Gönderen Konu: Psıkiyatri
 (Okunma sayısı 1338 defa)

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Psıkiyatri
« : Ocak 12, 2010, 02:49:19 S »
Fiziksel kaynaklı olduğu düşünülen rahatsızlıkların p...olojik nedenlere dayanması oldukça sık görülen bir olgudur. İnsanın hayatını mutlu bir şekilde sürdürebilmesi için ruh sağlığına da önem vermesi gerekir.

Depresyon nedir?

Depresif duygular sağlıklı insanlarda istenmeyen ya da hayal kırıklığına neden olan yaşamsal olaylar karşısında ortaya çıkan, sıkıntı, üzüntü ve keder içeren duygusal tepkiler olup, yaşamın normal bir parçası olarak kabul edilebilir. Ancak p...iyatride ruhsal bir rahatsızlık olarak kabul edilen depresyon duygusal bir tepkiden çok daha şiddetli ve kişinin yaşamını olumsuz olarak etkileyen, hatta onun tüm yaşamsal işlevlerini bozan, belirli belirti kümelerinden oluşan bir durumdur. Temel özellikleri arasında kederli ve karamsar bir duygu hali, kötümser düşünceler, gelecek hakkında umutsuzluk, hayattan zevk alamama, enerji azlığı, p...omotor yavaşlama, iştah ve uyku düzensizlikleri bulunur.

P...oterapi

En genel anlamıyla p...oterapi, tıbbi tedavi dışında kalan ruhsal tedavi yöntemi olarak tanımlanabilir. Uygulama ve teknik açısından birbirinden farklı p...oterapi türleri vardır: p...analitik, bilişsel-davranışçı, destekleyici p...oterapiler gibi. Burada sayılmamış başka bireysel p...oterapi türleri olduğu gibi grup p...oterapileri ve grup p...oterapi çeşitleri de vardır.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #1 : Ocak 16, 2010, 09:47:49 »
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)
 Birçok kişinin aşırı temizlik, titizlik, düzenlilik, eşya veya para biriktirme, simetriye önem verme, kapıyı-ocağı kontrol etme gibi çeşitli takıntıları, kuruntuları, saçma bulduğu halde yapmak zorunda kaldığı davranış ve düşünceleri olabilir
Birçok kişinin aşırı temizlik, titizlik, düzenlilik, eşya veya para biriktirme, simetriye önem verme, kapıyı-ocağı kontrol etme gibi çeşitli takıntıları, kuruntuları, saçma bulduğu halde yapmak zorunda kaldığı davranış ve düşünceleri olabilir. Çoğunlukla bunlar önemli bir zaman kaybına veya ciddi bir sıkıntıya neden olmazlar.
Ancak, bazı kişiler aşırı ve saçma buldukları halde bu davranış ve düşüncelerini tekrar tekrar yapmaya ve sürdürmeye devam ederler. Bu durum önemli oranda zaman kaybına yol açar, belirgin bir sıkıntı verir ve kişiyi zorlamaya, yaşamla, kendisiyle ve çevresiyle ilişkisini bozmaya başlarsa, üzerinde durmak ve bunun ruhsal bir sorun olabileceğini düşünmek gerekir .Bu, p...iyatrideki adıyla Obsesif -Kompulsif Bozukluk - OKB (Saplantı-Zorlantı Hastalığı) olabilir .

Obsesyonlar ( saplantılar ), irade dışı gelen, kişiyi tedirgin eden veya sıkıntı veren, bilinçli bir çaba ile kovulamayan yineleyici düşüncelerdir. Kompulsiyonlar (zorlantılar) ise çoğu kez obsesif düşünceleri kovma veya bu düşüncelerin verdiği sıkıntıyı azaltmak için yapılan ve istemeden yinelenen hareketlerdir.

Ocağı ya da evinin kapısını kapatıp kapatmadığından emin olamayan (obsesyon) bir kişinin, tekrar tekrar kapıyı, ocağı kontrol etmesi (kompulsiyon), para ya da herhangi bir eşyaya dokunduğunda elinin kirlendiğini obsesif bir şekilde düşünen bir kişinin el yıkama tutkusu (kompulsiyon) gibi davranışlar OKB'nin en sık rastlanan örnekleridir .

2 . Obsesyon ve Kompulsiyonların Özellikleri:

Obsesyonlar (saplantılar , takıntılar):
Kaygı ve sıkıntıya yol açan, kişi tarafından saçma bulunan, inatçı ve zorlayıcı düşünce, fikir, dürtü ve hayallerdir. (Örneğin insanların ellerinin kirli ve mikroplarla bulaşık olduğunu düşünen kişi birlikte yaşadığı insanlar için de aynı şeyi düşünmektedir.)
Kişi bu düşüncelerin kendi iradesi altında olmadığını bilir.(Kişi bu insanların temiz olduklarını bilse bile saçma bulduğu bu düşünce sürekli kafasını kurcalamaya devam eder.) Kişiler bu düşünce ve dürtüleri bastırmaya veya yok saymaya çalışırlar veya bunları bir başka düşünce veya hareketle (yani kompulsiyonla) gidermeye çalışırla . (Kişi bu takıntısını zihninden uzaklaştırmaya çalışır veya sık sık ellerini yıkar )

Kompulsiyonlar (zorlantılar):
Tekrarlayıcı davranış veya zihinsel eylemlerdir. (tokalaşmakla ellerinin kirlendiğini düşünen bir kişi sürekli ellerini yıkar) Amaçları herhangi bir zevk veya mutluluk sağlamak değil, obsesyona eşlik eden sıkıntıyı azaltmak ya da korkulan bir durum veya olayı engellemektir. (ellerini bu derece sık yıkamak kişinin hoşuna gitmemektedir, amacı elinin kirlendiğine dair olan sıkıntısını azaltmaktır ) Kompulsiyonlar açıkça abartılıdır ve amaçladıkları şeyle aralarında mantıksal bağlantıları yoktur. (kişinin elleri yıkanmaktan tahriş olmuştur ve ortada bu derece el yıkamayı gerektirecek bir kirlenme yoktur.)

3 . Bazı Obsesyon ve Kompulsiyon Türleri:

Obsesyonlar (saplantılar , takıntılar):
Kaygı ve sıkıntıya yol açan, kişi tarafından saçma bulunan, inatçı ve zorlayıcı düşünce, fikir, dürtü ve hayallerdir. (Örneğin insanların ellerinin kirli ve mikroplarla bulaşık olduğunu düşünen kişi birlikte yaşadığı insanlar için de aynı şeyi düşünmektedir.)

Kişi bu düşüncelerin kendi iradesi altında olmadığını bilir.(Kişi bu insanların temiz olduklarını bilse bile saçma bulduğu bu düşünce sürekli kafasını kurcalamaya devam eder.) Kişiler bu düşünce ve dürtüleri bastırmaya veya yok saymaya çalışırlar veya bunları bir başka düşünce veya hareketle (yani kompulsiyonla) gidermeye çalışırla . (Kişi bu takıntısını zihninden uzaklaştırmaya çalışır veya sık sık ellerini yıkar )

Kompulsiyonlar (zorlantılar):
Tekrarlayıcı davranış veya zihinsel eylemlerdir. (tokalaşmakla ellerinin kirlendiğini düşünen bir kişi sürekli ellerini yıkar) Amaçları herhangi bir zevk veya mutluluk sağlamak değil, obsesyona eşlik eden sıkıntıyı azaltmak ya da korkulan bir durum veya olayı engellemektir. (ellerini bu derece sık yıkamak kişinin hoşuna gitmemektedir, amacı elinin kirlendiğine dair olan sıkıntısını azaltmaktır ) Kompulsiyonlar açıkça abartılıdır ve amaçladıkları şeyle aralarında mantıksal bağlantıları yoktur. (kişinin elleri yıkanmaktan tahriş olmuştur ve ortada bu derece el yıkamayı gerektirecek bir kirlenme yoktur.)

Bazı Obsesyon ve Kompulsiyon Türleri:
Bulaşma ve temizlik obsesyonları
Bulaşma obsesyonu olan kişiler genellikle mikropların, kirin, idrarın üzerlerine bulaşmasından korkarlar. Saatlerce kendilerini veya vücutlarının bir kısmını yıkayarak, kendilerini ''bulaşmadan'' korumaya çalışırlar. Hatla kendilerine bir şey bulaştıracağını düşündükleri şeylerden kaçarlar. Çevrelerindeki herşeyin bulaşık veya kirli olduğunu düşünürler. Temizlenmediği kaygısıyla saatlerce ve tekrar tekrar ev temizliği yaparlar.

Şüphe obsesyonları
Şüphe obsesyonu olan kişiler bir şeyi yapıp yapmadıklarından emin olamazlar ve bu nedenle yaptıkları şeyleri tekrar tekrar kontrol ederler. Böyle bir kişi sobayı söndürmüş dahi olsa söndürdüğünden emin olamaz ve defalarca sobayı kontrol etmek zorunda kalır .Kapıyı açık unuttuğuna dair şüphesi olan bir kişi sık sık kapıyı kontrol eder .

Düzen obsesyonları
Bu tür obsesyonu olan kişiler her şeyi tamamen doğru bir şekilde düzenlemeye çalışırlar. Birilerinin eşyalarına dokunmasına veya karıştırmasına direnç gösterirler. Düzen uğruna saatlerini harcayabilirler.

Saldırganlık veya zarar verme obsesyonları
Çocuğuna zarar verme veya cinsel hayaller (tekrarlayan pornografik imgeler) bu tür obsesyonlardandır. Bu kişiler yapmayacaklarını bilseler bile çocuklarına zarar vermekten korkarlar ve bu korkularını engelleyemezler. Bu korkuyu hafifletebilmek için bazı şeyleri "doğru sayıda" yapmak zorunda hissederler ( örneğin mutfak lambasını 3 kez açıp kapamak gibi). Böylece, kendilerini veya aile üyelerini hayali bir tehlike veya zarardan koruduklarına inanırlar.

Dini obsesyonlar
Aklına, istemediği halde, tanrıya küfür düşünceleri gelen kişi sayıları lO'ar lO'ar geriye doğru sayarak sıkıntısını hafifletmeye çalışabilir. Çoğunlukla bu tür obsesyonlar kişinin zihnine ibadet yaparken takılır. Kimileri bu yüzden sık sık duaları tekrarlar, tövbe ve ibadet ederler.

Sayma obsesyonları
Bu kişiler düşündükleri ya da gördükleri sayıları saymaktan kendilerini alamazlar. Otomobil plakalarını, evlerin numaralarını, apartmanların kaç kat olduğunu sayarlar. Belli sayılar uğurlu, belli sayılar uğursuzdur. Uğursuz sayı akla gelince hemen uğurlusu ile uzaklaştırılmaya çalışılır.

Diger Özellikler
Pek çok kişi obsesyon ve kompulsiyonlarını ortaya çıkaran durum veya nesnelerden uzak durmaya çalışır ( örneğin, insanlarla tokalaşmaktan kaçınır). Kişide sürekli tereddüt ve kararsızlık dikkati çeker. Bir şeyi kuralına göre yaptım mı yapmadım mı, yapsam mı yapmasam mı kararsızlıkları içinde ileri derecede bunalır ve kuşkularını yakınlarına tekrar tekrar sorarak onları yıldırırlar.

4 . OKB'nin Sıklığı
Yaklaşık 50 kişiden birinde OKB bulunmaktadır. Ancak birçok kişi; belirtilerinin çok hafif olması, hastalıklarını gizlemeleri, kimseye belli etmek istememeleri veya yıllarca süren hastalıklarını artık benimsemeleri nedeniyle hekime başvurmaktan kaçınır .

5 . Nedeni
Biyolojik ve p...ososyal birtakım etkenlerden söz edilmekle birlikte, tam olarak nedeni henüz anlaşılamamıştır.

6 . Tedavi
OKB, uzun süreli ve zamanla iyileşme dönemleri gösterebilen bir hastalıktır. İlaçla ve p...oterapiyle tedavisi mümkündür. İlaç tedavisi ve davranışçı-bilişsel p...oterapinin birlikte kullanıldığı durumlarda çok iyi sonuçlar alınmaktadır. Bu nedenle benzer yakınmaları olan kişiler tedavisi olan bu durumları için p...iyatriste başvurulmalı ve iyileşmeye giden yolu aç

 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #2 : Ocak 19, 2010, 02:12:57 S »
Şizofreni
 Şizofreni, insanın düşünce, duygu ve davranışlarında, kendisinin ve çevresindekilerin yaşantısını önemli ölçüde etkileyen birtakım değişikliklere sebep olan bir rahatsızlıktır
Şizofreni, basitleştirerek söylersek insanın düşünce, duygu ve davranışlarında, kendisinin ve çevresindekilerin yaşantısını önemli ölçüde etkileyen birtakım değişikliklere sebep olan bir rahatsızlıktır. Bu değişiklikler geçici ya da kalıcı olabilir.

Şizofreni kelimesi ne anlama gelir?
Şizofreni (schizo-phrenia) kelime olarak zihin bölünmesi anl... gelmekle birlikte bu, 1900'lü yılların başlarında kullanılan eski bir deyimdir. Günümüzde şizofreni kelimesi zihin bölünmesi ya da kişilik yarılması anlamında kullanılmamaktadır. Yine eski dönemlerde şizofreniye 'erken bunama' denmişse de bu tanımlama da bugün terk edilmiştir.

Sebebi nedir?
Sebebi kesin olarak bilinmemekle birlikte kalıtımın, biyokimyasal, ruhsal, toplumsal çevresel etmenlerin şizofreninin ortaya çıkışında rolü olduğu bilinmektedir. Şizofreninin, biyolojik yatkınlığı olan bir insanda, bir dış etmenin gerilim oluşturan etkisiyle ortaya çıktığı söylenmektedir.

Daha çok ne zaman ortaya çıkıyor?
Şizofreni 15-35 yaşları arasında ortaya çıkar. Toplumda ortalama yüz kişiden birinde görülür. 40 yaşından sonra ise nadiren rastlanmaktadır.

Doğuştan mı gelir? İrsi midir?
Şizofrenide kalıtımın rolü vardır. Babada ya da annede şizofreni varsa çocukta olma oranı %10-12'dır, yani onda bir ihtimaldir. Eğer uzak akrabalarda şizofreni varsa çocukta şizofreni görülme oranı yirmide bir ihtimale kadar düşer. "Şizofrenisi olan birinin çocuğu da kesinlikle şizofreni olacak" demek bu nedenle yanlıştır

Evde çok dayak yiyen şizofreni olur mu?
Hayır. Evde kötü muameleye uğramak tek başına şizofreni nedeni sayılmamaktadır.

Çok okumaktan ya da çok çalışmaktan olur mu?
Hayır

"Kara sevdaya düştü de hastalandı" derler.
Çok sevmek, eza cefa çekmek şizofreninin nedeni değildir, ama ortaya çıkmasında diğer etmenlerle birlikte rol oynayabilirler.

Şizofreniyi nasıl farkederiz?
Şizofreni kendisini insanın dış görünümünde, konuşmasında, duygularını ifade etmesinde, davranışlarında ve düşüncelerinde yaptığı değişiklikler ve bunların toplumsal yansımalarıyla belli eder.

Şizofrenisi olan bir insanın dış görünümünde ne gibi değişiklikler olur?
Giyim kuşama özen, kendisine bakım azalabilir ve alışagelmişin dışında giyim görülebilir. Bazılarında yüz ifadesi donuklasın Bazı kimselerin ise dış görünümünde rahatsızlık öncesi ve sonrasında herhangi bir farklılık olmayabilir.

Duygular da değişir mi?
Mimikler ve jestlerde azalma, çevrede olup bitenlere karşı ilgisizlik görülebilir. Ancak bu durum o insanın duyguları olmadığı anl... gelmez. Burada söz konusu olan duyguların dışa vurumunda sorun olmasıdır.

Yüz ifadesinde herhangi bir donukluk olmaksızın bazı kimselerin duygusal çökkünlük, bunaltı, endişe, kaygı ya da öfke içinde oldukları gözlenebilir.

Nasıl konuşurlar?
Şizofreni aramızdan insanların, eşimizin, çocuğumuzun, akrabalarımızın yaşayabileceği bir rahatsızlıktır. Bu nedenle şizofrenisi olan insanların bizden tamamen farklı bir tür olarak görmememiz gerekir. Şizofreni için yüzde yüz tipik olan bir belirti yoktur.

Konuşma da bunlardan biridir. Bazen konuşmada bir dağınıklık görülmez, konuşma anlaşılır bir çerçevededir ve rahatlıkla diyalog kurmaya imkan verir. Bazılarında ise dağınık ve muğlaktır, yer yer kopmalar içerir, kendisine özgü anlamı olan sözcüklerle, gereksiz ayrıntılarla doludur, belirli bir mantık örgüsünü izlemez, sözcükler arasında anlam bütünlüğü kurulamayabılir.

Davranışlarda ne gibi değişiklikler olur?
Yalnız yaşamaya, toplumsal yaşantıdan elini eteğini çekmeye doğru bir eğilim ortaya çıkabileceği gibi tam tersine yakınlarına bağımlılıkta artma da görülebilir. Toplumsal normlar çerçevesinde dışardan bir bakışta amaçsız ve anlamsız gibi görünen davranışlar bulunabilir. Yerinden hiç hareket etmeme, devamlı bir noktaya bakarak hiç konuşmama ya da işbirliği kurma taleplerini sürekli olarak karşılıksız bırakma görülebilir

Özellikle rahatsızlığın alevlendiği dönemlerde banyo yapmak, traş olmak, makyaj yapmak gibi günlük alışkanlıklarda değişme gözlenebilir

Kimi zaman mal mülke, kendisine ya da başkalarına yönelik saldırgan davranışlar olabilirse de can güvenliğine yönelik saldırganlığa normal kabul edilenlerden daha fazla oranda rastlanmamaktadır.

Şizofrenisi olan bir insanın düşüncesi nasıldır?
Bazıları başkalarından zarar görecekleri endişesi içinde takıp edildiklerini, öldürüleceklerini, insanların kötü maksatlarla kendileriyle uğraştıklarını düşünebilirler. Bu nedenle dışarı çıkmaktan korkabilir eve kapanabilirler, zehirleneceklerini düşünerek yemek yemeği, ilaç içmeyi reddebilirler.

Bir kısmı kendileriyle ilgili yayın yapıldığı düşüncesiyle televizyondan, gazetelerden rahatsız olabilirler ya da düşüncelerinin çalındığını, okunduğunu iddia edebilir. Kimileri ise kendi bedenleri ile dış dünya arasındaki sınırın silindiğini, bedensiz olduklarını, varolmadıklarını ya da ellerinin, yüzlerinin ve vücutlarının diğer bölümlerinin değiştiğini ve onların kendilerine ait omadığını düşünebilirler. Bazı olağanüstü yetenekleri olduğunu söyleyebilirler.

Emreden, hakaret eden, hareketlerini yorumlayarak yönlendiren hayali sesler duyduklarını ya da kendi düşüncelerinin dışardakiler tarafından duyulduğunu iddia edebilirler. Bu seslere yanıt vererek karşılarında biri varmışçasına kendi kendileriyle konuşabilirler. Uyanıkken gözlerinin önüne çeşitli görüntüler geldiğini ifade edebilirler. Şizofrenisi olan insanların kimi zaman bütün bunlardan şikayetçi oldukları kimi zaman da bunları gerçekmiş gibi yaşadıkları ve ona göre davrandıkları görülür.

Bu belirtiler şizofrenide her zaman bulunur mu?
Hayır. Bu belirtiler sıklıkla alevlenme dönemlerinde görülür.

Belirtilerin bir iki tanesi bir insana şizofreni demeye yeter mi?
Hayır. Gazetede okuduğumuz, televizyonda gördüğümüz sağlıkla ilgili haberlerden hemen sonra aynı sorunları bizim de yaşadığımız kanısına kapılıp telaşlanabiliriz. Şizofrenide belirtilerin nitelikleri ve süreleri, toplumsal yaşantıda yol açtıkları değişiklikler çok önemlidir. Adlandırmayı şizofreni üzerinde uzun yıllar kuramsal ve pratik eğitimden geçerek sorumluluk almış insanların yapması gerekir.

Şizofreni nasıl tedavi edilir?
İlk aşama, hekim danışmanlığında uzun süre düzenli olarak sürdürülmesi gereken ilaç tedavisidir.

İlaç hemen etki eder mi?
İlaçların düzenli kullanımda beklenen etkiyi sağlaması için iki-üç haftalık bir süreye ihtiyaç vardır

İlaçla tedavide amaç nedir?
İlaçla tedavi, rahatsızlığı çoğu zaman tamamen iyileştirmemekle birlikte, şizofreni belirtilerini yatıştırmakta, kontrol altında tutmakta, kişiyi çevresindekilerle ilişkilerinde daha iyi bir konuma getirmekte, nükslere bağlı sık hastane yatışlarının önüne geçerek kişinin evinden, ailesinden, alıştığı ortamdan uzak kalmasını önlemektedir.

İlaçlar hergün alınmak zorunda mı?
Şizofreninin ilaçla tedavisi her gün düzenli olarak ağızdan alınacak ilaçlarla yapılabileceği gibi iki-dört haftada bir kalçadan yapılan iğnelerle de benzeri bir etki sağlanabilir.

Yan etkileri nelerdir?
En sık rastlanan yan etkileri: Gözlerin yukarı kayması; belde-boyunda kasılma; ağızda tükürük salgısının artması; halk arasında 'Robot gibi oldu' diye tanımlanan yüz ifadesinde donukluk ve hareketlerde yavaşlama hali; huzursuzluk içinde yerinde duramama ve sürekli hareket etme isteği; elde-ayakta titremeler; güneş ışığına aşırı duyarlılık; görme bulanıklığı gibi belirtilerdir, ilaç kullanmaya başlamadan evvel ilacın yan etkileri hakkında hekimden bilgi istemek her insanın doğal hakkıdır.

Şizofrenide kullanılan ilaçlar bağımlılık yapan, uyuşturucu ilaçlar mıdır?
Bu ilaçlar uyuşturucu değildir

 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #3 : ubat 04, 2010, 09:53:38 »
MANİK-DEPRESİF PSİKOZ (SİKLOFRENİ):

Manik – depresif p...oz bir heyecan bozukluğu hastalığıdır ve kendisini mani ya da melankolik depresyonlar biçimindeki nöbetlerle ortaya koyar. Hastalık bazen mani, bazen melankoli bazen de hern mani hem de melankoli tablolarını ön planda gösteren nöbetler biçimindedir. Manik – depresif p...oz daha çok orta ve ileri yaşlarda görülür. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha sık görülür. Mani biçimi nöbetler daha erken yaşlarda ortaya çıkar, ama melankoli nöbetleri herhangi bir yaşta daha .... Hastalığın kalıtsal olarak aileden çocuklara geçebildiği gözlenmiştir. Eğer anne ya da babadan birinde bu hastalık varsa, çocuğun da hastalan* ma riski % 15 kadardır. Eğer hem anne hem de baba hastaysa, bu risk % 50 oranına yükselmektedir.

Manik depresif p...ozda başlıca iki çeşit bozukluk vardır. Mani tipindeki bozuklukta heyecanlar neşe ve hiddet yönünde, hastalık düzeyinde bir aşırılığa erişmiştir. Melankoli tipindeki heyecan bozukluğunda hasta ağır bir keder içine sürüklenmiştir. Yukarıda belirttiğimiz gibi bazı durumlarda mani ve melankoli tablolarının her ikisi de hastada görülmektedir.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #4 : Mart 12, 2010, 11:15:56 »
Anksiyete bozukluklarının ortaya çıkışında birden çok faktörün rol oynadığına inanılır. Genetik, ailesel geçmiş ve yetişme biçimi, şartlanma (conditioning), son dönem stresleri, kişisel inanç ve tutumlar, duygularını ifade edebilme yeteneği anksiyete bozukluklarının ortaya çıkışında önemli olan faktörlerdir. Bilimsel kanıtlar, aralarında bir ölçüye kadar farklılıklar olsa da tüm p...iyatrik bozuklukların ortak risk faktörlerine sahip olduklarına işaret etmektedir.

Ailede anksiyete ve depresyon hikayesi genetik bir yüklülüğe ve riske işaret eder. Cinsiyet anksiyete bozukluklarında önemli bir diğer risk faktörüdür. Anksiyete bozukluklarının kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre yaklaşık iki kat fazladır. Özellikle Yaygın Anksiyete Bozukluğu, fobik bozukluk ve panik bozukluğu kadınlarda daha .... Obsesif kompulsif bozukluk ve sosyal fobinin yaygınlığı iki cinste eşittir.

Ruhsal hastalığı olan birinin olduğu bir ailede büyümek bu kişi anksiyete bozukluğu olmasa bile anksiyete bozukluğu riskini artıran önemli bir etkendir. Çok ince eleyen sık dokuyan, dünyaya bakışı biraz katı olan, eleştirel, yüksek standartlara sahip, çocuğun kendini ve isteklerini ifade etmesini (assertiveness) baskılayan, duygusal ifade yetersizliği olan veya utangaç, cesaretsiz, kaygılı ana/baba tipleri, yine anksiyete bozukluklarının ortaya çıkması açısından yüksek risk oluştururlar. Yaşam içinde karşılaşılan stresler örneğin sosyo-ekonomik çöküntü, hastalıklar, aşırı sorumluluk alış, gönülsüz işsizlik, anksiyete hikayesi, kümülatif stres, belirgin kişisel kayıplar, yetersiz sosyal destek de çevresel risk faktörleridir.


Biyolojik Açıklamalar: P...iyatrik bozuklarda, göz rengi, saç rengi gibi tek bir gene bağlı genetik bir geçişin olmadığını biliyoruz. Bugünkü bilgilerimizle, kromozomlar üzerinde farklı alanlarda bulunan pekçok genin zayıf katkılarının birlikte, anksiyete bozukluklarınına yatkınlık yarattığını uygun ruhsal ve sosyal koşullar oluştuğunda bu bozuklukların ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Anksiyete genelde özgül sinirsel devreler ve nörotransmitter sistemleri ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin GABA (gama amino bütirik asit) düzeylerindeki azalmanın anksiyetedeki artmayla doğrudan olmasa bile dolaylı olarak ilişkili olduğu iddia edilmektedir. Son on yıl içerisinde CRF (corticotropin releasing factor) sisteminin anksiyetenin ortaya çıkışındaki rolü üzerinde çok sayıda çalışma yapılmıştır. CRF’nin hipotalamohipofizer aksı aktive ettiği ve bunun yanısıra limbik sistem gibi anksiyete ile ilgili beyin alanlarını da kapsayan geniş bir etki alanının olduğu bildirilmektedir.

Çalışmalarda sıklıkla anksiyete ile ilgili olduğu düşünülen ve ifade edilen beyin bölgesi, limbik sistem olarak adlandırılan bölgedir. Bu bölgenin beyin sapı ve korteks arasında düzenleyici (mediyatör) görevi yaptığı düşünülür. Daha ilkel bir yapı olan beyin sapı vücut fonksiyonlarının izlenmesi ve duyumsanması ile ilgilidir. Bedensel fonksiyonlara ait duyumların ve potansiyel tehlike işaretlerinin limbik sistem aracılığı ile kortekse ulaşmasını sağlar. Limbik sistemdeki septal ve hipokampal alanlar ve frontal korteks arasında bağlantıyı sağlayan sinirsel devrenin özellikle anksiyete ile ilgili olduğu bilinir. Septo-hipokampal sistem, CRF, beyin sapı kaynaklı serotonerjik ve noradrenerjik düzenleyici yolaklar tarafından aktive edilir. Bu sisteme davranışsal inhibisyon sistemi (DIS-behavioral inhibition system-BIS) adı verilir. DIS, beklenmedik olaylara bağlı ortaya çıkan ve tehlike sinyali olarak değerlendirilebilecek bedensel işlevlerdeki değişimleri beyin sapı aracılığıyla alır ve aktive olur. Septohipokampal sistem tehlike olarak algılanan şeylere bağlı tehlike işaretlerini aynı zamanda korteksten de alır. DIS amigdala ile de güçlü bağlantılara sahiptir. DIS beyin sapından veya korteksten gelen tehlike işaretleri ile aktive olduğunda insan “korkudan buz keser” ve anksiyete yaşamaya başlar.

DIS’i oluşturan sinirsel devre panikle ilgili olandan farklıdır. Panikle ilgili sinirsel devre beyin sapından köken alır. Bu devre amigdala, hipotalamusun ventromedial nukleusu ve santral gri cevher gibi orta beyine ait yapılar içinden geçer ve yüklendiği işlevler açısından savaşma/kaçma sistemi (SKS-fight/flight system) olarak adlandırılır. Hayvanlarda bu devre harekete geçtiğinde insandaki panik nöbetlerindekine benzer alarm hali ve kaçma davranışı ortaya çıkar. Bazı araştırmacılar bu sistemin aktive oluşundan kısmen serotonin ek...liğinin sorumlu olduğunu düşünür. Büyük olasılıkla çevresel faktörler bu sistemlerin duyarlılıklarında birtakım değişikliklere yol açmakta ve insanı anksiyete bozukluklarına yatkın kılmaktadırlar. Örneğin son yıllarda yapılan çalışmalar çevresel bir faktör olarak sigara kullanımının anksiyojenik etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Sıgaranın, erişkinlerde olduğu gibi ergenlerde de özellikle Yaygın Anksiyete Bozukluğu ve panik bozukluğu riskini artırdığına ilişkin güçlü bulgular vardır. Günde 20 veya daha fazla sigara içen ergenlerde panik bozukluk geliştirme olasılığının içmeyenlere göre 15 kat , Yaygın Anksiyete Bozukluğu geliştirme olasılığının ise 5 kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Nikotine uzun süreli maruz kalış, solunum sorunları ile birlikte büyük ihtimalle davranışsal inhibisyon sistemi ve kaçma-savaşma sistemi ile ilgili beyin devrelerini duyarlı hale getirmekte ve biyolojik yatkınlığı artırmaktadır.

Anksiyete ve panik nörobiyolojisinde araştırmalar oldukça yeni sayılır fakat sağlanan ilerlemeler oldukça heyecan vericidir. Yapılan son çalışmalar bazı hastaların biyokimyasal olarak anksiyete belirtileri geliştirmeye daha yatkın olduklarını göstermektedir. Bu yatkınlık bir takım parametreler dikkate alınarak ifade edilmektedir. Örneğin Yaygın Anksiyete Bozukluğu olan hastalarda plazma katekolamin düzeylerinin yüksekliği, buna karşın katekolamin reseptörlerinin down regülasyonu (reseptör sayılarında veya duyarlılığında azalma) bu biyokimyasal yatkınlığa işaret eden bulgulardır. Yine Yaygın Anksiyete Bozukluğu olan hastalarda klonidine (alfa-2 parsiyel agonist) karşı künt büyüme hormonu cevabı, alfa-2 reseptör sensitivitesindeki düşmeyi göstermesi açısından önemlidir. Bu sensitivite düşüklüğü belkide en azından bazı hastalarda yüksek katakolamin düzeyleri nedeniyle ortaya çıkmaktadır.Yaygın Anksiyete Bozukluğu olan hastalarda hipotalamohipofizer aksın regülatuvar mekanizmalarında bir defekt olduğunu ve buna bağlı olarak strese karşı anormal tepkiler ortaya çıktığını iddia eden çalışmalar mevcuttur. Hipotalamohipofizer aks bozukluğu olan insanların panik tetikleyici labaratuvar testlerinde (panic challenge) ortaya çıkan belirti sayısı ve belirti şiddetleri dikkate alındığında sağlıklı kontrollere göre daha duyarlı oldukları anlaşılmaktadır. Hipotetik olarak bu hastaların primer panik bozukluğu olan hastalardan biyolojik olarak farklı bir grup oldukları ileri sürülmektedir. Yaygın Anksiyete Bozukluğu olan hastalarda santral benzodiazepin reseptör duyarlılıklarında değişiklikler, raphe çekirdeğinden köken alan serotonerjik sistemin işlevlerinde anormallikler, buna bağlı 5HT1 ve 5HT2 reseptörlerinde bir takım değişiklikler olduğu bildirilmektedir. Yapılan hayvan çalışmaları, anksiyetenin ortaya çıkışında farklı reseptör alttiplerinin yönlendirdiği farklı 5HT mekanizmalarının rol oynadığını düşündürmektedir. Son dönemde kolesistokinin üzerinde yapılan çalışmalarda da hatırı sayılır bir artış vardır. Kolesistokinin sistemindeki bir kısım anormalliklerin anksiyete bozukluğu yarattığına ilişkin bulgular ve iddialar biyokimyasal yatkınlığa yeni bir boyut getirmiştir.

Anksiyete oluşumunda dopamin sisteminin rolü üzerine yapılan çalışmalar dopaminin duygusal (afektif) durumdan çok, motivasyonu artırmada ve başa çıkma tepkilerinin edinilmesinde rolü olabileceğini göstermektedir. Bu da dopamin sisteminin anksiyete oluşumundaki dolaylı etkisine bir kanıt teşkil eder. Adenozin ve histamin sistemlerinin de anksiyetenin oluşumunda rol oynadığına dair güçlü bulgular vardır. Adenozin reseptörlerinin kafein gibi antagonist maddelerle bloke edilmesinin hayvan deneylerinde, anksiyete ile ortaya çıkan davranışlara benzer davranışlara yol açmaktadır. Stres sırasında histaminerjik sistemde histamin artışı olmaktadır. Antihistaminik ajanların sedatif ve anksiyolitik etkisi bu sistemin anksiyete oluşumunda veya en azından anksiyetenin ortadan kaldırılmasında rol aldığını göstermektedir. Histaminin uyarıcı etkisi H1 reseptörleri tarafından kontrol edilmektedir.

Beyin görüntüleme çalışmalarında Yaygın Anksiyete Bozukluğu olan hastalarda özellikle oksipito-temporal (sağ arka temporal lob) ve frontal lob (sol inferior frontal girus) ve serebellumda metabolik hızda gösterilen görece artış buna karşın bazal ganglion, singulat girus, temporal loblar, amigdala ve hipokampus alanlarında mutlak metabolik aktivitede meydana gelen düşme önemli bulgulardır. Bir takım görevler verildiğinde (vigilant tasks) Yaygın Anksiyete Bozukluğu olan hastaların bazal ganglion ve sağ parietal lob aktivitesinde belirgin artma meydana geldiği, sağ tempolar ve oksipital loblarda metabolizmada düşme saptandığı bildirilmektedir. Bu hastalara benzodiazepin verildiğinde tüm korteksde, özellikle oksipital korteksde, limbik sistem ve bazal ganglionlarda metabolik aktivite azalmaktadır. Anksiyete alanında isim yapmış yazarlar anksiyetenin ortaya çıkışında biyolojik bir altyapının olduğunu, hücresel düzeyde yapısal anormalliklerin ve birtakım düzenleyici mekanizmaların bozukluğunun önemli olduğunu söylemektedirler. Serotonin ve GABA sistemindeki anormalliklerin yanısıra strese karşı adaptif olmayan tepkilerin lokus seruleus-norepinefrin-sempatik sinir sisteminden, hipotalomohipofizer aks ve kolesistokinin sisteminden kaynaklandığı görüşü bugün için hakim olan görüş olarak karşımıza çıkmaktadır.

P...olojik Açıklamalar: Freud anksiyeteyi infantil korkuların tekrar aktive oluşu ile ortaya çıkan ruhsal bir reaksiyon olarak tanımlamıştır. Freud’a göre anksiyete, bilinç dışı tehdit ve tehlikelerin bir işaretidir. Bu bağlamda anksiyete uyarı anlamı taşır. Davranışçı kuramcılar ise anksiyeteyi erken dönemlerde meydana gelen kla... koşullanmanın, model almanın veya diğer öğrenme biçimlerinin bir ürünü olarak görürler.

Ana baba tutum ve davranışları, çocuk yetiştirme biçimleri hem analitik hem de davranışçı kuramlar içerisinde önemli bir yer tutar. Güvensizlik aşılayan (model alma), davranışlarında yordanamaz, ilişkilerde olumsuz yüke sahip, çocukların dünyayı keşfetmelerine izin vermeyen hatta bundan kaygı duyduğu için engelleyen ana baba tipleri anksiyete bozukluklarının oluşumunda, tek başlarına neden olarak görülmeseler de, hatırı sayılır bir rol üstlendikleri düşünülür. Olumlu yüke sahip ve yordanabilir ana baba tutumlarının çocuğa çevreyi, hayatı ve olayların akışını kontrol edebilme duygusunu aşıladığı bilinir. Bu duygunun gelişmemiş olmasının anksiyete bozukluklarının oluşumunda katkısının olmadığını söylemek bu bozuklukların tabiatı düşünüldüğünde oldukça zordur.

Sosyal Açıklamalar: Stres yaratan yaşam olayları biyolojik ve p...olojik duyarlılığımızı açığa çıkarırlar. Yaşam olaylarının çoğu kişiler arası alanda ortaya çıkan olaylardır. Bir yakının kaybı, evlilik, boşanma, iş yaşamındaki zorluklar bu tip yaşam olaylarıdır. Stres yaratan yaşam olayları hem fizik hem p...iyatrik hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilirler. Yaşam olayları, anksiyeteyi tetikleyebilecek sosyal faktörlerdir. Streslere verilen tepkilerin de genetik bir temeli vardır. Aynı ailede bir üye belli olaylar karşısında belli bir tepki çıkıyorsa örneğin baş ağrısı, o ailede başka üyelerde de benzer tepki olasılığı fazladır.

Yaşam olayları dışında anksiyeteye zemin hazırlayan veya tetikleyen başka sosyal faktörler de vardır. Aslında bunlar da yaşam olayı kavramı içerisinde ele alınabilir ancak ben ayrıca söz etmekte yine de fayda olduğunu düşünüyorum.

Günümüz dünyasında, değişen toplumsal yaşam biçimimiz, toplumsal değişimlere uyum zorlukları, sosyal beklentiler, kişiler arası rekabet, toplumda yaygın kabul gören mükemmelliyetçilik, evlilik içinde yaşanmaya başlayan rol değişiklikleri gibi birtakım faktörler de anksiyete yaratan faktörler gibi görünmektedir.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #5 : Mart 29, 2010, 10:25:28 »
ANKSİYETE BOZUKLUĞU
Kaygı Bozukluğu

Bunaltı Bozukluğu
 
 

         Anksiyete bozuklukları her biri kendine özgü nitelikler taşıyan bir çok hastalığı içeren bir tanı kümesidir. Bu kümede bulunan hastalıklar arasında yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu, agorafobi, özgül fobi, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk, posttravmatik stres bozukluğu, akut stres bozukluğu, bedensel hastalıklara bağlı anksiyete bozuklukları, madde/ilaç kullanımına bağlı anksiyete bozuklukları bulunmaktadır.

 

Yaygın anksiyete bozukluğu’nun temel belirtisi kişinin sürekli aşırı kaygılı olması ve bir çok konuda yersiz biçimde kötü bir şey olacağı endişesi (endişeli beklenti) içinde olmasıdır. Yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalarda aşırı kaygı ve endişeli beklenti dışında, huzursuzluk, kolay yorulma, konsantrasyon güçlüğü, kolay parlama, kas gerginliği, uyku bozuklukları da görülmektedir.

 

Panik bozukluğunda zaman zaman tekrarlayan anksiyete atakları söz konusudur. Panik atağı olarak adlandırılan bu anksiyete atağı sırasında hastada çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, baş dönmesi gibi şiddetli bedensel belirtiler görülür; hastalar panik atağı sırasında bu belirtiler yanında ölüm korkusu ya da kontrolünü kaybedeceği (“delireceği”) korkusu da yaşar. Bu anksiyete atakları dışında hastaların çoğunda atağın yineleyebileceği korkusundan başka belirti bulunmaz. Bazı hastalarda ise atağın yineleyebileceği korkusu nedeniyle yalnız başına kalmaktan ya da bir yere gitmekten kaçınma da görülür.

 

        Agorafobi, panik atağı ya da panik atağında görülen belirtilere benzer belirtilerin ortaya çıkacağı korkusu nedeniyle bazı yerlerden ve durumlardan kaçınmadır. Tek başına evde kalamama, tek başına dışarı çıkamama, bir araçla yolculuğa çıkamama bu hastalığa örnek olarak verilebilir.

 

        Özgül fobi, belli bir nesne ya da durumla karşılaşıldığında yaşanan mantıkdışı korkudur. Kişi yaşadığı korkunun saçma olduğunu bilir, fakat bu nesneyle ya da durumla karşılaşmaktan kaçınır. Kedi-köpek gibi hayvanlardan korkma ve asansör korkusu bu hastalığa örnek olarak verilebilir.

 

          Sosyal fobide, bir topluluk içinde diğer insanların gözünün üzerinde olabileceği durumlarda çeşitli etkinliklerde (konuşma, yemek yeme gibi) bulunmaktan ya da bir etkinlikte bulunduğunda küçük düşeceği ya da utanacağı davranışlar yapmaktan korkma söz konusudur. Sosyal fobisi olan kişiler bu nedenle topluluk içinde konuşmaktan kaçınırlar. Bir topluluk içinde bulunmak ya da konuşmak zorunda kaldıklarında da büyük sıkıntı yaşarlar.

         

          Obsesif-kompulsif bozuklukta kişide obsesyon ve/veya kompulsiyon bulunur. Obsesyon (saplantı) kişinin isteği dışında aklından geçen, saçma olduğunu bildiği halde bilinçli çaba ile kovulamayan, yineleyeci düşüncelerdir. Kompulsiyon (zorlantı) ise kişinin yapmak istemediği halde kendisini yapmaktan alıkoyamadığı yinelenen hareketlerdir. Hem obsesyon hem kompulsiyon, mantıkdışı olduğu bilindiği ve çaba harcandığı halde engellenemez.

 

           Post-travmatik stres bozukluğu ve akut stres bozukluğu ise herkes için ciddi zorlanmalar yaratabilecek kaza, doğal afet, işkence, savaş gibi koşullar sonrasında ortaya çıkan ve kişinin yaşadıklarının yeniden canlanması sonucu yoğun anksiyetenin yaşandığı klinik bir tablodur.

 

           Bedensel hastalıklara bağlı anksiyete bozukluklarında bedensel hastalığın doğrudan beyini etkilemesi sonucunda her türlü anksiyete belirtisinin (anksiyete, endişeli beklenti, panik atağı, obsesyon ve kompulsiyon) ortaya çıkması söz konusudur.

           

         Madde/ilaç kullanımına bağlı anksiyete bozukluklarında bir madde ya da ilacın kullanımı sırasında ya da bırakılmasından sonra her türlü anksiyete belirtisinin (anksiyete, endişeli beklenti, panik atağı, obsesyon ve kompulsiyon) ortaya çıkması söz konusudur.*

 
 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #6 : Nisan 02, 2010, 09:44:10 »
Panik Atak       

Tanım:
Panik atak yoğun ama kısa süreli rahatsızlık hissi ve korkunun aniden yerleşimi ortaya çıktığı bir ruhsal rahatsızlıktır.Bu hale bedensel ve bilişsel şikayetler eşlik eder.Atak birden başlar,on dakikadan kısa süre içinde en üst seviyeye ulaşır.Kesin tanı konabilmesi için “yoğun korku veya rahatsızlık hissine” eşlik etmek üzere aşağıda sayılan on üç belirtiden en az dört belirti tanımlanmalıdır. Daha az belirti varsa bunlara “sınırlı atak” denebilir.



Belirtiler:
Bilişsel(zihinsel)



Ölüm korkusu
Çıldırma veya kontrolünü kaybetme korkusu
Yaşantılananları gerçekmiş gibi hissetmeme (derealizasyon) veya benliğin çevreye karşı yabancılaşma duygusu (depersonalizasyon)
Bedensel

Baş dönmesi, bayılacak gibi olma hissi
Çarpıntı,kalp atışlarını fazla duyumsama
Göğüs ağrısı veya göğüste rahatsızlık hissi
Nefes alamıyor gibi olma-nefes darlığı hissi
Soluk kesilmesi-boğulma hissi
Bulantı , karında rahatsızlık veya karın ağrısı hissi
Terleme
Karıncalanma ve vücutta uyuşma hissi
Titreme ve ya sarsılma
Üşüme,ürperme veya ateş basmaları
Panik atak çoğunlukla bir kaygı rahatsızlığına örneğin bir yılan fobisine bağlı olarak bir yılan ile karşılaşıldığı ya da karşılaşıldığı “sanıldığı-hayal edildiği” durumda ortaya çıkar.


Bir bedensel duyum panik atağı tetikleyebilir. Örneğin göğüs çevresinde hissedilen bir adale ağrısı kalp ağrısı şüphesi uyandırdığında veya ense ağrısı beyin kanaması fikrini akla getirdiğinde panik atak tetiklenebilir.


Kimi durumlarda “saf panik atak” şeklinde bir fobik unsur veya bedensel duyum olmadan da panik atak ortaya çıkabilmektedir.
Pek çok panik atak hastası doğru teşhis konulmadan önce ciddi bir kalp-akciğer-beyin rahatsızlığı olduğunu düşünerek hekime –çoğunlukla da atak esnasında hastanelerin acil servislerine başvurmaktadır.Bu esnada şikayetler üzerine yapılan araştırmalar çoğunlukla doğru bir teşhis konulamaması ile sonuçlanmaktadır.




Görülme sıklığı:
Amerikan verilerine gör tek bir yıl içinde popülasyonun %10’u panik atak geçirmektedir.Bu atakların ancak küçük bir kısmı panik rahatsızlığına dönüşmektedir.12 aylık periyot içerisinde toplumun %2-3 ‘ü panik rahatsızlıktan etkilenmektedir.

Başlangıç yaşı ve cinsiyet:
Genellikle geç adolesan ve erken erişkinlik döneminde ortaya çıkar.Kadınlarda erkeklere oranla üç-dört kat fazla görülmektedir.
Panik rahatsızlık ile panik atak aynı şey değildir.

Panik rahatsızlık tanısı:
Tekrarlayan panik ataklar

Panik atağın geleceği korkusunun yerleşmesi

Panik atağı ortaya çıkartan –çıkarttığı düşünülen durumlardan kaçınma davranışı içine girme hallerinde konabilir.



Tedavi ve seyir
Çoğu panik atak hastası tedavi ihtiyacı görmeden iyileşir.Bu iyileşme özellikle panik atağı ortaya çıkaran durum ile yüzleşilmesi durumunda kolay olmaktadır.Bir kısım hastada ise tekrarlayabilir ve atağın yineleyeceği endişeleri ile birlikte atağı ortaya çıkartan durumlardan kaçınma davranışı hasıl olabilir.Bu durumda tedavi ihtiyacı doğar.Tedavide rahatsızlığın tabiatı ile ilgili bilgilendirme ve atağı ortaya çıkartan unsurlarla yüzleştirmeye yönelik cesaretlendirici yaklaşım faydalı olmaktadır.Farmakolojik tedavi(ilaç tedavisi) gerektiği takdirde antidepresanlar ve benzodiazepin grubu anksiyolitikler (piyasada xanax ve diazem türü olarak bilinen ) kullanılmaktadır. Benzodiazepinler kısa dönemde çok etkili olmakla birlikte bağımlılık yapıcı potansiyelleri dolayısıyla dikkatle ve kısa süreli kullanılmalıdır.



P...oterapi:
Hastalığın altında yatan anksiyete rahatsızlığının tedavisi kimi zaman kısa ya da uzun süreli p...oterapi tedavisi gerektirebilir.İçgörüye yönelik dinamik p...oterapi yanı sıra davranışçı yöntemler de tedavi seçenekleri arasında mevcuttur
 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #7 : Mays 21, 2010, 02:53:26 S »
P...iyatrik Hastalık
Nevroz; duygu, düşünce veya günlük davranışlarda (örn. korku veya üzüntü) abartı veya sapma şeklinde ortaya çıkar. Anksiyeteli ya da depresif durumlar, fobi ve takıntılar nevrozlar arasında sayılabilir.

P...ozları olan kişilerde (p...otik kişiler) ise gerçekliği algılama sürecinde bozukluk söz konusudur. Şizofreni, paranoya, bipolar bozukluk (manik-depresif p...oz) bunlardan bazılarıdır.

Bilmeniz Gerekenler

İlaçlar : Bu alanlarda kullanılan ilaçların geliştirilmesinde son 20 yıl içinde önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

İlaçların etkisi hastalığın belirtilerini (uykusuzluk, anksiyete gibi) ya da bazı p...iyatrik hastalıkların nedenlerini (beyindeki kimyasal bozukluklar) ortadan kaldırma şeklinde olmaktadır. Böylece hastanın yaşam kalitesi de belirgin olarak artmaktadır.

Bazı durumlarda birkaç hafta gibi kısa bir tedavi yeterli olduğu gibi bazı durumlarda da uzun süreli tedavi planları uygulanmaktadır.

P...oterapiler

P...oterapiler

P...oterapi tüm p...iyatrik hastalıklar için uygun değildir.
P...iyatrist, p...olog, p...analist, p...oterapist ayırımını yapmak bazen zordur.

P...iyatri Alanındaki Uzmanlar

P...iyatrist:
Tıp fakültesi eğitimi tamamladıktan sonra p...iyatri uzmanlık eğitimi de almış olan hekimdir.

P...olog:
Üniversitelerin p...oloji bölümlerinden mezun olmuş, hekim olmadığı için ilaç tedavisi önermeyen, görüşmeler sırasında ilaçsız yöntemlerle tedavi sağlayan sağlık çalışanlarıdır. P...ologların değişik düzeylerde yönlendirme, bireysel ve kolektif görüşme teknikleri vardır.

P...analist:
Kendi başına bir p...analiz uygulaması gerçekleştirmek üzere eğitim almış p...iyatrist ya da p...ologdur. (P...analiz, bir bireyin üzerindeki sıkıntıları (nevrotik belirtiler) giderme çabasıyla, bireyin bilinçaltı olaylarını anlamaya çalışan Freud tarafından yüzyılın başında keşfedilen bir yöntemdir. Bazen yıllar boyunca haftada birçok kez yapılan görüşmeler halinde devam eder.)

P...iyatri ve p...oloji farklı çalışma ve uygulama alanlarıdır. P...iyatristler ilaç tedavisi verebilen uzman hekimlerdir. Günümüzde hem erişkin, hem de çocuk ve ergenlere yönelik ayrı uzmanlık programları bulunmaktadır.

P...ologlar ise p...oloji alanında eğitim görmüşlerdir; bireysel, aileye odaklı ya da gruplara yönelik terapi uygulamaları yapabilmektedirler

Yapabilecekleriniz

Suçluluk duymayın

P...iyatrik hastalığı olan bir kişinin anne babasının, ailesi veya arkadaşlarının genelde suçluluk hissine kapıldıkları bilinmektedir.
Kendilerine sürekli "Yapmamamız gereken ne yaptık?" diye sorarlar. Oysa bu sorunun yanıtı yoktur.
P...iyatrik hastalıklar özellikle kalıtım, aile çevresi, kültürel ortam, yaşamdaki gerginlik ve olaylar, bedensel hastalıklar gibi birbirleriyle etkileşen pek çok faktörden kaynaklanır. Bazı hastalıklar da beyinde kimyasal bir dengesizlik olduğunda ortaya çıkmaktadır.
Sabırlı olun

Pek çok kişi hayatları boyunca p...iyatrik bir hastalığın en az bir dönemiyle karşı karşıya kalır ve kalıcı sıkıntılar yaşamadan bu dönemi atlatırlar. Bazı kişilerde bu dönemler tüm yaşamları boyunca zaman zaman aralıklarla tekrarlanır. Bazıları ise kronik bir p...iyatrik hastalıkla yaşarlar. Her durum kendine özeldir. Geleceğe nasıl bakacağınızı bilmek için bir hekime danışın.
P...iyatrik bir hastalığın, bakım sağlayanlar başta olmak üzere tüm aileyi zorlu bir sınavdan geçirecektir. Sizin durumunuzdaki pek çok kişi, korku, kızgınlık, karmaşa hissi, umutsuzluk, üzüntü ve hatta utanç duymaktadır. Bunun anormal bir tarafı yoktur. Bu tür duygular sizin de sıranızın geldiği ve aklınızı kaybetmekte olduğunuz anl... gelmez.
İlgilendiğiniz kişiyi etkileyen hastalıkla ilgili olabildiğince çok bilgi toplayın. Konu hakkında bilgilendikçe hastanızdan bekleyebilecekleriniz konusunda daha gerçekçi olacaksınız. Aynı zamanda gelecekle ilgili edindiğiniz kaygıların bazılarından da kurtulabileceksiniz.
Bakımını üstlendiğiniz kişiyi bunaltmaktan kaçının. Üzerine aşırı titreyen, her zaman yardım sunmaya hazır olan bir kişinin bulunması hasta kişi için stres kaynağı olabilir.
İlgilendiğiniz kişinin dilediği kadar sorumluluk üstlenmesine izin verin. Bu, özellikle bir yetişkin için evin harcamalarına katılmak, ev işlerine yardımcı olmak (sözgelimi bulaşık yıkamak) gibi konuları kapsar.
Uygun davranış kuralları belirleyin ve bunları koruyun. P...iyatrik hastaların, hareketlerinde temel alacakları düzgün kurallara ihtiyaçları vardır. Beklentilerinizi açıklayın (sözgelimi kişinin her sabah yatağını yapması ve aile bireylerine karşı nazik olması gibi) ve kurallara uyulması konusunda uygun biçimde ısrar edin.
Evinizi bir sığınma ortamı haline getirin. Özel hayata saygı, hayat ritminin yavaşlığı, duygusal uyarıcılar ve hasta kişinin hayat tarzını (gönülden) kabullenmesi dört temel etmendir.
Kendinize dikkat edin!

Kişisel haklarınızı koruyun. Hakaret duymak veya kötü muamele görmek zorunda değilsiniz. P...iyatrik hastalık başkalarına zarar vermek için bir neden oluşturmaz. Bu tür davranışlar hastalığın bir parçası olarak kabul edilmemeli ve hoş görülmemelidir.
Kendinize ait bir hayatınız olsun. İlgilendiğiniz kişinin hayatınızın merkezi haline gelmesine izin vermeyin. Hasta bakımından sorumlu pek çok kişi bir dakika bile dinlenmedikleri, eğlenmek için zaman ayıramadıkları ve sosyal aktivitelere katılamadıkları için hastalanmakta veya sinirsel olarak bitkin ve yorgun düşmektedir.
Sizin de strese karşı koyabilmek için egzersize, dinlenmeye ve dengeli beslenmeye ihtiyacınız vardır. Başkalarıyla ilişkilerinizi korumanız da oldukça önemlidir: Arkadaşlarınızı, yakınlarınızı ve özellikle partnerinizi ihmal etmeyin. Aile bir p...iyatrik hastalıkla yüz yüze kaldığında her türlü insan ilişkisi zor bir sınavdan geçer. İlişkilerinize zaman ayırın.
Bakım sağlayan diğer kişilerin toplandığı bir destek grubuna katılın. Aktardıklarınızı anlayabilen kişilerle konuşmak stresten kurtulmanızı ve yüzyüze bir yardım almanızı sağlayabilir.
Geçici bakım servisleri, sizin de rahatlamanıza fırsat verecektir. Çevrenizde bunu sağlayabilecek koşulları araştırın. Bu rahatlama dönemleri sizin kendinizi toparlamanızı, fikirlerinizin değişmesini sağlayacaktır. Ayrıca bu dönemler sizin olduğu kadar bakımını sağladığınız kişi için de yararlıdır.
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #8 : Temmuz 03, 2010, 09:25:08 »
Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB)       
Bu konuda geçmiş farklı klinik gözlemlerin sentezinden oluşan bir katagoriyi yansıtır.Bu gözlemlerden biri p...ologlara aittir ve yapılandırılmamış testlerde (Rorschach gibi) şaşırtıcı bicimde affekt lerin aşırı yüklülüğünü ve p...oza benzer algılamanın görülmesi ile ilgilidir.farklı bir çerçevede p...analistler serbest çağrışım uygulandığında bu hastalarda p...oza benzer regresyon goruldugunu gozlemislerdir.3.bir gozlem hastahane personelinden gelmistir.Personel ...likla bu hastalarin onde gelen problemlerinin (ki genellikle. depresifdirler) dışında siddetli davranışsal regresyon ve paranoid tutumlar içine girdiklerini gözlemişlerdir.Son olarak ve daha önemlisi ;p...oterapistler hasta işbirliği içine girmeye çalıştıklarında kendilerini çaresiz ve öfkeli 'hissetmelerine neden olan hostil (düşmancıl) ve manipulatif bir tutumla ,karsılaşırlar.


Bu gözlemler sonucu söz konusu hastalara-bir çok isim takıl mistir.Standart kategorilerden hiç biri tam olarak bu hastalara uymamıştır."Borderline terimi” genellikle tedavi edilemeyen bir hastaya,marjinal veya tipik olmayan bir p...oz formunun düşünüldüğünü işaret etmek için veya ne bir tanı alabilen ne de bir tedaviden fayda gören hastaları,kinayeli bicimde çağrıştıracak bir çöp sepeti olarak kullanılmıştır.

 

 

Tanım

BKB içinde bulunduğu kişilerarası ilişkiler çerçevesinde gözlenen kişilik organizasyonunun ileri derecede fonksiyon bozukluğu gösterdiği bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluklu kişilerin ayırt edilmesinde,merrkezi kriter,diğer kişilerle olan iliksilerinde önceden kestirilemeyen çok sayıda değişik tutum gösterebilmeleridir. Borderline kişi diğer kişilerle supportif(destekleyici) bir ilişki içine girdiğinde veya yapılandırılmış sıcak bir ilişkinin bulunduğu ortamda devam eden disforik bir mood ve kendi halinden memnun olmama hali "sergiler. Ancak ilişkiyi sürdüren ve oldukça yapışkan görünümlü bağımlı bir kişilik stili vardır. Böyle bir ilikside seperasyon tehdidi veya ilişkide bulunan kişinin çekilmesi ile karakteristik olarak kızgın yada. hostil bir afekt (duygu durumu) içinde manipulatif,self destruktif (kendine zarar veren)davranışlarda bulunur.Bu davranışlar ilişkiyi devam ettirme hissini yasamak ve çekilen taraf üzerinde kontrolü sağlamak amacını güder.Yapışkan,bağımlı personel stili yerine kişinin değerini tamamen devalüe eden bir tavır görülür.Kendilerini devam eden ilişki içinde bulamadıkları zaman affekt(duygu durum) panik haline dönüşür.Yalnızlığı tolere etmedeki zorlukları nedeni ile bu hissi azaltabilmek için alkol veya madde kullanımına başvururlar yada yeni insanlarla iliksi kurma hissi veren rastgele,impulsif davranışlar içine girerler.BKB’li kişiler referans(kendilerine imada bulunulduğu düşünceleri) ve dissosiatif state' lerin (kişilikte çözülme ve şuur bulanıklığı hallerinin) sık görüldüğü p...otik ideasyonlarda (düşünceler-fikirler) gösterebilirler.Bütün bunların amacı yalnızlıktan kaçınmak ve gerçeklik içinde sağlanamayan ilişkilerin yerini doldurmaktır




TANI

Erken erişkinlikte başlayan "mood da kişiler arası ilişkilerde ve self imajında instabilite ile giden bir kişilik bozukluğu formudur. Teşhis için DSM IV kriterlerine göre aşağıdakilerden en az 5 inin bulunması gerekir.


1. Aşırı idealizasyon ve develüasyon(değer verme ve değerini düşürme) uçları arasında gidip gelen unstable(istikrarsız) kişiler arası ilişkiler
2. Kendisine zararlı en az iki alanda impulsivite (engellenemeyen davranışlar)(aşırı para harcama,aşırı seç,madde kullanımı,aşırı alışveriş,pervasızca araba kullanmak,yemeğe aşırı düşkünlük)
3.Affektif instabilite; Mood da depresyon, anksiete, irritabilite (huzursuzluk) arasında bir kaç saatlik nadiren bir kaç günlük hızlı gidiş gelişler.
4. Uygunsuz yoğun kızgınlık,öfke duyguları veya bunları kontrol edememe ;ani öfke patlamaları,fiziksel dövüşlerde bulunma
5.Kronik boşluk ve can sıkıntısı duyguları
6.Gerçek veya hayali terk edilme korkuları, bunlardan kaçınmak için dramatik girişimlerde bulunmak
7. Rekurran (tekrarlayıcı) suisid (intihar) girişimleri veya kendine zarar verici girişimlerde bulunmak
8. Belirgin ve daimi kimlik bozukluğu;(en az iki konuda) self imaj;sexuel seçim,uzun vadeli hedefler ve kariyer secimi,arzu edilen arkadaş secimi.tercih edilen değerler konusunda tutarsızlıklar.

KARSILASTIRMALI NOSOLOJİ (hastalıkların karşılaştırılması)

Borderline terimi ile tarihsel olarak ilişkili 2 değişik konsept vardır. "Borderline kişilik organizasyonu ile tüm ciddi kişilik bozukluklarının “narsistik,anti sosyal,sizoid ...lotimik” altında yatan temel özellik yansıtılmak istenmiştir;stabil bir kimlik duygusunun başarılamaması, realite testine(gerçekliği değerlendirme) genellikle sağlam olusu ve geçici olarak bozulabilmesi primitif.defansları kullanmaya yatkınlık (splitting,yadsıma,projeksiyon , omnipotent fantezi)
İkinci bir BKB konsepti bir ana hastalığın (Şizofreni veya "Mood bozukluğu gibi) aticik veya marjinal bir formu olduğu seklindedir. 1960 lardan beri kritik sinirin Şizofreni ile olduğu düşünülmüştür.BKB olarak tanımlanan hastaların erken deskripsiyonlarinda p...oza regrese olma kapasiteleri özellikle vurgulanmıştır. Ancak geçen literaturlerde Mood bozuklukları ile olan sınırlara ve mood labilitesine(değişkenliğine-tutarsızlığına) dikkat çekilmektedir.
Dinamik p...iyatriye eğilimli merkezlerde BKB tanısı daha ... kullanılır ve p...oteropotik yaklaşımlar yaygındır.Tam tersine Biyolojik paradigmaların dominant olduğu merkezlerde çok daha dikkatli kullanılır ve ana bir hastalığa bağlayacak,p...oza benzer ve affektif karakteristikler belirlenmeye çalışılarak farmakolojik bir tedaviden yararlanma olasılığı üzerinde durulur.
 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #9 : Temmuz 03, 2010, 09:25:55 »
Histerik Kişilik Bozukluğu       
Bu rahatsızlık renkli,dramatik ve dışadönük davranış biçimi ile karakteristiktir.İlk bakışta canlı-renkli görünüme karşın derin ve uzun süreli ilişkileri sürdürmede bir yetersizlik görülür.

Toplum içinde %2-3 oranında görülür.P...iyatri kliniklerinde hasta popülasyonunun %10-15 kadarının diğer teşhislerin yanı sıra bu rahatsızlığın teşhisini de (ilave olarak aldığı) görülür.

 

Tanı:
Görüşme esnasında hastalar iyi diyalog kurarlar,detaylı anlatımları ve renkli dilleri vardır.Dil sürçmeleri ve konuşma esnasında duygulanmalar görülür.

Klinik Özellikler:Yüksek derecede dikkat-ilgi çekme ihtiyacı ve bu ilgiyi sağlamak üzere renkli-canlı-dramatik davranışlar görülür.Düşünce ve duygular abartılıdır.Herşey gerçekte olduğundan daha önemliymiş gibi yansıtılır.Eğer yeterince ilgi görmezler-ilgi merkezi olmazlar ,övgü-takdir almazlar ise öfke nöbetleri,göz yaşları ve suçlamalar devreye girer.

 


Cinsel yönden baştan çıkarıcı davranış hem erkek hem kadın hastalarda görülür.Buna mukabil seksüel yaşamda rahatsızlıklar bulunur.Kadınların başlıca sorunu orgazm bozukluğu erkeklerin ise iktidarsızlıktır.Destek-dayanak-bağımlılık arayışları neredeyse sonsuzdur.Bu arayış yüzünden seksüel yaklaşımlara sık başvurulur.İlişkileri baştan derinlik vaad ederse de devam ettikçe yüzeysel bir karaktere bürünür.Bastırma ve dissosiasyon(çözülme) kullanılan başlıca ego savunma mekanizmalarıdır.Stres altında gerçeklik testi bozulabilir ve geçici p...otik bir atak görülebilir.

 


Duygusal gibi görünmelerine rağmen kendi duyuguları ile yüzleştirildiğinde sürprize uğrar ve bahsedilen duyguları duyumsamadıklarını söyleyerek inkar ederler.Bu hal gerçek duygu duurmlarının farkında olmamaları ile ilişkilidir.

 

Ayırıcı tanı:
Borderline (sınırda) kişilik bozukluğu ile karışır.Borderline kişilik bozukluğunda intihar girişimi,kimlik karmaşası ve kısa p...otik atak daha sık görülür.Somatizasyon rahatsızlığı(hastalık hastalığı) ise Histerik kişilik bozukluğunda sık görülür.Kısa p...otik rahatsızlık veya dissosiatif(çözülme) rahatsızlığı geçiren hastalarda histerik kişilik bozukluğu mutlaka düşünülmelidir.

Tanı Kriterleri:
Erken erişkinlikte başlayan ve devamlılık arz eden aşırı duygusal,dramatik davranış-ilgi odağı olma çabası şeklindeki eğilime aşağıdakilerden kriterlerden beş veya daha fazlasının eşlik etmesi gerekir.


1.İlgi odağı olmadığında yoğun rahatsızlık hisseder
2.Uygunsuz cinsel-baştan çıkarıcı davranış görülür
3.Kolayca yön değiştiren renkli ama yüzeyel duygusal ifadeler görülür
4.İlgi odağı olmak için fiziksel görünüm üzerinde odaklanılır(aşırı makyaj ve çarpıcı giyim)
5.Etkileyici ancak detay içermeyen konuşma tarzı vardır.
6.Duygulanım abartılıdır,kendini-kendi durumunu sık sık dramatize ederek anlatır ve teatral (rol yapan-abartılı) bir tarzı vardır.
7.Telkine yatkındır.Kolayca yönlendirmelerden ve çevredeki davranışlardan etkilenir.
8.İlişkilerin genellikle olduklarından daha yakın olması gerektiğine inanır.
 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #10 : Austos 20, 2010, 01:33:51 S »
Nevroz ve kişilik bozukluğu arasındaki fark nedir?       
Kişilik Bozuklukları 

Nörotikler bir bakıma kendilerine teşhis koyan günahkârlardır. P...iyatrik yardim isterler,itiraflarda bulunurlar ve genellikle kendilerini iyileştirmeyi başarırlar..
Teknik terminoloji ile semptomları otoplastik ve ego-distonikdir.Otoplastik terimi rahatsızlığın kendini etkilemeye-değiştirmeye yönelik olduğunu ego-distonik terimi ise rahatsızlığın belirtilerinin kişi tarafından kendiliğe yabancı görüldüğünü belirtir.Tam tersine kişilik bozukluklu hastanın semptomları alloplastik ve ego-sintonikdir.

 

Burada alloplastik terimi ile kişinin kendisini değil çevresini rahatsız gördüğünü ve değiştirmek istediğini ,ego-sintonik terimi ile de rahatsızlığın karakteristik özelliklerinin kendiliğe yabancı hissedilmediği ve benimsendiğini kastederiz.Kişilik bozukluklu hasta p...iyatrik yardımı reddetmeye ve onun yerine toplumu veya p...iyatristi suçlamaya yatkındır.
Nörotisizm fobi ve obsesyonlar göz önünde tutulduğunda ,sanki ayakkabı içine konulmuş bir taş parçası ile koşmaya benzer ve kişiye oldukça sıkıntı verir.Paranoid veya pasif agresif kişilik bozukluğu ise kişiye bir sıkıntı vermezken çevresindeki kişilere sıkıntı ve kızgınlık duygusu verir. Toplumun semptom olarak gördüğü şeyden kişilik bozukluğu olan kişi bir acı hissetmediği için tedavi için motive olmaz.Değişmeye karsı rezistans kolayca sorumsuzluk sanılarak gözden kaçar.
 
Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....

Çevrimdışı gazili01

  • Yetkili Moderatör
  • İmalat-ı Harbiye
  • *****
  • İleti: 310
  • +1910:Teşekkür Sayısı 0
Ynt: Psıkiyatri<br>
« yanıtla #11 : Aralk 24, 2010, 11:11:09 »
Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Korku kelimesi, çocuklarımızdan sık duyduğumuz ve kimi zaman nasıl bir yaklaşımda bulunacağımızı bilmediğimiz durumlarla bizi karşı karşıya getirir. Genel bir bakışla korku; algılanan bir tehlike, tehdit anında hissedilen ve gerilim, güçlü bir kaçma veya kavga etme dürtüsü, hızlı kalp atışları, kaslarda gerginlik, v.b. belirtilerle yaşanan yoğun bir duygusal uyarılmadır.

Korku, çocuğun gelişim sürecinde var olan bir duygudur. 6 aydan itibaren bir bebek yabancı nesneler, yerler ve kişilere karşı korku geliştirebilmektedir. Birincil bakıcıları (genellikle anne ve baba) olmaksızın bebek farklı ortamlara tepkiler verir. Yeni tanıdığı, tanıştığı kişilere ağlayarak yaklaşır, anneyi arar. Bu doğal gelişim sürecinin bir sonucudur. Bebeğimizin çevreye olan algısı artmış ve tanıdık-tanımadık sınıflandırmalarını değerlendirmeye başlamıştır artık. Yabancılık çekme ve ebeveynden ayrılmaktan kaçınma 2 yaşa kadar devam eder.

2 – 5 yaş arası çocuklar ebeveynden ayrılık ve terk edilme dışında farklı korkular da geliştirmeye başlamıştır. Bu korkular; çeşitli hayvanlar, yüksek ses ve karanlığa yöneliktir.gelişim dönemi korkularında anne babalara düşen görev bu korkuları doğal olarak algılamak ve bu korkulara odaklanmamaktır. Böyle olduğu takdirde çocuk anne babanın tepkilerinden korkuların yersiz olduğu mesajını alır. Tam tersi durumlarda ise, örneğin anne ve babaların bu korkulara odaklanması halinde, “birşey yok, eğer çok korkuyorsan yanımda kal….” Şeklindeki tepkileri çocukların aklında çeşitli sorular bırakabilir. Örneğin çocuk; “baka annem/ babam da bu korkuyu önemsiyor, demek ki gerçekten kötü bir şeyler var” şeklinde düşünebilecektir. Eğer gece yatarken çocuğumuz karanlıktan korkuyorsa hafif bir ışık açık bırakılıp odasında yatması sağlanmalıdır. Eğer korku objesi bir hayvan ise; anne babalar bu korkuyla başa çıkmayı çocuklarına aldıkları oyuncaklarla sağlayabilirler. Aynı zamanda çevrede karşılaşılan hayvanlara karşı anne babaların çekingenliği de çocuklar tarafından dikkatlice gözlenecek ve öğrenilecektir ki bu durum korkuların doğal korkudan patolojik korkulara (fobilere) geçişine neden olabilmektedir.

İlkokul çağlarına gelindiğinde, çocuk gelişimsel olarak farklı korkularla yüzleşebilmektedir. Bu korkular ebeveynlerin ölümü, okulda aşağılanma gibi daha çok soyut kavramlara yöneliktir. Bu dönem korkularıyla başa çıkmada çocuğun geçmiş yaşantısı ve ebeveynlerinin tutumları önem kazanmaktadır. İlkokul çağları çocuğun soyut düşünce yeteneğinin geliştiği, sosyalleşme ve bireyselleşmenin önem kazandığı dönemdir. Bu dönemde çocuk artık kişiliği ve kimliğini çevreye kanıtlama, ebeveynden uzaklaşma eğilimindedir. Ebeveynlerinin daha önceki dönemlerde verdiği sorumluluk alma becerileri, çocuğun bireyselleşmesini destekleyecek, hızlandıracaktır. Elbette ki bu yeni dönemde oluşan sosyal yaşam ilişkin korkular doğaldır.

Çocukluk döneminde ortaya çıkan ve p...iyatrik sorunlar diyebildiğimiz korkular ya da yaygın kaygı halleri vardır ki anne babalar bu korkuları iyi ayırt ederek, müdahale ve desteği geç kalmadan çocuklarına sunmalılardır.

Zaman zaman çocuklarımızın çevresindeki tüm değişikliklere ve olaylara yoğun bir kaygı ve korku ile baktığını fark edebiliriz. Bu kaygılar huzursuzluk, aşırı heyecan duyma, kolay yorulma, düşünceleri yoğunlaştırma zorluk çekme ya da zihnin durmuş gibi olması hali, irritabilite/duygusal hassaslık, kas gerginliği ve uyku problemleri ile kendini gösterebilir. Çocuk kaygısını kontrol etmekte zorlanır. Kaygı durumuna fiziksel yakınmalar da eşlik edebilir. Bu tür durumlar çocuğun yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuklarımız içsel sıkıntı ve streslerini zaman zaman sözel olarak dile getirememekte ve davranışları ile yardım çağrısında bulunmaktadırlar. Bu yardım çağrıları anne babalar tarafından dikkatlice değerlendirilmeli ve duyarlılıklar karşılanmalıdır.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu olarak tanımlanan p...iyatrik tablo çok hafif tedirginlikten dehşet ve panik derecesine kadar değişen yoğunluklarda olabilir. Bu aşamaya gelen anksiyete kişiyi koruma düzeneklerinden biri olma özelliğini yitirir ve kişinin başa çıkması gereken bir sorunu haline gelir.

Belirtileri ruhsal ve bedensel belirtiler olarak iki ana grupta toplanır.

1. Bedensel Belirtiler

Kan basıncının ve kalp atışının artması

Kas gerilmesi

Ürperme

Gözbebeklerinin büyümesi

Derinin solması ya da kızarması

Terleme

Sık tuvalete gitme

Öğürme, geğirme, kusma

Boğazda düğümlenme

Hava açlığı

Sersemlik hissi

Uyuşma ve karıncalanmalar

Uyku bozukluğu

2.Ruhsal Belirtiler

Huzursuzluk

Aşırı heyecan

Endişe

Düşünceleri toplamada güçlük

Zihnin durması hissi

Denetim yitirme

Çıldırma veya ölüm korkusu

Anksiyete bozuklukları kalıtsal, biyokimyasal ve çevresel faktörler, çeşitli hastalıkalr ve ilaçlara bağlı olarak ortaya çıkabilir, fakat bazende belirli hiçbir neden bulunmaz.

Anksiyetenin toplumda görülme sıklığı % 5-10 oranında belirtilmaktedir. Tedavisinde anksiyolitikler, antidepresanlar kullanır ayrıca medikal tedaviye destek olarak p...oterapi uygulanması yararlı olur.

Anne-babaların çocuklarına verdikleri güven duygusu ve çocuklarının özgüvenini sağlayıcı onurlandırmalar, anksiyete bozukluğu tedavisinde uzmanlara yardımcı olacaktır. Aynı şekilde çocuğun kaygısının okulda ki performansını da etkileyeceği göz önüne alındığında, tedavide aile-okul-uzman işbirliği gereklidir.

Bir gun ANKARAGÜCÜ gerçek ANKARAGÜÇLÜLERİN olacak....