kesin tanı konulmadan önce yani tetkikler devam ederken tedavi başlanılır. Tedavi süressi genellikle 3-6 ay arası olup genetik faktörlere bağlı olduğu düşünülen olgularda bu süre daha uzun tutulur. Bu tür olgularda yaşam boyu tedavide önerilebilir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #12 : Eyll 06, 2010, 02:31:53 S »
Mezotelyoma
Son yıllarda ülkemizde sıkça görülmesine rağmen nadir tümörler arasında yer alan mezotelyoma, akciğer, kalp ve karın organlarını çevreleyen sırasıyla plevra, perikard ve periton adı verilen zarlardan orijin alan habis bir tümördür. Çoğu kez asbest maruziyetine bağlı olarak ortaya çıkan bu tümör, en fazla plevrada (akciğer zarı) görülür.

Mezotelyoma için risk faktörleri nelerdir ?
 Mezotelyoma için bilinen en önemli risk faktörü asbest maruziyetidir. Lifsel yapıda mineral olarak tanımlanan asbest, birçok sanayi kolunda yaygın olarak kullanılabilmektedir. Örneğin fren balata sistemleri, ısı izolasyon materyalleri ve yalıtım materyalleri üreten iş kollarında ve gemi sanayisinde asbest kullanıldığı bilinmektedir. Asbest kullanılan işyerlerinde yeterli korunma önlemi alınmıyorsa havada uçuşan bu lifsel partiküller solunum yoluyla akciğere girmekte ve oradan akciğer zarına göç ederek mezotelyomaya neden olmaktadır. Mezotelyoma dışında akciğer kanseri gelişiminde de önemli bir risk faktörü olan asbest, ayrıca 'benign asbestoz' adı verilen ve plörezi ya da interstisyel akciğer hastalığına yol açan kanser dışı bazı hastalıklar için de risk faktörüdür.



Prof.Dr.İzzettin Barış, İç Anadolu Bölgesi'de yaptığı araştırmalarda, toprakta bulunan bazı minerallerin de (Erionite gibi) asbest gibi mezotelyomaya neden olduğunu saptamıştır. Anadolunun bazı yörelerinde beyaz toprak adı verilen bu mineralleri içeren toprak, sıva ve boya malzemesi olarak evlerin duvarlarına sürülmekte ve bu nedenle bu bölgelerde mezotelyoma sık görülen bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Son yıllarda yapılan çalışmalarda SV adı verilen virüsün mezotelyoma gelişimi ile ilişkili olabileceği bildirilmiştir.

Mezotelyomada belirti ve bulgular nelerdir ?
Hastalık çoğunlukla akciğer zarında sıvı birikimine yani plöreziye neden olduğu için ilk belirtiler çoğu kez sırt, göğüs ve yan ağrısıdır. Başlangıçta nefes almakla batıcı karakterde olan ağrı, giderek süreklilik kazanır ve şiddetini arttırır. Plevra boşluğunda biriken sıvı miktarının artması ile hastada nefes darlığı ortaya çıkar. Bunun dışında öksürük, nadiren çomak parmak, hastalığın yaygınlığı ile ilişkili olarak karında şişme, karın ağrısı gibi belirtiler de olabilir.

Mezotelyomada tanısal yaklaşım
Yukarıda belirtilen yakınmalarla hekime başvuran hastada yapılan muayenede hasta tarafta solunum sesleri azalmıştır ve genellikle göğsün hasta tarafının sağlam tarafa göre hafif küçülmüş olduğu saptanmıştır. Yine hasta tarafta omuz daha düşük pozisyondadır. Standart akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografik tetkikte plevra boşluğunda sıvı toplandığı akciğer zarının akciğeri bir zırh gibi saracak şekilde kalınlaşmış olduğu görülür.

Radyolojik yöntemlerle plevra boşluğunda sıvı saptanan hastadan bir enjektör yardımı ile bir miktar sıvı alınarak incelenir. Sıvıda tümör hücrelerinin görülmesi ile nadir olgularda mezotelyoma tanısı konulabilir ancak kesin tanı için çoğu kez doku parçasına yani biyopsiye ihtiyaç vardır. Biyopsi kapalı plevra biyopsisi, açık plevra biyopsisi ya da torakoskopik yöntemlerle yapılabilir (bkz: plörezi).

Tedavi
Biyopsi materyalinin incelenmesi ile mezotelyoma tanısının konulmasını takiben tedavi planlaması yapılmalıdır. Mezotelyomanın epitelyal, sarkomatöz ve mixt tip olmak üzere 3 alt grubu vardır. Sarkomatöz ve mixt tip mezotelyomada kemoterapi ve radyoterapi uygulanırken, epitelyal tip mezotelyomada karşı akciğer ya da diğer uzak doku ve organlara metastaz yoksa cerrahi tedavi seçeneği de mevcuttur. Cerrahi girişim sonrası hastaya kemoterapi ve radyoterapi de uygulanmalıdır.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #13 : Aralk 27, 2010, 03:36:35 S »
Bronşektazi bronş genişlemesi


Belirtiler
- büyük miktarlarda ve genellikle gri yeşil renkli balgam çıkarttıran ısrarlı öksürük
- iştah kaybı
- kilo kaybı
- anemi
- tekrarlayan zatürre atakları

Bronşektazi bronş tüplerinin cidarlarının kronik ve anormal bir genişlemesidir. Aynı durum kronik bronşiti olan kişilerde de meydana gelir. Fakat bronşiektazide bronş tüplerinin genişlemesi daha belirgindir.

Bazı kişiler doğuştan bu durumdadır. Fakat çoğunda bronşiektazi kistik fibrozun bir komplikasyonu olarak meydana gelir veya boğmaca, pnömoni ve tüberküloz gibi hastalıkların komplikasyonudur. Vakaların yaklaşık yarısında kistik fibroz bu duruma neden olmaktadır. Bronşiektazi en çok çocuklarda ve genç yetişkinlerde meydana gelmektedir, bu hastalık genellikle hayatın ilk 20 yılında teşhis edilir. Pnömoninin antibiyotikle tedavi edilmeye başlanmasından beri çok dâha az görülmektedir.

Teşhis
En göze çarpan belirti, büyük miktarlarda koyu, sıklıkla kötü kokulu balgam çıkarttıran bir öksürüktür. Öksürük hafif veya şiddetli olabilir. Sıklıkla balgamda çizgiler hâlinde kan vardır Ve eğer çökelmeye bırakılırsa üç tabakaya ayrılacaktır- İrin ihtiva eden koyu bir alt tabaka, yeşilimsi bir sıvıdan ortaya gelmiş bir orta tabaka ve köpükten oluşan bir üst tabaka.
Hastalık ilerledikçe ateş, kilo kaybı genel güçsüzlük ve kansızlık gibi belirtiler ortaya gelebilir.

Tedavi
Doktorunuz postüral direnaj denilen,bazı pozisyonlarda yatarak balgam boşaltma işlemi tavsiye edebilir. Size, akciğerlerinizin fonksiyonunu geliştirmeye yardımcı olmak için nefes alma egzersizleri öğretilecektir. Tozdan dumandan ve solunum yolunu tahriş edecek diğer maddelerden kaçınınız. Bol bol fiziki egzersiz yapınız, çünkü derin nefes almak salgıları yükseltmeye yardımcı olur. Besleyici gıdalar alınız. Bol bol sıvı içmek, akciğerlerinizdeki balgamı sulandırmaya yardımcı olur.

İlaç Tedavisi
Bronşiektazide cerahat çıkarılması bakteri enfeksiyonları ile ilgili olduğundan, genellikle antibiyotik verilir. Balgamanızın tahlili sonucuna göre belirli bir antibiyotik gerekmediği takdirde, genellikle ampisilin, tetra...lin veya benzeri bir ilaç verilir.

Eğer penisilin tipi ilaçlara alerjiniz varsa, doktorunuz farklı bir ilaç verecektir. Doktorunuz aynı zamanda bronşlarınızdaki spazmların etkisini karşılamak için bir bronkodilator (bronş genişletici) verebilir.
Antibiyotikler genellikle aralıklı kullanılmak üzere verilir. Normal bir rejim her ayın birbirini izleyen 7 ile 10'uncu günün antibiyotik almalıdır. Bazen ilaca dayanıklı bakteri gelişmesini önlemek için 2 ya da 3 değişik antibiyotik kullanmak tavsiye olunabilir.

Ameliyat
Eğer diğer tedavilere cevap vermiyorsanız, öksürükle kan tükürüyorsanız akciğerin hastalanan bölümünün cerrahi olarak çıkarılması gerekli olabilir. Fakat bu sadece eğer hastalık akciğerlerde 1 veya 2 küçük bölgede lokalize olmuşsa uygulanabilecek olan bir opsiyondur.



Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Göğüs Hastalıkları<br>
« yanıtla #14 : Eyll 26, 2011, 08:36:52 »
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı ya da kısa ismiyle KOAH, ilerleyici nefes darlığına yol açan kronik bir solunum yolları hastalığıdır. Dünya Sağlık Örgütü'nün istatistiklerine göre dünyada 600 milyon KOAH'lı vardır. Ülkemizde ise 3 milyon kadar KOAH' lı olduğu tahmin edilmektedir.

KOAH, en az akciğer kanseri ve kalp krizleri kadar öldürücü olan bir hastalıktır. KOAH, en çok ölüme neden olan hastalıklar listesinde 4. sırada yer almaktadır. KOAH' ın 20 yıl içinde en çok ölüme yol açan üç hastalıktan biri olacağı ve bu hastalıktan yılda 8 milyondan fazla kişinin öleceği tahmin edilmektedir.

KOAH risk faktörleri:

Sigara: KOAH için en büyük risk faktörüdür. KOAH oluşumunda, sigaraya başlama yaşı, sigara içme süresi, içilen sigara sayısı çok önemlidir. Puro, pipo, nargile içilmesi de KOAH için risk yaratır. KOAH oluşumunda sigara cinsinin bir önemi yoktur. Filtreli, filtresiz, light veya mentollü bütün sigaralar zararlıdır, ancak her sigara tiryakisinde KOAH gelişmez . Araştırmalar, tüm sigara tiryakilerinin %15 kadarında KOAH ortaya çıktığını göstermektedir.

Pasif Sigara İçiciliği: Sigara dumanına pasif olarak maruz kalmak da KOAH için risklidir. Özellikle yaşamlarının ilk yıllarında evlerinde sigara içilen çocuklarda solunum yolları enfeksiyonları ve alerjiler daha fazla görülmekte ve ilerki yıllarda KOAH riskini artırmaktadır.

Hava Kirliliği: KOAH, hava kirliliği olan büyük şehirlerde daha çok görülen bir hastalıktır. Kükürt dioksit ve partiküllerin (küçük tanecikler) neden olduğu kirlilik daha önemlidir. Büyük şehirlerimizde kömürün yerini doğal gazın almasıyla hava kirliliği ve KOAH riski de azalmıştır. Kırsal alanda ev içinde bulunan ocaklar, özellikle de tandır ve tezek yakılması, ev içi hava kirliliğine neden olarak KOAH riskini artırmaktadır. Hayatında hiç sigara içmemiş kadınlardaki KOAH' ın nedeni bu ev içi hava kirliliğidir.

Mesleksel Faktörler: Meslekleri nedeniyle çeşitli toz, duman, gaz ve kimyasal maddelerle temasları olan kişilerde de KOAH riski fazladır. KOAH, fabrika işçilerinde bürolarda çalışan memurlara göre daha sık görülür. En büyük risk kadmiyum madeniyle çalışan işçilerde saptanmıştır. KOAH açısından riskli olan meslekler, maden işçiliği, çimento ve pamuk işçiliği, çiftçilik ve şoförlüktür.

Cinsiyet: KOAH erkeklerde daha çok görülen bir hastalıktır. Bunda, erkeklerin daha çok sigara içmeleri ve KOAH için riskli olan mesleklerde daha çok çalışmaları da rol oynamaktadır. Ancak, kadınlar arasında sigara tiryakiliğinin giderek yaygınlaşmasıyla KOAH kadınlarda da çok görülen bir hastalık olma yolundadır.

Alerjiler Ve Enfeksiyonlar: KOAH'a, solunum yolları alerjileri ve kanlarında IgE düzeyleri yüksek olanlarda daha fazla rastlanmaktadır. Çocukluk çağında geçirilen bronşit ve bronşiolit gibi solunum yolları enfeksiyonları da KOAH riskini artırabilmektedir.

Genetik Faktörler: KOAH'ın ortaya çıkmasında kalıtsal faktörler de çok önemlidir. KOAH, bazı ailelerde daha fazla görülür. Kanlarında antitripsin isimli maddenin ek... olduğu kişilerde KOAH riski çok fazladır. Bu kişilerde, erken yaşlarda sirozla beraber KOAH gelişmektedir.

Beslenme: KOAH'ın beslenme ile de ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Doğum ağırlıkları düşük olan bebeklerde ve antioksidan içeren besinleri az tüketen erişkinlerde KOAH’na daha sık rastlanır.

Belirtiler:KOAH'ın başlıca belirtileri öksürük, balgam ve nefes darlığıdır, ancak hastalar başlangıçtaki öksürük, balgam gibi şikayetleri önemsemediklerinden ancak nefes darlığı geliştiğinde doktora gitme ihtiyacını duyarlar. Bu nedenle KOAH tanısı genellikle 40 ya da 50 yaşından sonra konmaktadır.

KOAH Türleri:KOAH'ın başlıca iki türü vardır.

Kronik Bronşitli KOAH:
İlk belirtileri öksürük ve balgamdır, ancak bu kişilerin çoğu sigara tiryakisi de oldukları için, öksürük ve balgamı hiç önemsemezler. Bunlara göre, sigara içen bir insanın öksürmesi ve zaman zaman balgam çıkarması son derecede olağandır. Öksürük ve balgam çıkarma şikayetleri özellikle kış aylarında ve sabahları daha fazladır. KOAH' lılar solunum yolları enfeksiyonlarına karşı çok duyarlıdırlar.

KOAH'lıların doktora başvurmasına neden olan esas şikayet öksürük ve balgama eklenen nefes darlığı ve hırıltılı solunumdur. Nefes darlığı önceleri sadece ağır eforlar sırasında ortaya çıkarken, giderek ilerleyici bir özellik gösterir ve nihayet en küçük hareketler bile nefes darlığına yol açmaya başlar. İleri dönemlerdeki hastalar odaları içinde yürürken, tıraş olurken, giyinip soyunurken, hatta yatakta dönerken bile nefes darlığı çekerler. İlerlemiş KOAH'lılarda dudak ve tırnaklarda morarma, boyun damarlarında dolgunluk, gözlerde kanlanma, bacaklarda şişlik (ödem) gibi belirtiler de görülür.

KOAH'lılarda kanlarındaki oksijen basıncının azalmış olmasına bağlı olarak sinirlilik, huzursuzluk, uykusuzluk, çarpıntı, baş ağrısı, ellerde titremeler ortaya çıkar. Dalgınlık, konuşma güçlüğü, uyuklama, kas seğirmeleri gibi bulgular ise kanda karbondioksit basıncının artmış olduğunu gösteren belirtilerdir.

Kronik bronşitli KOAH'lılar genellikle fazla kilolu kişilerdir ve bunlarda sağ kalp yetersizliği sık rastlanan bir tablodur.

Amfizemli KOAH:
Bu hastaların esas şikayeti nefes darlığıdır. Zaman zaman öksürük ve hırıltı şikayetleri olabilir, fakat hiç balgam çıkarmazlar. Nefes darlığı ilerleyici bir özellik gösterir; önceleri ağır eforlarda ortaya çıkarken giderek en küçük hareketler bile hastayı nefes nefese bırakır. İleri dönemlerde, yemek yemek, traş olmak... gibi en basit eforlar bile yapılamaz olur.

Amfizemli KOAH'lıların çoğu uzun boylu, zayıf, göğüs kafesleri fıçı gibi şiş olan kişilerdir. Bu hastalar sırtüstü yatamazlar; sadece oturur durumda ve hafif öne eğilerek ve kollarıyla bir yerden destek alarak nefes alabilirler.Dudaklarını büzerek uzun uzun nefes vermeleri ve nefes alırken alt kaburga aralıklarının içeriye doğru çekilmesi tipik bulgularıdır.

Bazı hastaların kanlarında antitripsin enzimi ek...liği vardır.

KOAH Tanısı:
KOAH tanısında hastanın ayrıntılı olarak sorgulanması ve dikkatli muayenesi ile önemli ipuçları elde edilir. İlerlemiş KOAH' ın tanısı çok kolay olsa da, erken evredeki hastaların tanınabilmesi için bazı incelemelerin yapılması gerekir:

Akciğer röntgeni
Akciğer tomografisi (bazı hastalarda)
Solunum fonksiyon testleri
Arter kanında oksijen ve karbondioksit basınçları ölçümü
Kanda antitripsin ölçümü
Balgam incelemeleri
EKG
Tedavi :
KOAH’ta tedavinin amacı, hastada şikayetlerinde rahatlama sağlamak ve yaşam kalitesini yükseltmek, solunum sıkıntısı ataklarını engellemek, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak, olası komplikasyonları önlemek ve tedavi etmek olmalıdır.

KOAH tedavisinin birinci kuralı sigara kullanımının kesin olarak bırakılmasıdır. Ayrıca solunum yollarını açıcı ilaçlar ile tedavi devam ettirilir, gerektiğinde oksijen verilmelidir, kalp yetersizliği gelişmiş olan hastalarda buna yönelik tedavi de verilmelidir.

KOAH tedavisinde öncelikle solunum ile alınan ilaçlar tercih edilmeli, bunları kullanamayan hastalarda diğer ilaç formları (tablet, flakon vs.) verilmelidir.

KOAH’ın ilaç tedavisinde birinci derecede verilmesi gereken ilaçların başında antikolinerjik ilaçlar gelmektedir. Hastalığın şiddetine göre, uzun etkili beta-2 agonist ilaçlar, teofilin türevleri ve steroidlerden bir veya birkaçı tedaviye eklenebilir. Kısa etkili beta-2 agonist ilaçlar solunum sıkıntısı atakları sırasında verilebilir.

İleri derecede hastalığı bulunanlar ve ataklar sırasında uygulanan tedaviye rağmen rahatlamayan hastalar hastaneye yatırılarak hastane koşullarında tedavilerine devam edilmelidir.

Hastalığın tedavisi mutlaka yapılan tetkikler sonucunda hastalığın derecesine göre planlanmalı ve verilecek ilaçlar düzenli kontroller yapılarak hekim tarafından ayarlanmalıdır.

Daha fazla bilgi için lütfen doktorunuza başvurunuz.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....